Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1228
 

Davos’da Erdoğan’ı İngilizce Kurtardı

Davos’da Erdoğan’ı İngilizce Kurtardı
 

Unutulmayacak Davos!


Sayın Erdoğan Davos dönüşü Türkiye’de büyük coşku ile karşılandı.

Televizyonlarda kendilerine mikrofon tutulan vatandaşlar, ağız birliği ile Başbakan’a övgü yağdırdılar. Hatta AKP’li olmadıklarını, hatta Erdoğan’ı sevmediklerini öncelikle vurgulayanlar bile, hemen arkasından Başbakan’ın haklı olduğunu ve doğru hareket ettiğini söylediler.

“Dış Politika” konusunda büyük bir gaf olarak nitelendirilmesi gereken bir davranış, bu işten anlayanları hayrette bırakacak biçimde, Erdoğan’a ivme kazandırmışa benziyor.

Başbakan’ın bu defa dış politika arenasına taşıdığı dillere destan öfkeli tutumu, içeride beklenmedik biçimde kendisine puvan getirmiş görünüyor.

Beklenmedik biçimde mi?

Önce kısaca bunu irdeleyelim.

Haftalardır tüm Türkiye medyasında, Filistin’de öldürülen çocuklar, ağlayan anneler, bombalanan okullardan söz ediliyor. Vicdanı olan herkesi ayaklandıracak bu görüntüler, fotoğraflar, haberler, elinden başka birşey gelmediği için sadece seyretmek zorunda bırakılmış kamu oyunu, öfkeden ve çaresizlikten patlama noktasına getirmişti. Avrupa ülkelerinden ve özellikle ABD’den bir müdahale gelmesini bekleyen insanlar, bu da gerçekleşmedikçe, İsrail tarafından müslüman Filistin halkına yapılan oransız baskı ve zulüm derecesine varan askeri harekattan ötürü, son derecede gergin bir psikoloji içine girdiler.

Sayın Erdoğan’ın Davos’daki çıkışı, tam bu ruh halinin tavan yaptığı bir noktada gerçekleşti. Bu çıkışın, Filistin halkı için birşey yapılması, birilerinin itiraz etmesi ve İsrail’i durdurması beklentisi içinde olan insanlar için, bekledikleri hareket halinde algılanması normal. Hele bu insanların çoğunluğu, senelerdir kendisini AB sınırında tutan yabancılardan bıkmış, senelerdir çeşitli platformlarda ikinci sınıf muamelesi gördüğü kanısında olanlardan oluşuyorsa. Bu yüzden Başbakan dönüşünde coşku ile karşılanmış ve bu yüzden, olay “masaya haklı bir yumruk atma” tarzında algılanarak, muhaliflerden bile övgü ve takdir görmüştür.

Öte yandan, dış politikada gaf olarak nitelendirilmesi gereken davranış ve bu işten anlayanlardan söz ettik. Burada sözü diplomatlara bırakıyoruz:

Eski Dış İşleri Bakanı Şükrü Sina Gürel: “ Bu tavır devlet adamlığına ve uluslararası politik davranışa sığmayan bir gösteri oldu. Erdoğan büyük bir tren kazası yaptı.”

Emekli Büyükelçi İlter Türkmen: “Bu öfkeli tutumun çok yansımaları olacak. Vahim bir durum. Ne olursa olsun iki ülke arasında sert rüzgarlar esecek. Başbakanın en büyük hatası, Hamas ile paralellik kurması.”

Emekli Büyükelçi Özden Sanberk: “ Erdoğan haklı olduğu yerde haksız duruma düşürdü kendini. Erdoğan tam bir dış politika gafı yapmıştır.” (Gazeteler)

Sayın Erdoğan’ın gerçekten de dış poşitika platformlarında pek rastlanmayan tarzı ve Davos çıkışı konusunda tecrübeli diplomatların kanaatleri böyle.

Başbakan ise onlara “Ben monşerlerin dilinden anlamam, anlamak da istemem.” şeklinde cevap vererek, diplomasiden anlamadığını kendisi açıkça itiraf etmiş oldu.

İki ülkenin ilişkileri konusunda diplomatların haklı olup olmadıklarını zaman gösterecek. Peres’den ve İsrail Dış İşlerinden gelen işaretler, şu an için Türkiye ile bir kriz istenmediğini belirtiyor ama ileride bu tutumu ne şekilde ödeteceklerini hep birlikte göreceğiz.

Olayın dış dünya medyasındaki akisleri de, ilk anda korkulandan çok daha yumuşak oldu. Birçok haber ajansı ve yabancı televizyonlar durumu “Eklat” (Skandal veya kavga) olarak nitelendirdiler ama haberi genelde tarafsız bir biçimde verdiler. Amerikan ve İngiliz medyasında biraz daha sert sesler duyulduğu halde, sonuçta durumu çok da fazla büyütmediler. Hatta bazıları panelden çıkıp gidişini, “Arabulucu” tavrını yerle bir eden taraflı davranışını bile, Filistin halkına duyduğu merhamete bağlayarak hoşgördüler.

Türk diplomatlarının, diplomasi platformuna yakıştıramadıkları davranışın, batı dünyasında daha hoşgörüyle karşılanmasında yatan asıl sır ise, inanılmaz gibi görünse de, panelde konuşulan İngilizce lisanında gizli.

İngilizcede bilindiği üzere “Siz” hitabı yoktur. “Sen” ve “Siz” tek bir kelime ile “You are” ile ifade edilir. Sayın Erdoğan’ın, Türkiye’de herhangi bir siyasi platformda alışık olduğu uslubunu sürdürerek, bir devlet adamına, bu devlet adamı İsrail’in cumhurbaşkanı da olsa, “Sen” diye hitabettiğini, görevli tercüman “You are” ile tercüme ettiğinden, canlı yayından ve sonraki haberlerden dünyada hiç kimse anlamadı. Bunu, Türk basınını takibederek sonradan öğrenmiş olacaklar.

Şayet bu konuşmalar Fransızca veya Almanca dillerinden biriyle tercüme edilmiş olsaydı, Perez bu hitap şeklini anında anlayacak ve kimbilir ne tepki gösterecekti ve şu anda Türkiye Başbakanı, hem kendisini hem de Türkiye’yi zor hatta komik bir duruma sokmuş olacaktı.

Çünkü o zaman, bütün dünya, bir başbakanın, bir diğer devlet adamına, resmi bir siyasi platformda, daha önceden hiçbir samimiyeti olmadığı halde, mahalle kahvesindeki her hangi birine veya bir çöl bedevisine hitabeder gibi, “Sen” diye hitabettiğini hayretle görmüş olacaktı.

Çünkü bu dillerde “Sen” ve “Siz” ayrımı vardır ve aynen Türkçe’deki gibi kullanılır. Yani hiç kimse, önceden arkadaş olmadığı, hele hele resmi bir pozisyonda görüştüğü hiç bir başka insana “Sen” diye hitabetmez.

Çünkü bu dilleri kullananlar, ilişkilerde “Siz” den “Sen” e geçmek için, belli bir samimiyeti ve her iki tarafın özgür iradesini ve kararını öngörürler. Bunun için daima yaşı daha büyük veya sosyal durumu daha yüksek olan kişi, diğerine senli benli olmayı teklif eder. Bu karar olmadan, bunun dışında kullanılan “Sen” hitabı, ya bu hitabı kullanan kişinin karşı tarafı aşağılamak niyetini veya sosyal açıdan zarif parketlere alışık olmadığını gösterir.

Ama böyle bir durum, siyasi bir zirvede gerçekleşirse, o ortamda bulunanlar önce hayretler içinde kalırlar ve arkasından bu hitabın aşağılamak üzere kasten yapıldığını anlarlar. Aşağılandığını anlayan bir devlet başkanı ne yapar?

Yani aslında patlamak için Peres’in gerekçesi vardı ama vaziyeti anında kavrayamadı.

Sayın Erdoğan’ın kendisini her zaman haklı gören tavrıyla gerçekleşeceği zayıf bir ihtimal de olsa, umarız ki kendisi, koruyucu meleklerin bahşettiği bu sonucun getirdiği başarı sarhoşluğuyla, bu davranışı, başka uluslararası platformlarda kullanmayı adet haline getirmez.

Uluslararası platform çok kaygandır ve her zaman da insanın şansı bu kadar yaver gitmeyebilir.

İnsan kendisi düştüğü gibi, bütün bir ülkeyi de kendisiyle birlikte düşürebilir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ah bir de saygıyla eleştirebilmeyi öğrenebilseydik!!! Eleştirmeyi; acıtmak değil; "ama ben öyle düşünmüyorum" demek maksatlı yapabilseydik! İşte başbakanın yapmış olduğu bu uluslararası gafın kabullenicileri ve sahiplenicileri bu kafa yapısına sahip insanlardır. Ve ne yazık ki sayı olarak hem çoklar hem de gün geçtikçe çoğalıyorlar...Öfkelenen, öfkeyle kalkan ve zararı düşünmeden hareket eden; az gelişmiş, okumayan, sistematik düşünemeyen beyinler.. Olabildiğince objektif bir bakış açısıyla kaleme almış olduğunuz yazınızdan ötürü tebrik ederim. Kaleminiz daim ola. Saygılar, sevgiler...

Emine Supçin 
 04.02.2009 9:52
Cevap :
Sevgili Emine hanım, size ve desteğinize çok teşekkür ediyorum. Bazı çevrelerden medeni bir tartışma tavrı beklenmeyeceğini biliyorum. İnsan aslında karşısındakinin kafasını gözünü yarmak zorunda olmadan tüm fikrini ifade edebilir. Ama ne yazık ki, ayni fikirde olmayanları saldırma, aşağılamaya çalışma yoluyla saf dışı etmekten başka yol bilmeyenler var. Bazı klişeler ezberlemiş, onlarla saldırıyorlar. Kendi beyinlerini kullanmayı öğrenememişler. Bu da tabii çok okumak, her tezi ve fikri incelemekle olur. Yorucu iş:) Bir karşı fikirle karşılaşıldığında, bu adam(kadın:) acaba neden böyle söylüyor diye bir düşünmek zahmetli geliyor. Aslında düşünmek zahmetli geliyor:) Futbol takımı tutar gibi, herhangi bir fikir savunuyorlar. Yani ne bahasına olursa olsun. Sizden başka bir ses çıkarsa, derhal damgalanıyorsunuz, ya yabancı hayranısınız, ya da herhangi bir başka şey. Bakın bir dokundunuz, bin ah işittiniz:) Biz yine de doğru bildiklerimizi söyleyeceğiz, öyle değil mi?Selam ve sevgilerimle.  04.02.2009 12:04
 

Başbakan BOP'un eşbaşkanı ise; Büyük Ortadoğu Projesi denen şey İsrail ve Türkiye ekseninde/etrafında gelişecek uzun erimli bir ABD-İngilitere haritacılığı ise; bu modelde Türkiye'ye biçilen görev 350 milyonluk Arap halklarına Ilımlı İslam Cumhuriyet'i olarak "rol model"lik yapmak ise; eşi Arap kökenli, üstelik müslüman, üstelik türbanlı, üstelik Davos'a katılacak kadar "modern"; ve kendisi lider ruhlu bir Kasımpaşalı olan kişiye Ortadoğu liderliği rolünü bu işleri iyi bilen o 2 ülke bundan daha iyi nasıl kazandırabilirdi ki?! * Bu konuşmanın ve dramatize edilmiş sahnenin daha önceden hazırlandığını anlamak zor değil bence: Başbakan kafasından kulaklığı çıkarınca ezberlediği bir konuşmayı yaptı; sonra yandaki sehpaya uzanıp daha önce hazırlanmış ve yazıcıdan/fakstan çıkma bir notu alıp okudu. Orada kendisinin kuramayacağı hemen göze çarpan, entelektüel bir zihnin ürünü cümleler ve retorik vardı. * Ortaya çıkan sonuç: RTE lidersiz Arap halklarının lideridir artık! Saygıyla...

Mehmet Sağlam 
 04.02.2009 9:27
Cevap :
Sayın Mehmet bey, ne diyeyim, imkansızdır diyemiyorum. Bir başka devlet başkanına "Siz öldürmekte ustasınız" diyebilmek, pek de bir anlık bir öfkenin ürünü gibi görünmüyor. Çok ağır bir söz. Can Dündar'a göre tercüme bile edilmemiş. Tercümanın yerinde olmak istemezdim doğrusu:) Bir zamanlar Arap halklarının bir İngiliz lideri vardı bilirsiniz, Laurence. Onun liderliğinde Araplar Osmanlı'ya isyan etmişti. Başarılı da oldular. Erdoğan'ın neler yapacağını ilerideki günlerde hep birlikte göreceğiz herhalde. Yorum ve katkınıza çok teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla.  04.02.2009 12:21
 

hanım efendının yazısını okuduktan sonra ıyıkı bu şansı yakalayamamışım dıyorum syn başbakanın bıraz sert mızacı olduğunu kabul ederım ama bu tarz bır saygısızlığa hem pres hemde medaratörun ıkısının bırden yaptıkları baska nasıl tepkı verılebılırdıkı ama şu anlaşılıyorkı hanım efendı yurt dışında yasayan çoğu vatandaşımızın yakalandığı hastalığa yakalanmış aşşalık kompleksi hastalığı hastalığın belırtılerı kendı kulturlerını beğenmeme kendı ınsanını tanımama yasadığı toplumun tum doğrularının kendısınde uyması gereken doğrular olduğu yanlış ınancı e tabıkı sonrada sadece monşerlerden örenkler vererek haklı çıkmaya çalışma oysa hanım efendı sadece turkıyedkı olumsuz yazıları okumak yerıne rus medyası ıtalyan medeyası gıbi farklı bakış açılarınıda göz önune alsaydı monşerlerın soledıklerının hepsının doğru olmadığını görücektı davostakı hadısenın ertesı gunu bır yıldan uzun suredır msn lıstemde hıç onlıne olmayan istanbuldan göçme yahudı arkadasım soedıklerı panık halındeyız tekmüsl

mert OMAY 
 02.02.2009 20:33
Cevap :
Aslında bazı yorumlara hiç cevap vermeden olduğu gibi yayımlamak da bir çeşit cevap olacaktır. Çünkü böyle yorumlar, gerek bozuk Türkçesi, gerek içeriği açısından kendi kendilerine cevap teşkil etmektedirler. Bazı insanlar ne yazık ki, söyleneni anlamamakta ısrar ederler. Biz yine de yorulmadan tekrar edelim, belki buna rağmen bir yerlerde bir ışık yanar. Burada söz konusu olan herhangi bir hakarete tepki vermemek değil, tepkinin tarzıdır. Kendinizden yaşlı bir akrabanızla ve okulda öğretmeninizle, kendi akranınızla olduğu gibi konuşur musunuz? Elbette hayır. Her ortamın bir adabı vardır. Uluslararası diplomasinin de. Eleştirilen budur. Bir devlet adamı tepkisini bu adab içinde dile getirmelidir. Yoksa kendisini ve ülkesini komik duruma düşürür. Hanımefendi yalnız Türkiye'deki olumsuz yazıları değil tüm dünyadaki olumsuz yazıları okuyor ve kendi kültürünü de çok beğeniyor."Aşağılık kompleksi" kendisini, uyumsuz bir davranışı ne bahasına olursa olsun müdafaa etmekle kendisini gösterir.  03.02.2009 11:14
 

Başbakan orada susup, politik bir gülümseme ile olayı geçiştirseydi, yapacağınız ağır yorumları gerçekten çok merak ediyorum. Tabii ki Türkiyeye yapılmış bir hakaretti, orada Türkiye'nin başbakanı vardı. Türkiye'yi temsil ediyordu. Şunu anladım ki, bu adam ağzıyla kuş tutsa, bazı kesimlere asla yaranamaz. Bir kere samimiyetsizliğine inanmışsınız, bu kadar sabit fikirli bir yapıyı değiştirmek imkansızdır. Deniz Baykal lütfedip 72 saat sonra "başbakana haksızlık yapıldı" dedi. O bile, bu kemikleşmiş muhalefet anlayışıyla, her ne kadar 72 saat ne söyleyeyim diye düşündükten sonra olsa bile bunu söylüyorsa, sizleri arkadaşlar, bu ülkenin en sabit fikirli insanları olarak alkışlıyorum. En korkulacak insanlar, adalet duygusundan yoksun, herşeyi (israilin yaptığı gibi) kendine yontanlardır çünkü.

hakan kurt 
 01.02.2009 17:59
Cevap :
Hakan bey yanılıyorsunuz. Kimse Başbakan'dan gülümseme ile olayı geçiştirmiş olmasını istemiyor. Hiç kimse Türkiye'ye yapılmış bir hakaret varsa, bunun yutulmasını istemiyor.Hiç değilse bu satırların yazarı. Başka yorumculara da yazdığım gibi, protestonun ve had bildirmenin başka uslubu da vardır. Burada söylenen o. Bunu bir inceleyin. Bir devlet adamı, başka bir devlet adamına "sen" diye hitabetmeden de, buz gibi tavrını ve en acı eleştisini iletebilir. Bir tek söz ile haddini aşan bir moderatörü durdurabilir. "Diplomasi adabı" ndan söz ediyoruz. Başbakan ile yabancı basın "öfkeli, sinirli Türk" diye alayla bahsederse veya onu Ahmedinejat'a benzetirse, onu "antisemitist" ilan eder "ucuz zafer" den söz ederse hoşunuza gider mi?Bunları yazıyorlar şimdi. Ben dışarıda yaşıyor, burada yazılıp çizilenleri görüyorum. Unutmayın. onun her davranışı Türkiye'yi temsil eder. Size de, başkalarını "sabit fikirli ve korkulacak insan" olarak ilan etmeden önce, daha etraflıca düşünmeyi sağlık veririm.  02.02.2009 13:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 555
Toplam mesaj
: 96
Ort. okunma sayısı
: 1384
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Uzun yıllardır yurt dışında yaşıyor. İsviçre'de Adalet Bakanlığı'ndaki mesleği yanında tiyatro ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster