Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mart '17

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
80
 

Dayanışma

Dayanışma
 

Huzur ve mutluluğun anahtarıdır dayanışma...


Saatlerdir konuşuyoruz Banu’yla, arada tartışmaya bile dönüşüyor konuşmamız, farkında olmadan seslerimiz yükseliyor, etraftan meraklı bakışları fark edince ses tonumuzu alçaltıyoruz. Bu arada sigara üstüne sigara içiyoruz ikimizde, tablada biriken sigara izmaritleri birbirine karışmış ama biz sanki ayrı dünyalardayız..Biliyorum, pek olmadı bu benzetme ama durum böyle yani. Her neyse, böyle hararetli konuşma sırasında arka arkaya içtiğimiz çayların da haddi hesabı yok tabi. Arada karşılıklı sustuğumuz hiç konuşmadığımız anlar da oluyor, işte bu suskun anlarda ikimiz de bakışlarımızı ufka çeviriyor, bir süre gökyüzünde süzülen özgür martıları seyre dalıyoruz…Bütün bunlar, ılık, güneşli, güzel bir sonbahar günü deniz kenarında oturduğumuz çay bahçesinde yaşanıyordu. Az ileride küçük bir kız çocuğu elindeki simitten kopardığı parçaları denize doğru savuruyor, o yana doğru uçan martılar küçük kızın etrafında çığlık çığlığa halkalar çiziyordu. İkimiz de eğilmiş bu hoş tabloyu izliyorduk, doğrulduğumda Banu’yu da tebessüm eder gördüm…

“Ha şöyle, dedim, sonunda mart güldü, yaşasın martılar.”

“Aman ne komik” dedi…( Buna da şükür! )

“Birer çay daha içelim mi?”

“Olur”

Garsonun dikkatini çekebilmek için sağa sola hareketlenmem gerekti, sonunda beni fark etti ve aralardan sıyrılıp geldi…” Bize iki demli çay daha lütfen, şu tablayı da boşaltırsan sevinirim.” dedim. “ Hemen abicim” diyen garson arka masalardan temiz bir tablayı masamıza bıraktı ve uzaklaştı. Göz ucuyla Banu’yu süzüyorum arada, yüzünde hala bir tebessümün olması umut verici..Çok geçmeden garson iki çayla geri döndü ve masaya bıraktı. Çayımı yudumlarken göz ucuyla baktım, ama yakalandım; “Ne var” dedi, “Hiç, hala üç şeker mi atıyorsun çayına diye merak ettim de” deyiverdim. Bu kez tebessümün yanı sıra gözlerinin içi gülüyordu. Hep böyle olsa diye geçirdim içimden, dışarıdan söylemek ne mümkün…”Evet, aynen öyle, değişen bir şey yok “ dedi ve üç şeker attığı çayını gürültülü bir şekilde karıştırmaya başladı, ben aynısını yapsam kıyamet kopardı tabi!. Çayından bir yudum aldıktan hemen sonra sigarasına sarıldı, çakmağımla sigarasını yakmak istediysem de o inatla kendi çakmağına boynunu uzattı ama yanmadı çakmak. Çakmağımı yaktım, çaresiz boynunu uzattı, içimden "oh olsun" dedim, ben de az hain değilim hani. Sigarasından derin bir nefes çekip dumanını savurduktan sonra gözlerini ufka dikti ve yumuşak bir ses tonu ile, “ Neden, neden beni hiç anlamıyorsun?” diye konuştu. Tam cevap vermeye hazırlanırken arkamızdaki caddeden geçen arabanın deli gibi korna sesi kulakları tırmaladı adeta. Durumu fark eden Banu, sesini yükselterek, “ duydun mu beni?” diye sorusunu tekrarladı.. Sessizce başımı salladım, sözlerimi tartarak ağır ağır konuşmaya başladım..” Senin düşündüğünün aksine çok gayret ediyorum ama bana hiç şans tanımıyorsun” diye yanıtladım sorusunu…”Daha ne kadar şans tanıyacağım, iki yıl oldu, iki koca yıl, değişen hiçbir şey yok ve geldiğimiz noktaya bak.” Hemen cevap vermedim, çayımdan bir yudun aldım ve ben de onun gibi ufka bakarak konuştum; “ Evet, doğru, iki koca yıl geçti. Ne var ki hiç birimiz önceden olacakları bilemeyiz. Hiçbirimiz kahin değiliz, yine de tüm geç kalmışlıklara ve giderek ağırlaşan koşullara rağmen mücadele ediyorum, hem de bütün gücümle, bunu da görmezden gelemezsin herhalde.” Hiç beklemeden karşılık verdi “ mücadele etmiyorsun diyen yok sana, ama insan körü körüne de bu kadar hata yapamaz, üstelik aynı hatayı iki kez yapma lüksün olmamalı bu hayatta. Ben sana bunun tedbirini almadığın için kızıyorum, suçluyorum demiyorum bak, kızıyorum diyorum anladın mı?” Sesi titriyordu, üzüldüm bir süre sustuk ikimizde…

Sonra, yine ağır ağır konuşmaya başladım, “ Anlıyorum seni, yerden göğe kadar haklısın, ama sen de biliyorsun ve eminim kabul edersin ki çok üzerime geldiler, dayanamadım ve adeta kontroldan çıktım. Sonrası benim için de kolay olmadı, hem de hiç kolay olmadı, neler hissettiğimi, ne kadar acı çektiğimi sana anlatamam”. Diyerek biraz olsun onu yumuşatmaya çalıştım. Buz gibi olan çayını bir yudumda içti, bir sigara daha yaktı, hafiften elleri titriyordu, iskemlesinin arkasına yaslanıp gözlerini tekrar ufka dikti, o da yumuşak bir tonda konuşmasını sürdürdü; “ Haklı olduğun taraflar olduğunu biliyorum, çok sabır gösterdiğini de biliyorum, ama daha  önce de olduğu gibi o bir anlık öfke patlaması ile yine işinden oldun; senin gibi gerçek değerini bulamayan ve istemediği şartlarda çalışmak zorunda kalan, binler onbinler var. Biz yine dayanışmamızı sürdürürüz ama sen içten yıkılıyorsun, yalnız dayanma gücünü değil aynı zamanda mücadele gücünü de yitiriyorsun, ve asıl önemlisi zaman boşuna akıp gidiyor ki bunun telafisi yok. İşte asıl üzüldüğüm konu bu.”

O kadar haklıydı ve o kadar içten, samimi konuşuyordu ki, anlamsız bir savunma refleksi gösterip bu anlayışlı tavrını kırmak istemedim. Yine de dudaklarımda dökülen şu sözlere engel olamadım. “Adamlar gözümün önünde malı götürüyorlar, benim ve onca çalışanın ürettiği değerler, emekler heba oluyor. Ne halt ederlerse etsinler ama benim ve o insanların hakkını vermeliler. Üstelik her şeyin farkındalar, ortaklar demek istiyorum, ama hiç birinin kılı kıpırdamıyor, iki laf etmiyorlar.”

“ Etmezler, etmeyecekler de, buna sen de diğerleri de alışın artık, bu düzen böyle işliyor, aslında sen oradaki herkesten kıdemlisin ve bunca tecrüben var, çoktan alışman gerekirdi” diye devam etti.

Dayanamadım, ben de önümdeki paketten bir sigara çekip yaktım, ve onun gibi gözlerimi ufka diktim…İki balıkçı teknesi pıt pıt pıt motor sesi ile önümüzden geçti ve uzaklaşmaya başladı. Epey bir sessizlikten sonra konuyu değiştirmek istedim, “ Annenden haber var mı, nasıl olmuş sırt ağrıları?” diye sözleri ağzımda geveledim..Şöyle bir baktı bana, onun da bu tartışmayı devam ettirmek istemediğini fark ettim, “ dün aradı, daha iyiceymiş, Çarşamba günü Figen onu doktora götürecek, bir ara ben de iş çıkışı uğrarım” dedi ve bana doğru döndü, bakışlarında sevgi vardı..” Ben de gelirim” dedim, başıyla onayladı. Faruk ile düşündüğümüz işten bahsetmek istedimse de hemen vazgeçtim. Şu güzel havada bir süre dinlenmek ve olayları akışına bıramak iyi olacaktı. “ Vapur geliyor” dedim, ikimiz de toparlandık, garsona hesabı ödedim ve hızlı adımlarla iskeleye doğru yürüdük. Turnikelerden geçtik, vapura binerken elimi tuttu, üst kata çıktık oradan da kıç tarafa geçip bir yer bulduk ve oturduk. Az sonra vapur köpükler çıkararak iskeleden ayılırken ellerimiz daha sıkı birbirini sardı…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 220
Toplam yorum
: 284
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 1931
Kayıt tarihi
: 02.07.06
 
 

Yazmak, ufkun da ötesine taşan engin bir serüven gibi gelir bana ve gençlik yıllarımdan bu yana v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster