Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Kasım '08

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
530
 

Değdi mi?

Değdi mi?
 

Çokta küçük değildi aslında annesi ve babası ayrıldığı zaman. Hayatta her şeyin istediği gibi olamayacağını, annelerin ve babaların da kendi kararları olduğunu, doğrusunun bu olması gerektiğini anlayabilecek, sorgulamadan kabullenebilecek yaştaydı. Yine de içten içe bir isyan yok değildi, nedenleri sorgularken aldığı cevaplar karşısında.

Başarılı bir öğrenciydi okul hayatında. Bu arada annesi başka bir adamla evlendi. Ne gereği vardı ki? Tek başına da yaşayabilirdi oysa. Ama annesi bu seçimi yapmıştı. Onu da kabullendi. Kabullenmese n’olcaktı ki? Çünkü bu onun hayatıydı. Müdahale etme şansı yoktu kendince. İsyanına bir sessiz çığlık ve bir kabulleniş daha eklendi hayat zincirlerinin halkalarına.

Tıp fakültesini kazandığı zaman dünyada bundan daha güzel bir haber olamazdı diye düşündü. Öyle ya yıllarını verdiği okul hayatını en güzel sonuçlardan birisi olarak değerlendirilebilecek bir şekilde; doktorluğa ilk adım olan adımı atmayı başararak ödüllendirilmişti. Geleceği çok daha güzel olacaktı. Kendini çaresiz hastalara adayacak, onlara umut olacak, böylece kendi umutsuzluğunu unutacak hatta yeni umutlar tadacaktı.

Okul yıllarında tanıdığı o genç bir anda hayatın akışını değiştiriverdi. Hiçbir şey yoktu gözünde artık.Varsa yoksa o. Karşılıksız da değildi aşkı ama öğrenciyken evlilik fikri pekte parlak bir fikir değildi. Tüm hayatında başkalarının verdiği kararları kabullendiğini düşündü bir an. Bu kendi hayatının kararıydı ve tüm asiliği ile ne olacağını düşünmeden bırakıverdi evliliğin kollarına daha yolun çok başındayken kendini. Rüyası erken bitti. Gerçekleri düşünmeden yapılan bir evlilik, gerçekler karşısında çokta fazla dayanamadı ve kısa bir süre sonra bitirmek zorunda kaldı yaptığı hatanın bedelini ağır ödeyerek evliliğini. Artık tek başınaydı milyonları barındıran o koca şehirde. Ne yapacağını bilemeden sürüklendi bir süre kah inançları doğrultusunda savundu hayatını, kah isyankar bir genç olarak inat tüm kurallara kuralsızca yaşadı.

Uzmanlık sınavı onun için bir hayat meselesi olmuştu. Çok çalışmasına rağmen defalarca kaybetmenin dayanılmaz hüznünü tattı birkez daha birkez daha… Ve nihayet anestezi bölümünü kazandı. Elinde kalan tek şey olduğu için belki, mesleğini çok sevdiği için belki de dört elle sarıldı işine, öğrenme hevesi ile geçen günleri içinde uzman doktorluğa bir adım daha yaklaştı. Ama hayat ona birkez daha oyunlar oynadı. Eğitimi esnasında birçok sorun yaşıyordu. Hocaları ile anlaşamıyor, onlarla zaman zaman tartışmalara dahil olup, zaman zaman da istifa etmeyi, hatta intihar etmeyi düşünüyordu. Öyle ya bu yeni yaşam mahalinde kimsenin onu sevmediğini, kendini kabul ettiremediğini, bununda işine yansıdığını düşünüyordu. Artık intihar etme fikri gittikçe yer alıyordu beyninin bıçak kesiği. kıvrımlarında.

Birkaç kez arkadaşlarına da bahsetmişti intihar düşüncelerini. Ama kimse otuzlu yaşların baharında gencecik dünyalar güzeli bir genç kızın hayatına son vereceğine inanmamıştı. Hele ki hayatını doktorluk gibi bir meslek için çabalamakla geçirmiş bir genç kızın asla. Her insan düşünür böyle şeyler denip geçiştiriliyordu belki. Belki de kimse onun o masum dünyasında kopan fırtınaları hissedemiyor, kendini kimseye ifade edemiyordu.

Bir akşam eve geldiğinde her şeyi bitirmişti zihninde. Hastaneden çok iyi bildiği birisi solunumunu, diğeri de defalarca kimler için attığını bile unuttuğu kalbini durduracak iki ilacı da yanında getirmişti. Bir paket sigara içti ilk önce. Sonra kendinde o gücü bulamadığı için mi neden bilinmez birkaç birayı yuvarlayıverdi ardı ardına. Oturup birkaç arkadaşına daha öncede söylediği gibi intihar edeceğini yazdı cep telefonunun mesaj bölümünden. Ama defalarca söylediği bu oyunun bu kez gerçek olabileceğini düşünemedi arkadaşları. Sonra eline alıp kağıt kalemi; son anında yaşadıklarını anlatan birkaç satır yazdı. Belki o anki kızgınlıkla yazılmış ve yaşadığı hayat için suçladığı birkaç kişiye ait belirteçler kullanarak, acaba becerebilecek miyim ölmeyi diye sonlandırdı mektubunu. Ve getirdiği ilaçları karıştırarak birbirine damarlarından içeri yolladı. İğneden çok korkarken hiç acımadı hislerinin acısı yanında iğneyi batırdığı teni.Son acısı o olacaktı yaşadığı düşüncelerinde kim bilir? Gözlerini kapatırken sonsuzluğa, geride kalan insanların acısı umurunda olmadan.

Hayatının baharında kendi canına kıymak, hele o insanı yakından tanımak anlatabilecek gibi bir his değil. Ne olursa olsun, ne yaşanmış olursa olsun, hayatta hiçbir şey ona kendi ellerinle son vermek kadar çaresizlikle sonlanmamalı. Her şeyin bir sonu vardır mutlaka ve her bitiş bir başlangıçtır. Ama yaşamak her insan için sunulmuş en güzel şeydir.

Sevdiklerinizi dinleyin. Onların iç dünyasına mutlaka inin. Yalnızlıklarına ortak olun, paylaşın. Yukarıda yazdıklarım tamamı ile gerçek bir hikayedir. Daha otuzlu yaşların başında gencecik bir doktor arkadaşımız kendi elleri ile hazırladığı iksir ile intihar etti. Oysa çoğu insanın gıpta ettiği bir hayattı belki dışardan yaşadığı. Beklide bir yudum ilgi, biraz sevgi onu bu hayata bağlamaya yetecekti. O bu seçimi yaptı. Ona kızmıyorum. Allah geride kalanlara sabır versin.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 6092
Kayıt tarihi
: 22.09.08
 
 

Ülkemin en güzel şehri İzmir'de yaşıyorum. Evliyim, muhasebe mesleğini en iyi şekilde yapmak için uğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster