Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
678
 

Dede dediğin böyle olur

Dede dediğin böyle olur
 

Siz bilmezsiniz benim dedemi. Dedelerin en dedesidir o. Hiçbir dedeye benzemez "Necmi Dede"den* başka. Bir anlatsam, ah bir bahsetsem ondan, ağzınız açık kalır.

Kendisini tanıyan herkes onun hastane maceralarını bilir. Bir de... İzmit'teki tüm hastanelerin personeli bilir. Kolundaki serumları söküp atarak kan revan içinde hastaneden kaçan biri, hiç kimsenin hafızasından kolay kolay silinmez ne de olsa...

* * *
Evet, dedem kalp ameliyatı olacağı dönemlerde, hastanedeki odasında gördüğü kâbuslardan dolayı, hemşirelerin kendisini öldürme planları kurduğuna inandığı için, bir akşam koluna bağlı serumların iğnelerini sökerek, kollarından kan damlara damlaya hastaneden kaçmıştı.

* * *
Başka bir hastanede yatarken, biz tüm kadro olarak onun evinde kalıyorduk hastaneye yakın olduğu için. Bir gece telefonun acı çığlığıyla uyandık. Bir polis memuru, acilen hastaneye gitmemiz gerektiğini söyledi ve ani bir panikle evden çıkarak, henüz ehliyetini almamış olan kardeşimin şoförlüğünde hastanenin yolunu tuttuk. Meğer dedemin canı sütlaç istiyormuş! Gecenin yarısı hemşire telefonu kullanmasına izin vermediğinden ve "Bu saatte hiç kimse bu telefondan 155'ten başkasını arayamaz!" diye azarladığından; sevgili dedem 155'i arayarak polis memurundan bizi aramasını istemiş!

İçinde bulunduğumuz duruma nasıl bir tepki vereceğimizi şaşırdık o an. Ve gece yarısı pastane pastane dolaşarak sütlaç aradık (yine ehliyeti olmayan kardeşimin şoförlüğünde!). Yaz günü sütlaç bulmak ne mümkün? Biz de çaresiz, profiterol alıp üzerine 2 top dondurma koydurttuk. İçeri sokmamız zor olmadı, kapıdaki görevliye dedemin adını vermemiz yeterliydi :) Ne de olsa dedem; tüm hastane personeli, hastalar ve tüm hastaların yakınları tarafından nam salmıştı!

Kâseyi tamamen silip süpürdükten sonra bize söylediği cümle şuydu: "Sütlaç nerde? Ben sütlaç istemiştim."

* * *
Anjiyo olacaktı ve doktorlar her gün, bir ertesi güne erteliyordu. Dedem bu işe çok bozuluyordu tabi, ama ne gelir elden? En sonunda, bana doktor için bir not yazdırdı. Notta; kendisinin emekli tekel müdürü olduğunu ve bir daha anjiyonun ertelenmemesini rica ettiğini yazdırdı (Ne alâkaysa...). Üstelik bu notu doktora benim vermemi istedi! Yapacak bir şey yoktu, mecbur boyun eğecektim ve rezil olmayı umursamamaya çalışacaktım. Ve notu verdim... Ve doktor notu okuyunca güldü... Ve dedem o gün anjiyo oldu!

* * *
Bir gün yine yattığı yerden bir kağıt ve bir kalem edinmemi istedi ve "Yaz kızım," dedi. Ortancalara 15 saniye, çınar ağacına 9-10 saniye, güllere 10-12 saniye, vs. bitki adlarını ve saniyeleri yazdırdı. Kafamda bir sürü soru işareti birikmişti elbette. Meğerse bana bu anlamsız gelen notlar, bahçesindeki bitkilere verilecek olan suyun süresiymiş! "Aman sakın ihmal etmeyin" diye tembihlemeyi unutmadı...

* * *
Hastaneden çıkmıştı (bu kez kaçmamıştı, çıkmıştı), evinde istirahatteydi. Biz her zamanki gibi tüm kadro (dedemin tüm torunları, toplam 5 adet; ve annem ile anneannem), onlarda kalıyorduk. Ama hepimiz yorgunluktan ve stresten çökmüş durumdaydık. Bir tek en küçük yeğenim Tuğba, sinirleri alınmışçasına dedeme hizmet etmeye devam edebiliyordu.

Gecenin iki buçuğu...
"Tuğbaaa, hadi kızım tansiyonumu ölç ve şuradaki kağıda yazıver."
"Peki dede."
"Şimdi vantilatörü çalıştır, 15 saniye sonra kapat ve yeniden tansiyonumu ölç."
"Tamam dede."
"Şimdi yedi buçuk dakika bekle ve tansiyonumu yine ölç, bak bakalım değişiklik olacak mı."
"Olur dede."
"Peki bu vantilatörün sıcak hava üfleme özelliği yok mu?
"Yok dede."
"Ama soğuk hava veriyorsa sıcak hava da vermeli."
"O bir vantilatör dede, yaptığı tek şey içeride varolan hava akımını hızlandırmak."
"Sen anlamıyorsun, bozulmuştır belki; yarın Osman Usta'ya baktırayım."

Evet abartmıyorum; uyuklamaya çalışırken duyduğumuz ve bize "Ya sabır" çektiren diyalog aynen böyleydi. Tuğba'nın sabrına hayrandım ama bu sabrından dolayı onu hiç kıskanmıyordum :)

* * *
Aradan yıllar geçti ve dedem hiç değişmedi.

Şimdi Yuvacık Barajı'nın üstünde, dağın neredeyse zirvesinde yaşıyor ve haftanın 2 ya da 3 günü kendini hastanenin acil bölümüne getirtiyor. Kar kış demeden, yağmur çamur demeden. Şikâyeti ise karın ağrısı... Sebebi ise, kapasitesinin çok üstünde yemek yemesi, ve çok hızlı yemesinin sonucunda gerçekleştiğini tahmin ettiğimiz gaz sıkışması.

Dünyada eşi benzeri olmayan bir insan o. Hiçbir dede onun gibi olamaz, ve yıllarca anlatacak kadar malzeme sağlayamaz :)



* Necmi Dede: Çılgın Bediş'in çılgın dedesi :)


Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dedeye uzun ömürler.

Muharrem Soyek 
 13.12.2012 17:25
Cevap :
Dedemi 6 Aralık 2012 itibarı ile kaybettik :( Nur içinde yatsın...  13.12.2012 22:54
 

Evet... Belki sinirli, asabi, kırıcı, kimseyi dinlemez birisiydi... Ama çok da iyiydi dedem. Çok kızardık evet... Bazen kaçardık da... Hatıralarını (daha doğrusu yaptıklarını) anlata anlata bitiremezdik biz. Şimdi hala anlatmaya devam edeceğiz. Tek farkı bu kez gözümüzde yaşlarla... 06.12.2012 tarihinde kaybettik kendisinin her fırsatta söylediği "emekli Tekel Müdürü"nü... Keşke gitmemiş olsaydı yine herkese "o küçücük aklınla" diye başlayıp "sen kimsin ki" diye devam etseydi. Hani Şule doğduktan sonra pabucum dama atılmıştı ya; memnundum ben pabucumun damda olmasından. Şule şimdi kiminle tokalaşacak? :(((

Namusait 
 09.12.2012 17:17
Cevap :
Şule'ye aynen öyle söyleyecektim ama gözyaşlarına boğulurdu ve ben de o zaman gözyaşlarına boğulurdum; dilimin ucuna kadar geleni yuttum :( Dedem, bana hep "Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler" diyordu. Burada keçi ben oluyorum tabi. Nur içinde yatsın, yaptığı iyilikler onu cennete götürecektir eminim...  10.12.2012 13:03
 

çok güzel yazmışsın özlem abla, halam morfin mi alıyosun sen demişti bana.oysa ki morfin ne demek bilmiyodum.bu yazı bana çok şey farkettirdi.büyüdüğümü, eskisi kadar sabırlı olmadığımı, insanları eskisi kadar çok düşünmediğimi, dedemle eskisi kadar yakın olmadığımızı, karlı sokaklarda babam gitti diye ağladığım, onunda bana '' ama ben varım'' dediği geceyi.çok daha fazlasını haketti, öpülesi ellerini yordum ben onun.ama şaşırtıcı bir şekilde o hala aynı bakıyor bana.hiç büyümemişim gibi...

tuğba taşer 
 09.04.2010 14:35
Cevap :
Dedem anneannemle konuşurken annem ve dayımlardan bahsedecekse "çocuklar", bizden (torunlarından) bahsedecekse "bebekler" diye bahsederdi. Yani hangimiz ne kadar büyürsek büyüyelim hâlâ küçük kalacağız hep. Büyürken her şey; hayata bakış açımız ve çevremize karşı tutumumuz bile değişiyor, bunu farkedebilmek de büyümeye başladığımızın kanıtı oluyor sanırım...  10.04.2010 16:21
 

İnsanın yüzüne tebessüm veren bir dede... Allah başınızdan eksik etmesin.

Canan Öz 
 13.03.2008 19:33
Cevap :
Amin :)  14.03.2008 21:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 152
Toplam yorum
: 964
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 1942
Kayıt tarihi
: 19.08.06
 
 

Ortada bir problem görüyorsak bu bizim de problemimizdir. Ve eğer 'birisi'nin bu konuda bir şeyle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster