Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
620
 

Davos cihangiri

Davos cihangiri
 

DAVOS "CİHANGİRİ"

Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta yarattığı “sarsıntı” bir çok bakımdan turnusol kağıdı özelliği taşır.

Turnusol kağıdı, sıvıların bazik veya asidik olduğunu gösteren bir indikatördür. Mavi renklisini asidik ortama daldırırsanız kırmızıya, kırmızı olanını bazik ortama daldırırsanız maviye döner.

Erdoğan bir çok bakımdan Davos’un “turnusol kağıdı” oldu. Neden mi? Önce Davos nedir ona bakalım.

Davos, şirin bir İsviçre kasabası olmasının yanında, esas ününü, emperyalist sömürünün kar realizasyonunun kutlandığı ve kutsandığı, gelişmişlerin, daha az gelişmişleri hizaya getirip ara sıra patakladığı karanlıklar kenti olarak yapmıştır.

Dünya Ekonomik Forumu adıyla bilinen örgüt, hangi ülkenin daha çok soyulacağına, hangi şirketin, hangi uluslar üstü ilişkilere öncülük edeceğine, gelecek toplantıya kadar emperyalist savaşın yayılma strateji ve coğrafyasının ne olacağına dair önceden alınmış olan kararları katılımcı tıfıllara burada deklere eder.

İşte böyle bir toplantıda RTE esip gürledi.

Bunu iç siyaset, seçim malzemesi olarak planlamış olduğu olasılığına rezerv koymakla birlikte, sürecin salt o anlamda “motamot” işlemeyeceğini, hoca efendinin rahle-i tedrisatından geçmiş olması itibariyle, anti-semitik duygularının yönlendiriciliğinde bir an için aslına rücu ettiğini düşünmek durumundayız. Kontrol kaçmıştır.

Fakat üzerinde durmak istediğimiz nokta başka.

RTE’in, Davos’ta diplomatik teamüllere uygun olmayan bir davranışta bulunmasının, ben o noktayı çok önemli bulmuyorum, bazı kesimlerde yarattığı rahatsızlığı bu turnusol kağıdı örneklemesiyle açıklamayı öneriyorum.

Olayı naklen izleyenlerdenim. İlk şaşkınlık henüz atlatılmamış idi ki, bazı büyük TV kanalları zaman kaybetmeden fosil hariciyecilerden kendi yorumcularına kadar ulaşabilecekleri tüm odaklara ulaşmaya çalıştılar.

Cevaplar bilindiği üzere, yapılanın “halt” olduğu noktasındaydı. Fakat, öylesine gerekçeler öne sürülüyordu ki, bir İsrail TV sini mi izliyorum acaba diye düşünmekten kendimi alamadım.

Çok bildik kanallardan bir tanesinin yorumcusu ve yayına bağlanan bir hariciyecinin; “Türkiye İsrail’e arkasını dönerek yaşayamaz” biçimindeki ikazlarının bende yarattığı travmanın yanında RTE ninki fiske bile değildir.

İkinci Dünya Savaşının zorlu biten sürecinin sonunda büyük devletlerin gayri meşru çocuğu olarak 1948 yılında kurulan İsrail, kimi hariciyeci buna İzrael diyor her nedense, Türkiye’nin varlık ve yaşam nedeni sayılıyor da, hani o büyük “Türk” ideolojisi savunucu tosuncuklardan, Kemalist olmakla övünenlerden, “Cumhuriyet” diye diye sokak sokak ağlayıp duranlardan en ufak bir ses çıkmıyor. Çıkıyor çıkmasına ama, sadece kendi dar grup çıkarlarının istikbali tehlikeye girdiği noktalara vurgu yaparak çıkıyor.

Ülkemizde, İsrail’in Arap halkı üzerinde gerçekleştirdiği soykırıma destek veren ve halen etkili yerleri işgal etmeye devam eden bu unsurların, kendilerini bu türden bir kontrolsüzlük ortamında ifşa etmiş olmalarını anlamlı buluyorum.

Diyelim ki buraya kadar olan kısım için turnusolü mavi olarak kullandık, aside batırıp kırmızıya dönmüş olduğunu gördük.

Bir de bazik durum var; kırmızının maviye dönüşü… Bu da, madalyona ters yüzüne bakmayla açıklanabilecek bir durumdur.

Bundan önceki, “İsrail Katlediyor” başlıklı yazımda da anlatmıştım.

RTE efeleniyor ama boşuna. Davos’ta “Gazze Oturumu” nu talep edenin kendisi olduğunu, dönüşte İstanbul da kahramanlar gibi karşılanması için yapılan hazırlıkların günden evveli başladığını biliyoruz. Tek örnek pankartların, bayrakların hemen iki saatte hazırlanamayacağını bilmek için olağanüstü özelliklere sahip biri olmaya gerek yok. İstanbul'da gece yarıları vatandaşın verdiği vergilerle işletilen METRO ve otobüs hatlarının bila bedel nümayişçilerin hizmetine sunulmasını kim hangi gerekçelerle haklı zemine oturtacak, onu da burada ayrı bir paranteze almak istiyorum.

Üstüne üstlük, bizzat Başbakan’ın; “ bu meselede bize haksızlık edenlere halkımız gerekli cevabı verecektir” diyerek sandığı işaret etmesi manidar olmasının yanında bizim varsayımlarımızı gerçeklik boyutuna taşıyan yeterli kanıttır.

Hadi bunu da bir şekilde, Davos’ta İsrail’in yapmakta olduğu soykırım ve buna alkış tutanları teşhir etmiş olmanın hatırına sineye çektik diyelim. Hadi, Başbakan’ın; “Amerika’daki Yahudi lobisi bu olayları kışkırtıyor” biçiminde sözünün altına da imza koyduk diyelim.

Pekiii.

-O Amerika’da bulunan Yahudi birliklerinden, Anti Defomation Leage (ADL) den aldığı ödülü neden geri vererek ve bunu Davos’ta açıklayarak daha etkili bir eylemde bulunmadı?

-Ortadoğu’da İsrail’in yayılma güvenliği ve ABD nin çıkarlarını garanti etme anlamı taşıyan BOP eş başkanlığından istifa ettiğini ve aslında BOP un perde arkasının ne olduğunu açıklamış olsaydı, “küstüm, Davos’a artık gelmem” şeklindeki naif bir ifadeden daha fazla etki bırakmazmıydı?

-Halen Olmert ile ne görüştüğünü söylemiyor, neden? Acaba, FKÖ’nün bölünmesi için bir ABD-Mısır-İsrail projesi olarak hayata geçirilen HAMAS’ın, tarihsel misyonunu doldurduğu gerekçesiyle yine aynı aktörlerce sahneden silinmesine onay verdi de onun sıkıntısı içinde mi? Hani, Peres’e; “sayın Peres, çok bağırıyorsun, suçlu olduğundan bağırıyorsun” demişti ya. Aynı psikolojik süreci RTE nin yaşadığını düşünmekle yanlış yapmış olurmuyuz?

-Mecliste muhalefetin verdiği İsrail’i kınama önergesini AKP oylarıyla reddedilmesinin üzerini bu tür çıkışlarla örterek, seçim öncesi halkta oluşan tepkinin sömürülmesine çalışıldığını anlamamak için kör olmak gerek.

-Irak’ta ABD, en iyi ihtimalle 4 milyon insanı katletti. İbadet yerleri, camiler, hastaneler, okullar, düğün evleri bombalandı. Başbakan’dan bu tarz etkili bir ses duyulmadı.

Okuyucu da şu soruyu sorabilir burada: RTE bütün bunları yapabilir mi idi?. El cevap; hayır!

Körle yatan şaşı kalkar. Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığı’ndan beri Yahudi lobileriyle iyi ilişkileriniz olacak, her defasında, “ beni İstanbullu Yahudilere sorun” diyeceksiniz ve sonra gelip dikleneceksiniz. Olmaaaaz!

Çoğaltılabilir. Ancak bu yazı kapsamında bunlar yeterli.

Duygu sahibi, adalet, doğruluk, dürüstlük, insanlık sevgisi gibi düşüncelerden nasibini almış her insan, İsrail, ABD, İngiltere ve ortaklarınca Orta Doğu’da, Afganistan, Irak, Filistin ve daha başka yerlerde yürütmekte oldukları insanlık dışı vahşi zulme karşı durmak, sesini yükseltmek zorundadır. Bu, insan olmanın asgari şartıdır.

Ülkesinin yaşamsallığını İsrail’in güvenlik ve varlığına bağlayan soysuzların deşifre olmasına olanak sağlamış olmasının yanında RTE, bir çok insanın bu anlamda duygularına tercüman olmuş ancak, öncesi ve sonrası arasındaki süreklilik ve samimiyet köprüsünü kuramadığından etkiyi zayıflatmış, kendisinin de ne olduğunu anlayamadığı o anlık patlamanın etkisi kendi yankıları içinde sönüp gitmiştir. Geriye, dilenmeyen “özür” le övünmeler, moderatör kavramı, Gazze sokaklarını süsleyen RTE posterleri kalmıştır. Bir de, yüzde beş civarında bir oy artışı ki sanırım “önemli” olan da buydu.

İşin bir başka önemli boyu vardır ki Türk kamuoyunu asla ilgilendirmemiştir.

WEF (World of Economic Forum) Davos’ta fakirlerin mezarını kazarken, fakirler Brezilya’nın Belen kentinde, dünyayı ilgilendiren, çevre kirliliğinden ekonomiye, barıştan sanata her türlü yaşamsal konularda tartışmak için bir araya geldiler. Öncüleri, Brezilya, Venezüella, Bolivya, Ekvator ve Paraguay dır. Yüz binlerce insan burada, Dünya Sosyal Forumu adı altında toplanmış, sorunlara çözüm aramış ve emperyalist yağmacılara karşı sesini yükseltmiştir.

Ancak, ölümüne sağırlığın devam ettiği ülkemizde bu ses yeterince yankı bulamamıştır.

Üzücü olan da budur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yazına sanıyorum 2 gün önce yorum yazmıştım. Hatta önerilerime de koydum. Fakat MB global biliyorsun. Yani küresel:-) Biraz da korkuyorlar bizim Kasımpaşalıdan. Oysa korkacak hiç bir şey yok... Çünkü tarih bize şunu söylüyor: Korkunun ecele faydası yok... Rahmetli Aziz Nesinin 'Du bakalım ne olcek...' adlı öyküsü gibi her şey... Oysa perşembenin gelişi çarşambadan belli. Şimdilerde, inanmadan söyledikleri, 12 eylül öncesinde, MSP Konya mitinginde, okunurken protesto için yerlere oturdukları. O ulusal marşın ilk sözcüğünü anımsatıyorum MB.ye... MSP mitinginde müritlerin oturarark protesto ettikleri İstiklal Maarşının ilk sözcüğünü anımsatıyorum Milliyet Bloğa: Korkma! Çok güzel bir yazıydı. İçeriğine tamamen katılıyorum. Şunları eklemek istiyorum: 1,2,3 tıp... Anlayana... Sevgi ve saygımla...

yeşilsoğan 
 04.02.2009 15:01
Cevap :
Evet, ilk yorum sizinkisi. Ama son gelen de o oldu. Eeee, kolay değil, yazı damıtıla damıtıla geliyor ya. Gecikmeye neden olan gerekçeler konusunundaki öngörü ve temennizi paylaşıyorum. Kapitalizmin topluma sunduğu yegane gıda korkudur. Bizde bunun katmerlisi var. İktidardan kork, hukuktan kork, polisten, askerden kork. "Allahtan kork be adam Allahtan" demezler mi. Hatırlarmısınız Ferhan Şensoy'un İstiklal Caddesinde oynadığı oyunu. İşte öyle oldu bu yığın. Höt demeye kalmıyor ne yazık ki. Selam ve sevgiler.  04.02.2009 16:13
 

Merhaba...Objektif bir yazı. Aynı konuda yazdığım blogda, ben de objektif olmaya çalıştım ama, Erdoğan'ın hareketinin gururumu da okşadığını belirttim. Ama bu hareketin getiri ve götürülerinin de olacağını ve getirilerinin götürülerinden fazla oması dileğinde bulundum...Sonra aynı konuda blog yazan arlakaşlara yaptığım yorumlardan da bu olayın birinci ve ikinci aşama planlayıcısının aynı olduğunu, bu adresin de ABD olduğunu söylemeye çalıştım ve de söyledim. Yani, Erdoğan'ın diklendiği olayı yaratanlar da Erdoğon'ın diklenmesini isteyenler de aynı adreste oturmaktaydılar. Şu konuyu da ilave etmek istiyorum. Bu olayın iç politikaya alet edilmesinin önceden planlandığını düşünmedim ve düşünmüyorum. Ama, Erdoğan'ın Türkiye'ye gelmesiyle bu sürecin başlatıldığı da bir gerçek. Selamlar.

cdenizkent 
 03.02.2009 18:36
Cevap :
Yazınızı okudum. Yorum yazacağım. Yorumunuzda," diklenenlerle, diklenmesini isteyenler" in adresinin aynı olduğu tesbitiniz hem çok açık ve net bir özet ve hem de önemli bir katkı oldu benim için. Teşekkür ederim. Fakat, adresin aynı olması aynı zamanda planın önceden yapılmış olmasına yeterli kanıttır diye de düşünmekteyim. Bu olayda mantığı bu yolda işletmek gerekliliği var. Aksi halde diğer hipotezimiz topal kalacaktır. Yani adres aynılığı hipotezi. Selamlar  04.02.2009 12:17
 

Birkan Bey, sizi can-ı yürekten tebrik ediyorum. Üstüne ne söylenecek söz, ne de eklenecek bir kelime bırakmışsınız. Tek eleştireceğim konu, anlamadığım kelimeler:)) Okumamı bölmek zorunda kalıyorum. Bilmediklerimi öğrenip, geri geliyorum. Bir yönden faydalı oluyor tabii:)) Bir de söylemeden geçemeyeceğim. El cevap kısmı, çok yaratıcıydı, bunun için de ayrıca tebrik ediyorum. Konu yeterince anlaşılmıştır. Bu sefer soracak soru bırakmamışsınız. Teşekkür ediyorum. Saygılar efendim.

SINIR 
 03.02.2009 15:41
Cevap :
Sağolun Melda Hanım. Gerçi, bazı yabancı veya eski kelimelerle sizi yordum ama... Evet, bu konuda haklısınız. Öztürkçe bağımlısı değilim. Neyi uygun buluyorsam o an onunla tamamlamaya çalışıyorum. Yabancı kelimeleri paranteze almak lazım aslında. Sanırım bu yazıda bir iki tane vardı. Ama, medyada yeterince dillendirilmiş olduklarından ve buradaki okuyucu kitlesinin yeterince olaylara yatkınlığı olduğunu düşündüğümden olacak, bunu yapmadım. Dikkat etmeye çalışacağım gelecek yazılarda. Sevgiler.  04.02.2009 11:25
 

Yürekten tebrikler. İlk kez bir blog okuyorum Davosun gerçek yüzünü anlatan. Sömürünün katmerleşmesi planlarının yapıldığını anlatan. Pekiyi burada bizim ne işimiz var ilk önce bunun yanıtını bulmak gerekir. Suç ortağı olmak için mi? E sonra da kalkıp kahramanlık yapmak. Yutmazlar. Şakşakcılardan başkası inanmaz. Ya da mum yatsıda söner.

Yapukay 
 03.02.2009 12:57
Cevap :
Bu yazının ruhuna, varsa tabi, uygun bir görüşü burada görebilmek inanın beni çok mutlu etti. Aslında iki yönlü bir süreç bu. Bir taraftan suç ortaklığından eksik kalmıyorlar, d,iğer yanıyla, ucuz kabadayılıklarla olayı örtmeye çalışıyorlar. Türkiye ye Ortadoğuda biçilmiş etkin bir rol yok aslında. Sadece, üstünden atlamak için diz çöktürme uğraşları var. Son "şahlanış"(!) tüy dikti..Selam ve sevgiler  03.02.2009 14:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 125
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 624
Kayıt tarihi
: 25.01.07
 
 

54 İstanbul doğumluyum. Hayatın her alanıyla ilgileniyorum. Çünkü düşünen ve yaşayan bir adamım. Esm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster