Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '15

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
375
 

Değerlerin değeri

Değerlerin değeri
 

Değerlerin değeri fatoş somsa


“İleride başarılı bir kariyer yapıp yapmayacağınızı garanti edemem ama birtakım kararlar vermek zorunda kalacağınızı garanti edebilirim. Bu kararlar, kalp kapakçığı yapmakla gaz odası yapmak arasındaki seçim kadar kolay olmayacaktır.”

Değerler yaşamda ne ile karşılaşırsak karşılaşalım davranışlarımıza yön veren faktörlerdir. İlk önce aile de kazanılmaya başlanılan değerler daha sonra içinde bulunulan toplum, sosyal çevre, eğitim, iş gibi tüm yaşam dinamikleriyle harmanlanarak davranış ve eyleme dönüşür.

Ülkeler liderlerinin, kurumlar yöneticilerinin, aileler ebeveynlerin,  bireyler kendi öz değerlerinin davranışa yansımasıyla yönlerini belirler; hikâyelerini sahip oldukları değerlere göre yazarlar. Tıpkı Hitler’in kendi değerlerine göre tüm dünyayı felakete sürükleyerek bir ırk’ı yok etmeye çalışması ya da Atatürk’ün kendi değerleriyle bir toplumu yoktan var etmeyi seçmesi gibi. Bu nedenle toplumların, kurumların, ailelerin ve bireylerin yansıyan yüzü; içlerinde taşıdıkları değerleridir.

İş hayatında inanılan değerlere sahip çıkma konusunda beni en çok etkileyen filmlerden  
Greg Kinnear. Başrol oyunculuğunu yaptığı “Zekâ Pırıltısı” adlı filmdir.

Filmde, Ailesiyle birlikte mutlu bir hayat yaşayan Robert Kearnes üniversite de profesördür. Boş vakitlerini bir şeyler icat etmekle değerlendirirken gelişen iş fikrinin elinden çalınışı ve arkasından başlayan büyük bir mücadele. Aklını, işini, eşini kaybetmeyi göze alır ama doğru bildiğinden vazgeçmeyi, değerlerinden taviz vermeyi göze almaz.

Ders verirken ilk işlediği konu etiktir ve şöyle der:

“Etik konusu başarıdan daha önemli bir konudur.
Önemli olan başarılı işler yapmak değil bu başarılarınızın neye hizmet ettiğidir. Kalp kapakçığını icat

eden de, Auschwitz gaz odalarını icat eden de bir elektrik mühendisi idi. Her ikisinin yaptığı işte oldukça başarılı. Biri on binlerce insanın hayatını kurtarmaya hizmet ederken diğeri milyonlarca insanın katledilmesine hizmet etti. İleride başarılı bir kariyer yapıp yapmayacağınızı garanti edemem ama birtakım kararlar vermek zorunda kalacağınızı garanti edebilirim. Bu kararlar, kalp kapakçığı yapmakla gaz odası yapmak arasındaki seçim kadar kolay olmayacaktır.”

Hayat kendi seçimlerimiz ve kararlarımızdan oluşur. Neye, nasıl ve niçin karar vereceğimiz ise pusulamızda yazan değerlerimizdir.

Eğer kendi dürüstlük, doğruluk anlayışınıza ters düşen ama  iyi para kazandıran bir işte, içten içe kendi kendinizle kavga ederek çalışmaya devam ediyorsanız; içinizdeki dürüstlük ile  paranın  sağladığı  diğer değerler ( rahat yaşamak, en iyi evde oturmak, en iyi arabaya binmek, itibar v.s.)  birbiri ile çatışıyor demektir. Ve henüz hangisinin çok daha değerli olduğuna karar verememiş gibi görünseniz de bu paranın sağladığı değerlere daha çok sahip çıktığınızı gösterir.
İş hayatında başladığım ilk yıllarda işi öğrenebilmek, kendimi geliştirebilmek için çok fazla mesaiye kalıyor ve geç saatlerde eve geliyordum. Eve geç gelişlerim babamla aramızda sorunlar yaratmaya başlamıştı.
İki yıl aynı yerde çalıştıktan sonra farklı işyerleri görmek yeni deneyimler kazanmak için işten ayrıldım. Tam olarak istediğim tarzda iş bulmadığım için bir yıl içinde toplam dört kez iş değiştirmek zorunda kaldım. Bu işyerlerinden birini babam bulmuştu ve işin ne kadar iyi olduğunu bana kanıtlamak için şunları sıralamıştı.

“Eve çok yakın yürüyerek gider, gelirsin.

Mesaileri hiç olmuyormuş, eve zamanında gelirsin.

Tanıdığımız insanlar sana zarar gelmez

Sigortanı da işe başlar başlamaz yapıyorlar.”

İlk gün o iş ortamının bana göre olmadığını anlamıştım lakin işi bulan babam olduğu için “beğenmedim“ deme cesaretini gösterememiştim. Ofisteki çalışma sistemindeki bulunduğum departmanda; bir yönetici, yönetici yardımcısı ve ben vardım. Yönetici bir iş veriyor onu yapıp teslim edince tekrar yeni bir iş veriyordu. İse hâkim olmak, İnsiyatif almak, kendi yaratıcılığını kullanmak, sorun görmek, çözüm bulmak, iletişim kurmak gibi bilgi ve becerilerin gelişemeyeceği bir ortamdı. Kimse kimseyle konuşmuyordu. Yönetici odada olmadığı zamanlarda diğer arkadaşa birkaç kez soru sormaya çalışmıştım ama sanki gizli bir şey konuşuyormuşuz gibi ayak sesi duyar duymaz konuşmayı kesti ve  “sus geliyor” demişti. Orada boğulduğumu hissediyordum. Kendim istifa edersem babam bana çok kızar diye işten kovulma formülü geliştirdim. Telefonla konuşmak yasaktı, bir sürü arkadaşıma telefonu verip beni aramalarını istedim. Yöneticimin bana verdiği defter kayıtlarını ilk birkaç gün bilerek tutturmadım sonrasında benim bir geri zekâlı olmadığımı düşünmesinler diye işi bitirmek istedim ancak bu kez gerçekten tutturamadım.

Kendimi kapana sıkıştırılmış gibi hissediyor, gözüm saatte bir an önce mesai bitsin diye bakıyor ve bir türlü dikkatimi toplayamıyordum. Fazla sürmedi ikinci haftanın sonunda kibarca kovulmuştum. İşten çıktığımda kendimi kuşlar gibi özgür hissediyordum.

O günlerde benim iş değerlerimin, öğrenmek, kendimi geliştirmek, insiyatif alarak çalışmak, kendi iş planımı oluşturmak, bir şeyleri yönetebiliyor olmak, başarıyı tatmak olduğunu tam olarak tanımlayamıyor olsam da tüm davranışlarım değerlerimin yansımaydı.

Yıllar sonra, şirket çalışanlarımdan birinin babası yanıma geldi, eşyalarıyla birlikte sokakta kaldığı için çaresiz bir şekilde ağlıyordu. Benden oğlu ile konuşmamı ve yardım etmemi rica etti. Oğlu öz oğlu değildi, henüz altı aylıkken çocuk esirgeme kurumdan evlatlık almışlardı. İlk eşi vefat etmeden önce mal varlıklarının yarısını oğullarının üzerine yarısını ise kendi üzerine yapmıştı. İşyerimiz ile aynı sokakta, oğlunun oturduğu apartmanda bir dairesi vardı ve ancak oğlu ve gelini rahat etsin diye yeni eşiyle birlikte daha uzak bir yere taşınmıştı.

Oğlu, babasının evinden gelen kirayı babasına vermediği gibi, kiracının çıkmasını da engellemiş. Baba, kirasını veremediği için eşyalarıyla birlikte kapı dışarı atılmıştı. Adam biraz huysuz bir adamdı ancak ne olurda olsun, öz evladı gibi büyüttüğü, geleceği garanti altına aldığı oğlunun babasının sokağa atılmasına sebep olması ve tüm bu rezilliğe seyirci kalabilmesi beni gerçekten çok etkilemişti. Kırgınlıkları, kızgınlıkları olabilirdi ancak bu babasına ait olan bir şeylere hükmedip onu sokak ortasında bırakma hakkını ona vermemeliydi. Adamcağıza elimizden gelen yardımı yapıp onu bir yere yerleştirdikten sonra oğluna “ artık birlikte çalışamayız “ dedim. Benim duygum “ İşini ne kadar iyi yaparsa yapsın sahibine hayrı olmayanın bana hiç hayrı olmayacağını söylüyordu.

“Doğruydu ya da yanlıştı ama benim değerimdi.

Peki, ya sizin değerleriniz neler, hiç düşündünüz mü?

En önemli ilk 10 değerinizi yazın. Seçim yapmak zorunda kaldığınızda ilk 5 değeriniz nedir peki ya  asla vazgeçmem dediğiniz tek değeriniz nedir?

Değerlerinizle değerlenmeniz dileğiyle,

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 187
Kayıt tarihi
: 26.03.14
 
 

Selam.. Bir parça ANNE'yim ben  sonra  bir parça iş kadını, bir parça ev kadını , bir parça  eş ,..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster