Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ocak '19

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
187
 

Darmadağın Sözcükler

Arzu etmek yaşamın yarısı, umursamazlık ise ölümün yarısıdır” der Cibran.

Külliyen yanlış!

Umursamazlık ölümdür, umursanmamak ölümün ta kendisidir.

Umursamazlık, yok saymak… bir hayatı, bir ilişkiyi, bir şeyleri hiç yaşanmamış saymak!

Onca güzellik orada öylece durup sana bakarken, onu görmezden gelmek…

Bunu yapabilmesi için insanın artık hiçbir şey hissetmiyor olabilmesi gerekir geride bıraktıklarına.

Bir yaşanmışlıktan geriye hiçbir şey kalmamışsa, o yaşanmışlık değildir zaten.

Bu nasıl isimlendirilir, onu da bilmiyorum.

Galiba geçen zaman insanın gönlündekileri de, dilindekileri de silip süpürüyor.

Oysa insan kullanmadığı eşyanın bile ara sıra tozunu alır.

Demek ki bizimkisi hiçbir kalıba uymayan, isimlendirilemeyen , yaşanması çok da önemli olmayan tuhaf, gülünesi bir oyundan ibaretti.

Karşılığında bir şey beklenmeyen bir gönüllülük oyunu ki, kuralları en başta konan.

Mızıkçılık yapan oyundan çıkarılmıştı, hepsi buydu…   

&

Biz, yaraların öpüldüğünde iyileşeceğine inanan bir nesildik.

Dizlerimizdeki yaraları eğilip öperken, yüreğimizdekilere umarsız kaldık…

Belki de bu yüzdendi hayatın küçük dokunuşlarına olan hasretimiz.

Ve  belki de çok da ciddiye almamak lazımdı hayatı.

Çünkü biz onun umurunda bile değildik.

Sürekli ebe olduğumuz bir oyun oynuyordu bizimle, neden anlamak istemedik?

Aşkmış, sevgiymiş, gururmuş… geçiniz efendim.

Dinozorlar milyonlarca yıl önce tükenmemiş miydi?

&

Birkaç gün sonra doğum günüm. Yeni bir yaşın, yeni bir başlangıç sayılmayacağı yaşlardayım. Yaz mevsimim gerilerde kaldı.

Refik Durbaş bir şiirinde “Yüreğimde karanfillerden damıtılmış bir yaz” diyor.

Benimse yüreğimde güz güllerinden damıtılmış bir sonbahar…

Kış bir adım ötede.

Sonrası yok!

Tam da yaşamın tadına, sırrına varmışken,hala yapacak onca şey varken, her şeye rağmen aşık, her şeye rağmen umut doluyken.

Bir melek gelip kulağıma “Son kullanma tarihin bitti!” diyecek.

Gidecek olmak değil, geri kalan güzellikleri yaşayamamak ürkütüyor beni.

Kafka’nın Milena’ya yazdığı satırlar geliyor aklıma:  “Yorgunum, tek isteğim yüzümü kucağına koymak, başımın üstünde dolaşan elini hissetmek ve sonsuza dek öyle kalmak.”

Evet, sadece böyle bir gidişe itirazım olmazdı…

 

Sanırım biraz erken, buruk ve darmadağın bir doğum günü yazısı oldu.

Olsun varsın…

Siz bakmayın bunca karamsarlığıma.

Böyle soğuk, sisli puslu havalarda hep böyle olurum.

Yoksa hayatı her şeye rağmen yaşamak, paylaşmak ve sevmek gerek.

Yaşımız kaç olursa olsun…

Hepinize MUTLU YILLAR, seviyorum sizleri.

 

Matilla, Nil ALAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İşte yine gece yarısı oldu, melek yine geldi ve kulağıma; “günün son kullanma saatinin bittiği”ni fısıldadı. Evet, ömür ‘gün’den öte bir şey mi ki? Ömrün geçmesine, hayallerimize, umutlarımıza, yaşanmamışlıklarımıza yanıyoruz da, günü yaşamayı öncelemiyoruz. Yaşanmamış günü önemsemezken, ömür için ağıt yapmak... Dün yok, yaşanmışlıkları kalan. Yarın, bilmiyoruz! Umursanmak ya da umursanmamak, ne gam; eğer kendim umursamışsam; yaşanmışlıklardan son kullanma saatinden önce, zamanında kullanılabilenlerden kılabildiysem, gün bitiminde. Her sabah gözümü hep aynı mevsimin, sevginin aydınlığına açtığımı anladığım, günü bu şevkle yaşayıp, son kullanma saatine, yarın endişesi yerine bugünün yaşanmışlığı huzuru ile ulaştığımda ‘bozkırlarda kar fırtınaları’nı yaşamak yerine, ‘ilk baharın ılık meltemi’ni duyumsuyor olacağım. Yeniden. Ve yine yeniden. Ta ki, gözümü açmaya üşenip de “zamansız evren”de istirahate geçene kadar. Nice güzel günlere sevinçle gözünüzü açmanız dileğiyle M. Erdal Güzeldemir

Mustafa Erdal GÜZELDEMİR 
 05.01.2019 0:52
Cevap :
Kendimizi umursamakla, hayatın bizi umursaması arasındaki derin farktır belki de bizi hüzünbaz eyleyip ağıtlar yaktıran. Bazen yaşamın olumsuzluklarına karşı direnmek yetmiyor. Ancak yine "Daha iyi yenilmek" için savaşıyoruz. Bu savaş yaşamla olduğu kadar kendi kendimizle de oluyor. Keşke her günümüzü huzurla yaşayıp, bunu en son dakikaya kadar sürdürebilsek... Umarım siz bunu başarırsınız. Bloğuma anlam kattığınız için teşekkürler.  05.01.2019 15:29
 

Tekrar merhaba. Elbette sizin belli bir kişi tarafından umursanmayı beklediğinizi anlayabiliyorum. Ancak ne var yaşam acı-tatlı bir gerçekliktir ve herkes zaman içinde her ne sebeple olursa olsun değişir. Ama bu değişim ikili ilişkilerde karşılıklı olarak gerçekleşmez ve siz bir yana savrulurken muhatabınız başka bir yana savrulabilir. Peki,bu durumda hanginiz haklısınız? Kimse ne haklıdır ne de haksız. Bu yaşamın acı-tatlı gerçekliğidir. Umursamak ve umursanmak da işte böyle bir şey. Bir gün sizi baş tacı eden yarın hayatından silip atabilir. Bakın ne diyorsunuz: "Bir yaşanmışlıktan geriye hiçbir şey kalmamışsa o yaşanmışlık değildir zaten". Oysa dün yaşanmış, olmuş bitmiş bir gerçekliktir yaşanmamış saymak akılcı bir tavır değildir. Dün önemliydiniz bu gün ise önemsiz ve bu nedenle de artık umursanmıyorsunuz. Acı tatlı dediğimde budur. Ben salt gerçekçi olmaktan yanayım. Ama size saygım her zaman samimi ve de bakidir. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 04.01.2019 9:47
Cevap :
Bu yorumunuz bana Marquez'in bir sözünü anımsattı. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyle der: "Bittiği için üzülme, yaşandığı için sevin." Yaşanmış, olmuş bitmiş bir gerçekliği yaşanmamış saymak akıllıca bir tavır değil, haklısınız. Olaya felsefi açıdan bakmak farklı oluyor. Hayatın tatlı gerçeklerini kabullenirken, acı gerçeklerine katlanamamak oluyor benimkisi. Kitaplara sığınmam da sanırım bu yüzden... Bana ikinci kez yorum yapma nezaketinde bulunduğunuz için teşekkürler. Gönlünüzce geçecek bir yıl dileğiyle.  04.01.2019 16:55
 

Kusura bakmayın ama siz bence “yaraların öpüldüğünde iyileşeceğine inanan” ama gerçekten “edebiyatla afyonlanmış fakat hiç yaşamamış” kayıp bir neslin milyonlarca mensubundan birisiniz. Yaşam, doğumla başlayıp ölüme kadar uzanan acı-tatlı gerçek bir süreçtir. Bu süreçte ne edebiyatçıların uydurdukları gibi melekler vardır ne de şeytanlar. Umursanmak, umursanmamak, hatırlamak veya unutmak gibi bir dolu olgu hayatın gerçeklerinden sadece bazılarıdır. Siz her şeyi, herkesi umursar mısınız? Elbette ki hayır! Bunu kimse yapmaz, yapamaz! O zaman sizin de herkes tarafından umursanmak gibi bir ayrıcalığınızın olamayacağını bilmeniz, anlamanız gerekir. Örneğin benim doğum günümün gelmesine daha çok var ama siz birkaç gün sonra kutlayacaksınız. Kısacası her birimizin farklı gerçeklikleri vardır ve bu son derece normaldir. Sizin doğum gününüzü bu vesileyle şimdiden kutlar ve bundan sonraki yaşamınızı kitapsız ama tüm “gerçek”liğiyle dolu dolu yaşamanızı dilerim. Sevgi ve selamlarımla:)))

Matilla 
 03.01.2019 7:29
Cevap :
Tüm eleştiri oklarınızı kullanmışsınız. Keşke birkaç tanesini başka bloglara bıraksaydınız... :)) Yazdıklarımın savunmasını elbette yapmayacağım, ama birkaç noktanın aydınlığa kavuşması şart: Edebiyatın semavi bir işlevi olmadığını ikimizde biliyoruz, bu bağlamda, melekler ve şeytanlar faslını geçiyorum. Umursama konusuna gelince; kim demiş herkes tarafından umursanayım diye? Azizim, siz beni anlıyorsunuz ama hep yanlış anlıyorsunuz... İnsan hayatta sadece tek bir kişi tarafından umursanmak ister. Bu da hakkıdır sanırım. Doğum günü dileğinize gelince, teşekkürler ama sadece yarısı için. Zira hayatımın bundan sonrasını kitapsız düşünmem mümkün değil. Siz kitapların insanları gerçeklerden uzaklaştırdığına, bense gerçeklere tahammül gücü verdiğine inanıyorum. Bir de bunca eleştiriden sonra bloğumu önermeniz bana hayli ilginç geldi. Olsun, vardır bir bildiğiniz mutlaka :) Teşekkürler, sevgiler...   03.01.2019 21:01
 

MB yazıları içerisinde devamlı aradığım, bulmak ise oldukça zor olan yazılardan birini bulduğum için bu açıdan mutluyum. Yazınıza gelirsek evet biraz darmadağın olmuş fakat bu dağınıklık okuyanın gönlüne dokunmasına engel olamamış. Hüzünlü yazılar yazdığımızda birçok kişi mutsuz olduğumuzu ve mutsuzluğumuzu yazdığımızı düşünür fakat gerçek farklıdır aslında. Bana göre hüzün ve edebiyat ayrılmaz iki arkadaştır. Birbirlerini tamamlarlar. Kaleminize sağlık. Mutlu yıllar... Saygıyla...

Özkan Sarı 
 02.01.2019 23:51
Cevap :
Borges, "Edebiyat okura dokunmaktır" der. Ne mutlu bana, okurlarımın ruhuna dokunabiliyorsam... Hüznü yazmak için ille mutsuz olmak gerekmiyor tabii. Ama bunu yaşamadan da yazılmıyor. Yazılsa da "dokunmuyor". Hayatın bir döneminde yaşanmış mutsuzluklar, zamanın imbiğinden geçerek damıtılmış bir hüzne dönüşüyor...Sonrası malum. O hüzün kalemin ucundan kağıda akıveriyor.Evet, edebiyat ve hüzün ayrılmaz bir ikili oluşturuyor. Size de mutlu yıllar. Teşekkürlerimle.  03.01.2019 20:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 217
Toplam yorum
: 1809
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2070
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster