Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ocak '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1437
 

Darbeler ve darbelerin ne olduğunu unutanlar için 12 Eylül işkencelerinden bir demet…

Darbeler ve darbelerin ne olduğunu unutanlar için 12 Eylül işkencelerinden bir demet…
 

bir tutuklunun yere yatması istenir, diğer tutuklulara, yerde yatan tutuklunun üzerine işemesi...


Günümüzde bazı kişiler, birtakım nedenlerle sabah erkenden gözaltına alınmakta, bazılarını otomobillere bindirirken kafalarına üstten bastırılmakta, bazıları da kaldıkları odaların soğuk olduğunu ifade etmektedirler. Elbette yasaların izin vermediği bir uygulamanın yapılmasına hiçbir akıl ve vicdan sahibinin onay vermesi düşünülemez. Ancak; kısa bir müddet evvel yapılan bir askeri darbede yapılanları da ülkemizin geldiği nokta açısından hatırlamakta fayda olduğuna inanmaktayız. Bu nedenle bir ülkede hukuk üstün olmak zorundadır. Bu nedenlerle bir ülkede gerçek demokrasi olmak zorundadır.

Virgülüne dokunmadan darbe döneminde yaşanmış işkencelerden örnekler;

Diyarbakır Cezaevi Gerçeğiyle Yüzleşme Araştırma ve Adalet Komisyonu raporundan akıllara durgunluk veren işkence yöntemleri*;

FALAKA: Yaygın ve sürekli uygulandı. Ayak tabanı, ellerin içi gibi vücudun kaslı bölümlerine kalas, cop, zincir, saz sapı, pik demir vb. vurularak gerçekleştirilirdi. Bu yöntem, ayak tabanlarını ve el ayalarını patlatır, kaba yerleri ezer, morartır, tırnakları sökerdi. El ayak gibi herhangi bir yeri kırar, sakat bırakırdı.

KÖPEK SALDIRTMA: Tutuklu çırılçıplak soyulur, kurt köpeği üzerine saldırtılırdı. Köpeğin ilk kaptığı yer bacak arası olurdu.

ZlNCİR: 20-25 metre uzunluğundaki zincirin uçları iki tutuklunun boynuna bağlanır, tutuklular sırt sırta verdirilerek ters yönde hızla itilir. Tutuklu tek ayağından zincire bağlanır, bu zincir yüksek bir yere asılır, tutuklu bayılıncaya kadar askıda kalırdı.

GERME: Tutuklunun bir bacağı merdiven kenarlığına bağlanır, diğer bacağı da açık bırakılan koğuşun gözetleme deliğine bağlanıp kapı kapatılır, tutuklunun bacakları koğuş kapısının eni kadar gerilir ve öyle kalırdı. Koşuşturulur, zincir tam gerilince, her iki tutuklu da sırtüstü yere düşerdi.

AYAKTAN ASMA/TEPE: 50-60 kişi havalandırmaya alınırdı. Gardiyan "tepe ol" komutu verince tüm tutuklular üst üste bindikten sonra, bir tutuklu da üst üste yatan tutukluların üstüne çıkar, istiklal Marşı'nın on kıtası okutulurdu.

KULE: Havalandırmaya çıkan tutuklular altı kişilik daire oluştururlardı. Bunların üzerine 3-4 kat olacak biçiminde tutuklular çıkarıldıktan sonra, gardiyanın "yıkıl" komutuyla kule oluşturan tutuklular kendini yere bırakır ve böylece tutukluların değişik yerlerinde kırılma, incinme ve çıkık olurdu.

RANZA ALTI: Gardiyanlar ellerinde kalaslarla koğuşa girip, "ranza altı ol" komutunu verince, koğuşta bulunan tutukluların hepsi ranzaların altına girerdi. Herhangi bir yerlerinin açıkta kalmaması gerekiyordu. Ranzaların altına tüm tutuklular sığmadığı için kiminin eli, kiminin kolu dışarıda kaldığından, gardiyanlar ellerindeki kalaslarla tutukluların dışarıda kalan kısımlarına vurmaya başlardı.

KANTAR: Tutuklular havalandırmada çırılçıplak soyundurulup tek sıra halinde dizilirler, sıranın ön tarafında duran tutuklu sırt üstü yatırılırdı. İkinci tutuklu, yatan tutuklunun testis ve erkeklik organlarından tutarak yukarı kaldırır, tutuklunun kaç kilo geldiğini söylemesi istenirdi. Tüm tutuklular birbirini tartana kadar bu işlem devam ederdi.

KERVAN: Havalandırmada, tutuklular tek sıra dizilir, her tutuklu önündeki tutuklunun sırtına bindirilir, bacakları, altındaki tutuklunun boynundan aşağıya sarkıtılır ve kulaklarından tutması istenirdi. Gardiyanın komutuyla tutuklular yürümeye başlar ve bu işlem tutuklular ayakta duramayacak duruma gelene kadar sürerdi.

SEHPA: Tutuklu gece koğuştan alınıp, koğuş koridorunda gardiyan ve subaylardan mizansen olarak oluşturulan bir mahkemede sorgulanırdı. Mahkeme, tutukluyu idam cezasına çarptırır, ikinci katın merdiven kenarlığına bir ip geçirilip, ipin ucuna tutuklunun boyun kemiğini kırmayacak düzeyde kalın bezden bir ilmik takılır, tutuklunun boynu bu ilmiğe geçirilir ve temsili infaz gerçekleştirilirdi. Tutuklu tam boğulacağı sırada ip açılırdı.

COP ......: Gardiyanlar copu zeytinyağına batırır ve yağlı copu tutuklunun ………… zorla sokardı. Sonra bu copu kendisine ya da bir başka tutukluya yalatırlardı.

ÇEK-ÇEK: Tutuklu çırılçıplak soyundurulur ve erkeklik organına bir ip takılırdı. Gardiyan ipin diğer ucunu alıp hızla koşar, tutuklu da zorunlu olarak gardiyanın peşinden koşar.

LAĞIM SUYUNA SOKMA: Tecrit bölümünün alt katındaki bazı tuvaletlerin delikleri tıkanır. Hücrelerin pisliği ve lağım suları burada biriktirilir, diz boyu kadar oluşturulan pisliğin içine tutuklu atılır ve pislik yedirilirdi.

KiTAP OKUMA: Koğuşta bir tutuklunun eline kitap verilir, tutukluya avazı çıktığı kadar yüksek sesle tek tek sözcükler okutulurken, diğer tutuklular bu sözcükleri tekrarlarlardı. Sabahtan akşama kadar yapılan bu işlem sırasında, tutuklular ayakta durmak zorundaydı.

MARŞ SÖYLETME: Cezaevinde bulunan herkes elli'yi aşkın marşı ezberlemek zorundaydı. Bu marşlar tutukluların ses telleri tahriş oluncaya kadar söyletilirdi.

ÖL DEDİĞİMDE: Tutuklu havalandırmanın orta yerine çıkarılır, hazır ol durumuna geçirilirdi. Gardiyanın "öl" komutuyla tutuklu kaskatı, eklemlerini kırmadan yere düşürülürdü. Bu işlem gardiyanın keyfine göre tekrarlanırdı.

SİGARA İÇİRME: Bunun çok çeşitli yöntemleri vardı. En çok uygulananları şunlardı: Koğuşta kalan tutukluların eline beş adet sigara verilir, sigaraların tümü yakılarak devamlı ağzında tutulurdu. Gardiyanın "çek-bırak" komutuyla sigaralar bitinceye kadar içirilir, sigaralar-filtreleri dahil- tutuklulara yedirilirdi. Bu sırada koğuş pencereleri kapatılır, havasızlık ve dumanla boğulma ortamı yaratılırdı.

BANYO: Tutuklular çırılçıplak soyundurulur ve tek sıra halinde banyoya götürülürdü. Banyoda sabun kullanılmazdı. Hortumla tazyikli su tutukluların üzerine fışkırtılırdı. Daha sonra tutuklular koridora çıkarılır, "Yat-sürün" komutuyla tutuklular yerlerde süründürülerek koğuşlarına götürülürdü.

SAYIM DÜZENİ: Tutuklular günde en az beş kez sayılırdı. Her sayımdan önce, tutuklular sayım düzenine geçer, sayım talimi yaptırılır, yüksek sesle tekmil verilir, rahat-hazır ol ile, çöker kalkarlardı.

GECE NÖBETİ: Geceleri her koğuşta mevcuda göre 2-7 kişiye kadar tutukluya sırayla nöbet tutturulurdu. Nöbet sırasında devriye gezen gardiyanlar, koğuşun mazgal deliğini açar, nöbetçi tutuklunun mazgaldan dışarı elini uzatmasını ister, tutuklunun ellerine cop veya kalasla istediği kadar vururdu.

LOKOMOTİF: Tutuklular havalandırmaya çıkarılır, İki kişi çırılçıplak soyundurulur, bunlardan birisi domalıp iki eliyle diz kapaklarını tutar, diğeri de arkadan bunu kucaklardı. Gardiyanın "uygun adım marş" demesiyle her iki tutuklu havalandırmada dolaşırlar, diğer tutuklular zorunlu olarak bunları izlerdi.

PİSLİK YEDİRME: Her havalandırmanın ortasında bir lağım çukuru vardı. Lağım suları ve insan pislikleri burada toplanırdı. Tutuklulara bu çukurdan avuç avuç pislik alıp yemeleri istenirdi.

İŞEME: Havalandırmada bir tutuklunun yere yatması istenir, diğer tutuklulara, yerde yatan tutuklunun yüzüne işemesi istenirdi..

TECAVÜZ: Cezaevinde görev yapan gardiyanlar, genç tutuklulara merdiven altlarında zorla ………….. ederlerdi. Ayrıca iki tutuklu çırılçıplak soyundurularak …………. etmeleri istenirdi.

HASTANE: Hastanede de cezaevindeki kurallar geçerliydi. Hasta, tuvalete götürülmez, yatakta da hazır ol vaziyetinde yatardı.

VEREM: Veremlilerle, sağlam tutuklular birbirinden tecrit edilmez, aynı kapta yemek zorunda bırakılırdı. Aynı battaniyenin altında yatırılırlardı. Veremlilerin balgamları tahlil yapılacak bahanesiyle toplanır, karavanadaki yemeklere karıştırılır ve bu yemekler tüm tutuklulara yedirilirdi.

AYAKTA BEKLETME: Bu yöntem cezaevinde her gün geçerliydi. Sabah saat 05'den akşam 17-19'a kadar tutukluların oturması yasaktı.

KONUŞMA YASAĞI: Koğuş içindeki iki kişinin birbiriyle konuşması, tutuklunun gülmesi ve düşünür gibi görünmesi yasaktı. Böyle bir suçu işleyen tutuklulara yukarıdaki işkence yöntemleri uygulanırdı.

GECE BASKINI: Nöbetçi subay ve gardiyanlar, gece geç saatte tutukluların koğuşuna girerek, uyku sırasında tutuklulara cop veya kalaslarla dayak atarlardı.

AVUKAT-ZİYARET DAYAĞI: Avukat görüşmesine ve diğer görüşmelere gidip gelirken tutuklulara dayak atılırdı. Görüşlerde hiçbir şey konuşulmaması tembih edilirdi. Tutuklular avukatlarıyla savunma konusunda görüş alışverişinde bulunamazlardı.

MAHKEME DAYAĞI: Tutuklular mahkemeye götürülürken cenaze arabasına bindirilirlerdi. Elleri arkadan kelepçeli olurdu. Cenaze arabasına binerken ve çıkarken gardiyanlar tarafından dövülürlerdi.

(*)Gazeteci Oğuz Güven 78 kuşağının anlatıldığı "Zordur Zorda Gülmek" adlı kitabından (Hürriyet gazetesi 12 Eylül 2008)

Resim;www.haberler.com'dan alıntıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

vahşi bir hayvanın bile akıl edemeyeceği, etse de yapamayacağı bu iğrençliği yapanlar acaba bu gün yaptıkları ile övünüp gurur duyuyorlar mı? kendi çoluk çocuklarının yüzüne sanki bunları yapmamış gibi bakabiliyorlar mı? başkaları kendi çocuklarına bunları yapsa ne hissedecekleri akıllarına geliyor mu?merak ediyorum ellerine ne geçti acaba? Guantanamo diyoruz ya, orada bile bunların bir tekinin yapıldığını sanmıyorum. !2 eylül'de ne olduğunu hala anlayamamış safdillere güzel bir hatırlatmaydı. elinize, insan yüreğinize sağlık. saygılar, selamlar.

hazandagüzeldir 
 28.01.2009 19:25
Cevap :
Değerli hazandagüzeldir, bilirsiniz, ülkemiz gerçek demokrasi ve fikir özgürlüğüne sahip olamadığı için Avrupanın en fakir ülkeleri arasındadır. Tüm zengin ülkelere baktığımızda, onların gerçek demokrasi ve fikir özgürlüğüne sahip olduklarını görürüz. Günümüzde artık askeri darbeler sadece Afrika kıtasında ve hiç gelişmemişler kabilelerinde olmaktadır. Aramızda ne yazık ki (nasıl bir yüksek öğrenim görmüşlerse!) okuduğunu ifade edenlerin arasında dahi hala askeri darbelerin gerekliliğini, hangi akıla hizmet ediyorlarsa savunmaktadırlar. Umarım bu yazıyı okurlar ve gerçek demokrasi ve fikir özgürlüğünün ne olduğunu bir kez daha değerlendirirler. İlginize teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  30.01.2009 17:17
 

Merhaba...Bloğunuzun dün Deniz Baykal'ın Silivri hakkında söyledikleri ile bir bağlantısı var mı bilmiyorum... Deniz Baykal, dün yaptığı açıklamada, Silivri'de devam eden dava için neden orasının, "Guantanama" gibi olduğunu söyledi dersiniz? Selamlar

cdenizkent 
 28.01.2009 12:11
Cevap :
Değerli cdenizkent, Sn Baykal'ın dili sürçmüş! Silivri'yi değil, 12 Eylül Diyarbakır cezaevlerini ima etmiştir! Nurettin Yılmaz'dan dinleyelim; "45 gün gözaltında tutuldum. Her gün ayaklarımdan tavana asıp sallıyorlardı... ve ...cop sokuyorlardı. bıçak verseler kendimi öldürürdüm... 60 kadar hücre vardı ve altı metre karelik bu hücrelerin her birinde 20-25 kişi kalıyordu. Dört katlı binanın bütün kanalizasyonu bu en alt kattaki hücrelere akıyordu. Biz hücrelerde bir beton tümseğin üzerinde yatıyorduk. Kanalizasyonun üstü açıktı ve tümseğe doğru yavaş yavaş kabarıyordu. Ellerimizi arkadan bağlayıp bize bu kanalizasyondan dışkı yediriyorlardı. Bir gün “Dikkat!” diye bir komut verildi ve içeriye binbaşı girdi. Adı Binbaşı Esat Oktay Yıldıran"dı. “Beni Ankara ve Erzincan"daki yoldaşlarınızdan sorabilirsiniz. Eğer burada Allah varsa, o benim. Hâkim, savcı, kolordu komutanı benim amirim değil. Sizi var da edebilirim, yok da edebilirim" Neşe Düzel'in Nurettin Yılmaz'la röportajından  28.01.2009 14:34
 

Merhaba...Bu işkenceler varken Deniz Baykal, Silivri için neden bunları örnek vermedi de Silivri'yi Guantanamo'ya benzetti dersininiz? Selamlar.

cdenizkent 
 28.01.2009 11:41
Cevap :
Değerli cdenizkent, Sayın Baykal gibi hukukçu ve deneyimli bir siyasetçinin, yapılan bu işkenceleri veya daha vahimlerini bizden daha fazla bilmemesi mümkün değildir. Hatta bir adım ötesinde, Musevi Rockfellerin verdiği burs ile iki yıl kaldığı ABD cezaevlerini de… Buna rağmen (kimilerine göre hala ülkemizde bazı saf vatandaşlar kalmış ki!) Kalkıyorlar; bazı emekli bürokratların bağımsız mahkeme kararlarına istinaden evlerinin aranmasını, sabah erken gözaltına alınmasını bir zulüm olarak değerlendiriyorlar. Demek ki, o dönemde cezaevinde yapılmış olan bu işkenceler onlara göre sabah sporu! Bu durumlar için herhalde söylenecek tek söz vardır. Bazıları hala; “Alemi kör, herkesi sersem sanmaktadır?” Bırakınız Guantanamo'yu, bugün gözaltına alınanların kafasını arabaya vurmasın diye bastırmak dahi işkence olarak görülmektedir. Demekki ülkemiz, insani değerler açısından çok iyi bir yere gitmektedir. İlginiz için teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  28.01.2009 12:54
 

Biz hafızası zayıf milletizdir Mehmet bey..Arada bir bunları hatırlatmazsak, insanlar darbeyi şenlik sanacaklar..Ellerinize sağlık..Selamlar..

ali açıköz 
 27.01.2009 22:32
Cevap :
Saygıdeğer Ali Bey, bu ülke hepimizin. Ve bu toprakların üzerinde yaşayan herkes bizim kardeşimizdir. Allah bu millete bir daha işgal ve savaş yıllarını inşallah göstermez. Eğer, bir gün ülkemiz için savaşmaya mecbur kalırsak, bu millet şunu görecektir; bir felaket anında tüm millet et ve tırnak gibi, malı, kanı ve canı ile birbirlerine destek olmaktadır. Akıllı insanlar bu duruma düşmedende, ülkesinin, insanlarının, özgürlük ve demokrasinin kıymetini bilmek durumundadır. Birimize yapılan bir haksızlığı, hepimize yapılmış gibi kabul etmez, benim gibi düşünenler, senin gibi düşünenler dersek, bilmeliyizki, birgün bizde bir haksızlığa uğradığımızda, o zaman bizim yanımızda da kimse olmayacaktır. İlginize teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  28.01.2009 10:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1100
Toplam yorum
: 2703
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1725
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster