Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
2497
 

Deccal'in adı var: Monsanto, Ca...

Deccal'in adı var: Monsanto, Ca...
 

Monsanto ile ilgili belgeselin kapağı (Adam shake)


Ezop (Aisopos-İ.Ö.VI. yy) hikâyelerinden biri diye anlatılır: Aç sansar bir demirci dükkânına girer. Yerde bir törpü görür. Yiyecek olduğunu zannederek şöyle bir yalar. Bakar ki, kan çıkıyor. Tekrar yalar. Kan artarak çıkmaya devam eder. Sansar, kanın törpüden çıktığından emin olarak, iştahla törpüyü yalamaya ve kendi kanını içmeye devam eder. Sonunda dili parçalanıp, yok olur.

Geni değiştirilmiş ürünler de (GDO) aynı hikâyedeki gibi, çiftçilerin emeklerini, kanını emip, canından ediyor. Bu konuda en iyi örneklerden biri 1967-68 ve 1977-78 döneminde “Yeşil Devrim” adı altında GDO tarımına geçirilen Hindistan’dır.

(Dünya Bankası 1998’de yaptığı yeni anlaşma ve düzenlemede de tohum sektörünü Cargill, Monsanto ve Syngenta’ya açma koşulu getirmiştir. Dünya Ticaret Örgütü de üye olanlarla yaptığı anlaşmalarda, üye ülkeler tarafından yapılan taahhütlerin o ülkelerin ulusal yasalarının üstünde olduğunu kabul eder. Uygulamalar Dünya Bankası, IMF kanalıyla yapılır.)

İddiaya göre, hiç ilaçsız, az emekle, çok verim alınacaktır. Reklâmlarla ve başlangıçta ucuz fiyatla, destekle çiftçi ikna edilir. Binlerce yıl denenmiş, çoğunlukla yararlısının ve zararlısının dengede olduğu, faklı ürün yetiştirme sona erer. Yeni tohumlarla geniş çapta üretime başlanır.

Ancak balayı çabuk biter: Yeni tohumu sürekli almak gereklidir. Kredi ile borçlanmış çiftçi mahsul alamazsa sonraki yıl tekrar borçlanıp yeniden tohum almak zorundadır. Borçlu olduğu sürece organik tarıma geçemez. Firmanın tohumunu ekmek zorundadır. Ayrıca, söylendiği gibi ilaçsız ve gübresiz tarım değildir. Sadece yabani otlara ve belli parazite karşı dirençlidir. Onun için ayrıca hangi firmanın ilacı ile hangi firmanın tohumunu kullanması gerektiği de çiftçiye dikte edilmektedir. Çiftçi, sürekli tek cins ve aynı cins tohum ektiği için toprak zayıflar, öncekinin 5-10 katı fazla gübre ve dolayısıyla ek masraf getirir. Su tüketimi iki katına çıkar. Yeraltı su kaynakları alarm zilleri çalmaya başlar. Fazla yeraltı suyundan toprak tuzlanmaya ve zehirlenmeye başlar. Ama çoğunluk için dönüşü yoktur. Devlet organik tarım için kredi vermemektedir. “Zehir satmak, zehir yemek istemiyoruz” diyen ve kendi gücü ile becerebilenler organik tarıma dönmeye başlar.

Pençap’daki “Devlet Çiftçiler Komisyonu” yazdığı raporda hem devletin hem de çiftçilerin bir krizle yüz yüze olduğu tespitine yer verir. Çözüm önerisi ise, yine bir “Yeşil Devrim”dir! Çiftçinin durumu çok da önemli değildir. Nasıl olsa Hindistan’ın nüfusu çoktur. Siyasilerin verdikleri sözler, yaptıkları ülkeyi haraca bağlama anlaşmaları veya sağladıkları kişisel çıkarlar söz konusudur!

1998 yılından beri intihar eden çiftçi sayısı 182, 936 dır. Buna her gün ortalama 46 kişi, yani her 30 dakikada bir çiftçi intiharı eklenmektedir. Bu rakamların bile gerçeği yansıtmadığı, çünkü intihar eden çiftçi kadınlar da olduğu, ama onların çiftçi değil, çiftçi eşi olarak kabul edilerek istatistiklere yansımadığı belirtiliyor. Hindistan’da GDO tarım öncesi var olan, sulak yerde, yüksek rakımda, az suyla yetişen ve benzeri binlerce pirinç çeşidinden çok azı kalmış durumda.

Özellikle küçük toprak sahiplerini yok eden bu üretime Avrupa ise, sıcak bakmıyor. Örneğin, Almanya’da bir dönem konuşuldu, organik tarım ve GDO yetişecek tarlalar arasına belli bir mesafe konulması, GDO’ların biyo- tarıma zarar vermemesi için önlem olarak düşünüldü. Ancak rüzgârın, böceklerin, tozlaşmanın etkisiyle GDO’ların yayılacağı ve geri dönüşü olmaksızın, var olan türlere bulaşarak, onları da bozacağı ortaya çıktığı için ekimine izin verilmedi. ABD’de ise, ise tersi söz konusu: Monsanto ajanları ekili yerleri kontrol ediyor. GDO ekili alandan biyo-tarım yapan çiftçinin tarlasına GDO bulaşmış, ürününü bozmuşsa, çiftçi Monsanto’ya veya GDO ekene dava açamıyor. Aksine, Monsanto “patent ödemeden tohumunu kullandığı” gerekçesiyle çiftçiden para alıyor.

Monsanto çalışanları aynı zamanda ABD Gıda ve İlaç Dairesinde (FDA) çalışıyor. Dolayısıyla, firma aleyhine hiçbir düzenleme, yasa çıkmıyor.

Bu konuda bağımsız çalışmalar yapılmasına, sonuçların açıklanmasına engel olunuyor. Firma tarafından kanıt olarak gösterilen test sonuçlarının da yanıltıcı olduğu söyleniyor. Örneğin, testin üçüncü aşamasında ürünün 300 santigrat derecede pişirilmesi vardır. Ama ev koşullarında gerçekleşmeyecek bu aşama raporda yer almıyor. Dördüncü aşamadan itibaren sonucu anlatıyor.

Bir başka örnek: İki İngiliz adamı yaptıkları araştırmalarda GDO’ların fare hücrelerinde değişikliğe neden olduğunu bulur. Bunu kamuoyuna açıklamaya karar verirler. Down str. 10 numaradan telefon gelir. (Tony Blair dönemidir.) bilim adamlarının işlerine son verilir. Proje sonlandırılır.

Yine bazı televizyonlarda konu ile ilgili yayınlar önce yalanlama, sonra tehditle engelleniyor. ABD’de bazı çiftçiler hayvanlarının bir kısmını GDO ile diğerlerini biyo-ürünle dönüşümlü olarak besleyip aradaki farkı kendileri test ediyorlar. Söylendiğine göre özellikle doğurganlık, sakat doğumlar gibi konularda büyük fark var.

Ayrıca tek tip ve büyük alanlarda makineli tarım için çiftçilerin toprakları ellerinden alınıyor. Sebze ve meyve ekilecek alanlar soya, mısır vs. ekimi için kullanılınca yiyecek kıtlaşıp, pahalılaşıyor. Bu alanların yakınındaki köylerde insanlarda yüksek oranda belli hastalıklar, bir bölgede astım, diğerinde kanser vb. görülüyor.

Gerçekte katkılı, ilaçlı gıdalar, geni değiştirilmiş ürünler ile gıda sanayisi kazanıyor. Bunların yüzünden hastalıkları artan, kronik ve uzun süreli tedavi gerektiren hastalıklarla boğuşan insanlar da ilaç sanayisini besliyor. Devlet bütçelerinden, eğitime, kültüre, yatırıma gidebilecek milyarlar ilaç sanayisine akıyor. Bu düzenin kazananı görece bir avuç firma ve onların işbirlikçileri, kaybedeni çoğunluk, ama çoğunluk kendi yararı için gücünü ortaya koymuyor.

Monsanto bu firmaların en etkili ve büyük olanı. Firmada birçok büyük kuruluşun (banka, vakıf, firma, şahıs) payı var. Monsanto, 1974 yılında ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in “ Petrolü kontrol eden ulusları, gıdayı kontrol eden insanları kontrol eder. Gıda bir silahtır.“ tespitini ve hedefini doğrulayan, yıllık cirosu 30 milyar doların üzerinde olan bir dünya devi. Kimine göre şeytan, kimine göre gezegenin en büyük seri katili, kimi soykırımcı diyor. Demokrasi ile yönetilen ülkeler, Monsanto tarafından yönetilen ülkeler ayrımı yapılıyor.

Firavunlarının servet içinde yaşaması ve ülke zenginliklerini mezarlarına gömmeleri için firavunlarına piramit yapan yüz binlerin yaşanmadan biten, acı ile geçen yaşamları gibi, yeryüzünde milyonlarca insan, dev firmalar ve işbirlikçileri için çalışmakta, kafalarını çalıştırmamakta, bu bir avuca hizmet eden milyonlar - kendi küçük küçük, 3 kuruşluk, kısa vadeli çıkarlarını düşünerek veya kendi güçlerini küçümseyerek veya korkarak- güçlerini bir araya getirip çoğunluğun yararına olacak şekilde düzen kuramamaktadırlar.

İddiaya göre, organik tarımla artan nüfusu beslemek mümkün değildir. Daha çok verim için havanın, suyun, toprağın kirletilmemesi, yeşilin yok edilmemesi, küçük üreticilere olanak sağlanması değil, genlerle oynanması gereklidir!? GDO’da amaç, az emek ve masrafla çok üretmek, artan nüfusu beslemektir. Ama Allah’ın yarattığı yüzbinlerce tohum içinde her hava, su, toprak çeşitine uygun olanları yoktur. Bunun için, (haşa) " evreni şaşmaz ölçülerle düzenleyen, yörüngeleri belirleyen ve milyonlarca canlıyı eksiksiz yaratan, insana akıl veren Allah’ın yapamadığı“ yapılmış, böcek, bakteri geni aşılanmış, firma patenti ile satılacak "katırlaştırılmış tohumlar“ üretilmiştir.

Dindar geçinenler, göğsü örtmekten söz eden ve hiç bir yaptırım içermeyen, örtünme ile ilgili ayetleri esneterek ciltler dolusu yorumlar yazmışlardır. Ama Kur’an’da kıyametin sebepleri arasında gösterilen, Allah’ın yarattığını değiştirmek, üzerinde Allah’ın ismi yazılı (değişmemiş) olanı yemek, temizi pise değişmemek gibi konularla ilgilenmemektedirler. Bu konudaki ayetler dikkate alındığında Monsanto ve benzeri firmaların DECCAL, işbirlikçilerinin de yardımcıları olduğu yorumu yapılabilir. Deccal, kelime anlamı olarak, yalancı, hilekâr, kötüyü yaldızlayıp, süsleyerek iyi gösterendir. GDO üretimi için öne sürülen nedenler ve sonuçlar karşılaştırıldığında Bakara suresinin aşağıdaki ayetleri durumun özeti gibidir.

“İnsanlardan öylesi vardır ki, onun Dünya hayatına ilişkin sözü senin hoşuna gider ve o, kalbindekine Allah’ı tanık tutar. Oysaki o, düşmanların en yamanıdır. Yanından ayrıldığında /işbaşına geçtiğinde yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini ve nesli yok etmek için ise koyulur. Oysaki Allah, fesadı sevmez. Ona ‘Allah’tan kork’ dendiğinde gurur kendisini günaha götürür.” (Bakara, 92/2, 204)

“İnsanı bir spermden yarattı. Bir de bakmışsın insan, açıkça kafa tutan bir hasım oluvermiştir.”(Nahl, 70/16, 4)

(İlgili ayetlerin tümünü tekrarlamamak ve konu ile ilgili daha detaylı bilgi için bkz. blog: Allah’ın yarattığını değiştirmek)

K.Irak’a kadar geldiği belirtilen tohumların Türkiye içine girmemesi için gerekli düzenlemeler yapılmalı, bu konuda yasal boşluk bırakılmamalıdır. İnsanları zehirleyen uyuşturucular ile mücadelede olduğu gibi kaçak yollardan girmesi önlenmelidir. Bu hem Müslümanlar için bir görev, hem çoğunluğun sağlığı birkaç kişinin kazancında önemli olduğu için doğru, hem de bizden sonraki yaşayacak nesillere karşı büyük bir sorumluluktur.

Emef bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 174
Toplam yorum
: 110
Toplam mesaj
: 22
Ort. okunma sayısı
: 4356
Kayıt tarihi
: 19.06.09
 
 

1958  doğumluyum. Arkeologum. Evliyim. Çocuğum yok. Çalışmıyorum. Yıllarca çalıştıktan sonra, zam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster