Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Mayıs '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
10392
 

Değer vermek.

Her şey değerlimidir ve en önemlisi neye ne kadar değer verdiğimiz. Maalesef insanoğlu olarak çoğumuz bunu böyle yapamıyor olsak ta en önemli ve en değerli olan kendimiz olmalıyız.

Kendimizi ne kadar önemli ve değerli hissedersek, çevremizde de o kadar çok etkili ve faydalı olabiliriz. Ancak kendimiz deyince tabi ki bencil, ben merkezli değerler değil bahsetmek istediğim.

Peki neye ne kadar değer veriyoruz? Ailemize mi, Arkadaşlarımıza veya işimize mi. Sanırım ki , genelde hepsinden çok, karşı cinsimize verdiğimiz değer daha ağır basıyor. Asıl önemli olan da bu duygusal ilişkilerde yaşanan durumlar zaten. Bazen o kadar fazla verici olabiliyoruz ki sadece karşı tarafı mutlu etmek için, değerlerimizden bile vazgeçebiliyoruz. Mutsuz oluyoruz, yoruluyoruz ama gene de buna devam ediyoruz. Geçen günlerde bir arkadaş sohbetinde bayanlar arasında da konuşulan konuyla ilgili bir sohbeti sizlerle paylaşmak istiyorum. İnanın anlatacaklarım ne hikaye nede mubağla Anlatan arkadaşım çok yakın bir arkadaşının yaşadıklarını anlatırken, hepimiz kendimizden bir şeyler bulurken, kimseye hak ettiğinden fazla değer vermemek gerektiğini bir kere daha iyi anlamış olduk.

Çok zor şartlarda üniversite yıllarında tanışıp, birbirlerini çok severek evlenen bir çift düşünün. Sıfırdan başladıkları hayatlarında bin bir gayretle çok rahat yaşayacakları bir yaşam sağlıyorlar. Bu zorlu zamanda avukat olan bayana, doktor olan eşine destek olmak için çok fazla fedakarlık düşüyor. Birlikte borç harç aldıkları evlerini, hatta arabalarını artık çok daha lüksüyle rahatça değiştirebiliyorlar ama eksik olanlar daha çok fazlalaşıyor. Bu arada bebek bekleyen bayan kariyerinde ara vermek zorunda kaldığı bir dönemde artık hiç görememeye başlıyor o yanından hiç ayrılmayan eşini. Kolay mı tabi, hasta muaneleri ve ameliyatların bu kadar çok arttığı bir zamanda yalnızlığa katlanmak gerekiyor!

Ama enteresan olan bayanın eşinden hiçbir talebi olmadığı halde kazanma hırsıyla ikisini de böyle yalnızlığa mahkum etmesi. Öyle yada böyle bir zaman sonra bebek dünyaya geliyor. Eskiden konuşarak, eğlenerek kimseye ihtiyaç duymadıkları zamanları yerini artık sessizlik alıyor.

Bir zamanda böyle mutsuz, huzursuz ve yalnız geçiyor.

Bir kongre dönüşü beyefendi artık daha fazla zaman geciktirmeden, bu zamana kadar birbirlerine bağlılıkları geçen senelerden, paylaşılanlardan girerek açıyor konuyu. Birde dürüstlük dersi vererek ayrılmak istediğini söylüyor. Ancak birkaç ay sonra tekrar evlenmeye karar verdiğinde ortaya çıkıyor, genç doktor sevgili. Şimdi şöyle bir düşünürsek her zaman, hayat boyu eşiyle mücadele eden, hep verilenle yetinmesini bilen, iyi bir eş dışında iyi bir anne olmak için kariyerini bile erteleyen fedakar eşte mi, yoksa üzerine titrenilen, hep dürüstlüğüyle övünülen, kazandıkça gözü daha da aç olan sadık beyde mi!

Bu kadar sevip evlenerek, bu kadar fedakarlıklarla bugüne gelirken, iyi bir eş ve iyi bir anneyken hatanın nerde olduğunu düşündüğümüz zaman aslında o kadar çabuk anlaşılıyor ki nedeni. Gereğinden fazla değer verdiğiniz biri, bu yükün altında fazlasıyla ezilip size borçlu hissederse kendini ve eğer büyük bir borçsa ödeyeceği, kaçar ve uzaklaşır. Alacaklısını seven borçlu birilerini gösterebilir misiniz. Hayatta hiç kimseye değerinden daha fazla değer vermeyin ki size borçlu kalmak zorunda bırakarak, bedel ödemek zorunda kalmayın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

aslında bir düzeni yıkmak öyle kolay değil mutlaka başka şeyler de olmuştur ama yine de kimse için öyle fazla fedakarlığa gerek yok.her şeyi yeteri kadar gerektiği kadar dengeli olmalı..kimse için ölmeye değmez..insanoğlu zamanla değişebiliyor..tedbiri elden bırakmamak lazım Sevgilerimle

Coskun Karabulut 
 16.05.2007 21:54
 

Bu güzel ve anlamlı yazınızdan dolayı kutlarım sizi....

İbrahim kaya 
 15.05.2007 2:50
 

Evlenmiş ve boşanmış birisi olarak anlattığınız hikayeyi en azından biraz tek yanlı buldum maalesef. Hikayeyi bir de doktor beyin ağzından dinlesek eminim ki çok farklı şeylerde duymak mümkün. Olayı bir de şöyle düşünülem: Siz birisini seviyorsunuz ama onunla bir arada yaşadıkça ve daha yakından tanıdıkça bir takım yeni ve negatif özellikler keşfediyorsunuz ve bu özelliklerde sizin kolayca tasvip edeceğiniz cinsten de değil. Konuşuyorsunuz ama karşınızdaki "ben böyleyim" diyor ve başka bir şey demiyor. Böyle bir durumda ne yaparsınız? Sevmeye devam mı edersiniz, yoksa onda bulamadığınız sevgiyi başka bir yerde mi arasınız? Ne dersiniz sizce sevilmek koşulsuz bir hak mıdır, yoksa her insan sevilmeyi hak etmek zorundamıdır? Bence sonsuz ve koşulsuz sevgi yoktur. Terk edilenler biraz da terk edilmeyi hak ediyor olabilirler mi diye düşünmek gerekir. Tek taraftan dinlenen hikayeler çok tek yanlıdır bence iki tarafı da dinlemeden karar vermemek gerekir. Saygılar ve sevgiler.

Matilla 
 03.05.2007 21:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1599
Kayıt tarihi
: 11.04.07
 
 

Halkla ilişkiler 1. sınıf öğrencisiyim. Yeni yeni keşfettiğim blog sitelerinden en çok beğendiğim ve..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster