Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

28 Mayıs '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
558
 

DARMADAĞINIM

DARMADAĞINIM
 

Darmadağın bir evin içindeyim, herhangi bir eşyaya ulaşabilmek imkansız, tuvalet yok(tu), banyo yok(tu), mutfak hala yok, eşyalar üstüste yığılmış ama ben inanılmaz bir keyif içinde olmasam da huzurluyum. Ne diyordum bir önceki yazımda; herşey bir süreç. Bu da geçecek ve ben bütün eşyalarımı olması gereken yerlere tekrar koyacağım bu tadilat bitip de eğer yaşarsam. İnanılmaz bir karmaşanın içinde dolanıyorum çok fazla bir şey yapamadan ve aynı karmaşık yoldan ulaşıyorum bilgisayarıma. Yazılarınız nerde, bize yol gösterin diyor bir okuyucum. Gülüyorum kendi yolumu bulamamanın verdiği huzurla. Bu bir sosyal sorumluluk halini almış ben yeni mi anlıyorum? Yazmam gerek ama ne yazsam acaba? Bir yazı gelmiş mailime okumaya başlıyorum, etrafımda cevizlerin torbası, onun yanında da tost makinası duruyor ve bütün mutfak eşyaları dizilmişler alt alta üst üste, ben aslında bir odadayım şu an. Yazıyı okuyorum ve ağlıyorum.

<ı>

1994 baharı…Benim annem çalışmak zorunda mı? Neden herkesin annesi okullarında onları ziyaret ederken benim annem yok? Yoksa annem beni sevmiyo mu? Çocuk aklımla geçimden, problemlerden habersizken, en büyük sorunlarım bu sorduğum sorularken tenefüs zili çalıyor. Kapı açıldığında güzel sarı saçlarıyla tanıdık bi yüz görüyorum. Annem gelmiş. Neden gelmiş, nasıl gelmiş diye sorgulamadan Anne diye bağırıyorum, herkes duysun diye. Bakın benim de annem var ve sizin annelerinizden daha güzel diye, herkese de bi güzel hava atmak için bir daha bağırıyorum Annem gelmiş diye… Annemin yüzünde yine baaaaakkk yapamam sandın ama yine buradayım diye hafif tebessümlü bi ifade var. Geliyor sırama oturuyor,bütün çantamı döküyorum hava atarcasına…Sanki kalemlerimi, abaküsümü o almamış gibi, yeni görüyormuş gibi ona 10 dakikalık tenefüs arasında bütün hünerlerimi göstermeye çalışıyorum. Benim onunla gurur duyduğum gibi o da benimle gurur duyabilsin diye… Sanki evde görmüyormuş gibi yazı yazıyorum kağıtlara aaaa kızımın yazısı ne kadar güzelmiş diye bir kere daha övülmek için. Annem çok sessiz sadece izliyor beni, biliyorum başarılı olduğunu zaten kızım diyor içinden ama yine de yorulmadan izliyor, aslında çok yorgun yüreğiyle… Ders zili çaldığında her zamankinden çok daha sıkı öpüyor, gitmesini istemiyorum hep yanımda otursun istiyorum o benim sıra arkadaşım olsun, onunla birlikte ders dinleyelim, zil çalınca onunla birlikte ip atlayalım… Benle hayat bilgisi dersini dinlesin istediğim annemin, aslında o gün hayatla ciddi bi çatışması olduğunu ve o gün veda öpücüğü aldığımın farkında bile değilim.

Annem benim tek sığınağım tek koruyucum… Odamda uyuduğumda öcü gelebilir, ama annemle uyursam öcü gelemez,çünkü annem çok güçlüdür öcüyü de dövebilir. Annem fedakardır yanında yatsam da benden önce uyuyamaz, benim uykum gelene kadar, o ertesi gün işe gitmek ve erken kalkmak zorunda olsa da 2 dk da bir “ANNE UYUDUN MU?” diye sorduğumda “ıııı ııııı uyumadım bekliyorum” diyendir. (Küçük kızım yazmış)

Yıl 2009, kızlarım ve büyük kızımın iki arkadaşı benim evimde toplaşmışız masaya. Yemek yenmiş kahveler içilmiş. Herkesin sorunlarından bahsettiği bir sohbet, benim neden oldulara verdiğim cevaplara kızıyorlar. Biraz nazi, biraz kaba, çok sert bulduklarını söyleyip işi şaka kıvamında bana sataşarak, geçmiş olayları gülerek anlatıyorlar arkadaşlarına. Okullarına sık yapamadığım ziyaretlerden bahsediyorlar. Verdiğim cezalar, konuşmalarıma gösterdikleri tepkiler, yaşananların geçmiş bitmiş olmasının rahatlığıyla anlatılıyor gülerek. Ben hala biraz zor gülüyorum o anlara. Bu yazı o günkü konuşmalarımdan sonra yazılmış anlaşılan. .

Yirmili yaşlarımın sonu, yükümün en ağır olduğu, gençlikle direnebildiğim, direnmeye direncimin bittiği günler. Küçücüğüm, kızlarımın küçücük olduğu zamanlar. Tükenmişlik duygusuyla iyice haşır-neşir olduğum günlerdeyim. İş yerimde yoğun günler, nefeslerim dar geliyor, nasıl yaparım, nasıl baş ederim gelecekle,kaç kiloyum, kaç yaşındayım, ben kimim ki, ... Bu gün, bu aklımla, bu tecrübemle bile geriye dönüp baktığımda ödümü kopartan günler. Annemin dediği gibi "Akıllı düşünene kadar deli köprüyü geçermiş" lafına sarılıp yürüyorum hayatın yolunda. O günlerden kalma bir miras; katılık-yılan bakışlarım-dümdüz konuşmalarım-dimdik yürümelerim-asıp kesmelerim... Yoksa bende bir zamanlar aklı bir karış havada, ayakları yere basmayan şaşkoloz bir genç kızdım ve de gülücüklerim hep yanaklarımda. Onun için korkuyorum kimse küçük görünen hatalarla bütün hayatını karartmasın diye ama biliyorum ki bu da sadece bana kalan bir korku. Herkes kendi yoluna çıkanları yaşamak zorunda.

Habersiz bir okul ziyaretimi anlatıyorlar sırayla. Yukarıda, kızımın yazdığı yazı o güne ait. Tükenmişliğimin son dakikaları. Müdürüme gitmek zorunda olduğumu söylüyorum, suratıma bakıyor bu kadar iş varken mi diye soran bakışlar. İzinden çok gidişimin haber verilmesine dönük bir eylem, çantam elimde, ayaklarım çoktan düzülmüşler yollara. Otobüste yapılan ayrıntısız-plansız plan. Büyük kızımın okuluna gidiyorum, uzun tenefüs saati. Demir parmaklıklardan bakıyorum kendimi göstermeden bir süre, iki arkadaşıyla birlikte sohbet ediyor duvarın üzerinde, gülüyor gözlerinin içleriyle birlikte. Beni görünce, sevinçten bağırarak geliyor yanıma, arkadaşlarına gösteriyor. Arkadaşlarıyla birlikte oturuyoruz bir masaya, sosisli sandiviç ve içecek ısmarlıyorum, yerken gülüşüyorlar. Ben seyrediyorum hüzünle. Kızımın gözleri bende, beni gösteriyor abartılı hareketleriyle arkadaşlarına. Sımsıkı sarılıyorum amaca uygun. Ne amacı anlıyor ne de vedayı...

Hemen iki sokak aşağıdaki okula gidiyorum bu sefer. Küçücük bir mercimek tanesi, gözleri yerde, utanıyor benden, sanki başka birinin annesi gibiyim. Defterlerini açıyor vara yoğa, yazılarını gösteriyor nedenini anlayamıyorum. Onun da benim gelişimi anlamadığı gibi. Öğretmenden izin alıyorum bir sonraki derse girmek için. Gidip oturuyorum yanındaki küçücük boşluğa. Dersleri müzik, gözlerime utangaç bakıyor, sanki tanımıyormuşum gibi gösteriyor kendini bana. Katlanamıyorum bu kadar yüke tek başıma, ben kimim ki? Sımsıkı sarılıyorum ona da...

Biraz zamana, biraz yürümeye ihtiyacım var birşeylerden biraz önce. Yürüyüş sonu eve giriyorum bomboş adımlarla, mantom üzerimde uzanıyorum üçlü koltuğa, gözlerim tavana bakıyor bomboş, her yanı boşluk gibi görmeye başlıyor gözlerim, büyük bir boşluktayım, perdelerim kirlenmişler sanki, arkamdan perdeleri de kirliymiş derler mi acaba diye gülüyorum kendime. Başka ne derler, kim ne derse desin umurumda sanki. İyi de umurunu benden sonra asla toparlayamayacaklara ne olacak? Küçücükler nasıl kıyarım onlara, okul kapılarında tenefüs saatlerinde bükülmez mi boyunları? Ömürleri boyunca yere mi bakacak gözleri garip bir anlaşmazlıkla, neden yaptı diye? Zaten kırık kanatlarını nasıl toparlarlar? ... Önce mantomu çıkarıp sonra bütün perdeleri indiriyorum aşağı, bir yandan perdeler yıkanıyor bir yandan ben salonun camlarını siliyorum hiç uygun olmayan bir havada. Tavuk suyuna bir çorba, pilav ve tavuk kızartması, içinde herşey bulunan rengarenk bir kış salatası. Kızlar bu üçlüye bayılıyorlar. ÖLMEK NE KADAR ÇÖZÜMDÜR/YAŞAMAYA YETMEYENE? diye bir de şiir çıkıyor baktığım bomboşluktan, yazdığımı beğeniyorum sanki sabah o karanlıkları düşünen ben değilmişim gibi.

Evimin darmadanıklık akşamında yeniden doluyor gözlerim. Sevdiğim adamla yine meridyenler-paraleller doluşmuş arama. Beni arıyor özlem gideriyoruz telefon kablolarından ne kadar oluyorsa. Yine şaşırıyorum elektriğe dönüşen sonra yine sese dönüşen telefon icadına. Başka bir bilgisiyardan Messenger'da oturum açtınız. Yeniden oturum açmak için burayı tıklatın yazan bir yazı. Ağlamaklı halimden sinire dönüşüyor ruh halim. Küçük yılan yine sıkılmış benim maillerimi izinsiz okuyor anlaşılan. Büyüğü az önce gitti evine, dualar okudum arkasından. İyi ki gitmemişim o gün beni ısrarla çağıran o asılsız boşluğa. O ıssız boşluklar hep yalan değil ama ... Yaşamak güzel hele sağlıklıysan hele de perdeler temiz olunca

<ı>

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 371
Toplam yorum
: 1592
Toplam mesaj
: 310
Ort. okunma sayısı
: 862
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, küçük bir kızın  anneannesiyim. A.Ü. Halkla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster