Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mayıs '09

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
2327
 

Değil, öyle böyle değil!

Değil, öyle böyle değil!
 

Öyle değil! Öyle böyle değil!

Evlilik dediğin çocuk oyuncağı değil!

İş- ev- çocuk üçgeni de değil!

Değil, öyle böyle değil!

Yatak- mutfak- sokak üçgeni değil!

Ama her babayiğidin harcı da değil!

Birlikte çıkılan yolculukların en zorudur evlilik! Adı, omuz omuza verip; yenmektir hayat denen kalleş ejderi!

Parça tamamlamaktır evlilik! Öyle herkesin bildiği bir elmanın iki yarısı olmak değil! Elle kırılmış bir bisküvinin parçalarından tek bir bütün olabilmektir!

Zordur vesselam! Değildir her babayiğidin ve yiğidenin harcı(!)

Bir resim çizeyim size. Koyun kendinizi resmin istediğiniz yerine.

Hani bütün mesele “sıradanlığın ötesine geçmek nedir” diye başladı ya, madem saz şimdi benim elimde, bakalım hangi malzemeler gerek bu işin en temelinde?

Önce zeka gerek! Ham zekadan söz etmiyorum ben! Bir çocuğun sayıların katlarını hesap makinesinden daha hızlı sayabilme zekası değil, dediğim! “Hamdık piştik” diyen zekadan söz ediyorum. Batının “entelektüellik” diye adlandırdığı bilgi ve birikimle şekillenen zeka.

Ardından yürek gerek! Sol elinin büyüklüğü kadar olup; vücuda kan pompalayan ve prototipi yapılabilen yapay yürekten söz etmiyorum! İçinde evren barındıran, şiirden geçmiş, musikide dinlenmiş, edebiyatla erimiş, felsefeden süzülmüş, bilgelikle imbiklenmiş bir yürek! Acıyı bilen, kederi görebilen, hüznü gözlerdeki halesinden tanıyabilen, “ben” değil “biz” diyebilen bir yürek!

Sonra saygı gerek! Hem de öyle böyle değil, tam anlamıyla saygı gerek! Malum sevgi sıcak ve akışkandır. Oysa saygı soğuk ve durağan. Sevgi ısındıkça buharlaşır. Buharlaştıkça onu yeniden yoğuşturup birliktelik kabına dökecek olan saygı kalıbıdır, tıpkı yemek fokurdarken lezzeti kendinde yoğaltıp tekrar tencereye gönderen kapak gibi. Belki “tencere ve kapak olmak” deyimi buna des denk gelecektir.Teşbihte hata olmazmış(!)

Anlayış gerek ardından! Fikrine; “fikrimin ince gülü” zarafetinde, işine; “aynası iştir kişinin” letafetinde, ilgilerine; “uçurtmayı vurmasınlar” nezaketinde anlayış gösterebilmek! Nezaket, zarafet ve letafet varsa, ötesinde cimicik daha uğraş gerek! (Dedim ya zor zanaattır evlilik)

Tüm bunlar vardır da yaratıcılık yoktur mesela. İşte zurnanın son deliği burası. Tüm bunlarla yoğrulmuş evlilikte, bizim o eski hikayelerde dinlediğimiz ananelerimizin asil evliliklerini görürüz. Bembeyazdır. Dupduru! Pırıl pırıl ve asil! Birbirlerine yetmiş yaşında bile hala “bey” ve “hanım” diye hitap eden masalsı sevgiler. Bu tarz sevgilerde saygının ağırlığı fazladır. Güzeldir, hoştur da, tek renktir: Beyaz!

Renkleri çoğaltmaksa aşkın işidir. Aşk perisini kışkırtmak da yaratıcılığın işi. O zaman renklenir dünyası birlikteliğin, renkler tınıları tetikler, tınılar kokuları, kokular şekilleri. Ve her şekilleniş görselliğe ve içselliğe yeni bir boyut katar.

Yaratıcılık, gün boyunca “acaba onun için ne yapabilirim diye kafayı yemek” değildir. Hani çocuk psikologları; “çocuğunuza kaliteli zaman ayırın” diyorlar ya, onun gibi, kaliteli zaman ayırabilmekle başlar yaratıcılık.

Sakın sevişmenin zaman ayırmak olduğunu düşünmesin kimse! Çünkü sevişmeyi zaman ayırmak olarak gören düşünce, bir süre sonra onu da bitirir! Bu yüzden o ilk öpücüğün bıraktığı tat bir daha asla geri gelmez! Ete keser sevişmeler, kokusu bildiğin ter olur gider.

Yenilikler keşfetmek, yeni yerler görmek, yenilikleri birlikte denemek ama gelenekler oluşturarak yürüyebilmektir yaratıcılık. Macera ve heyecan eklemek gerek. Hem gelenek hem de yenilik! Dedim ya başta, zor zanaattır evlilik!

Ve asıl olan: Zurnanın son deliği değil, zurnayı bırakıp; bir lir olabilmek için; hala utanabilmektir karşısında. Bunu nasıl açıklasam diye düşünüyorum şimdi. “Utanmak” dediğim harbiden utanmak değil, gamzesinden bir öpücük alınmış genç kızın al al olan yanaklarınca utanmak. Utanabilmek!

Bunun için:

Bir kere öyle şallak şullak, çırılçıplak dolaşmayacaksın karşısında eşinin.

Mahremiyetin olacak sana özel ve ona özel saygı gösterdiğin.

Her bir şeylerini cıncık bıncık etmeyeceksin.

Soracaksın ama sorgulamayacaksın, örneğin.

Meraklanacaksın ama irite etmeyeceksin.

Tartışacaksın ama çemkirmeyeceksin!

Seveceksin ama bıktırmayacaksın!

Dört döneceksin etrafında ama özgürlüğünü gölgelemeyeceksin!

Ve kavga edersen arada en sinirinden, ağzından tek bir sözcük çıkmayacak ne etini kesen ne de ruhunu kemiren! Ve en ateşli yerinde kavganın “ama ben seni çok seviyorum” diyebileceksin, kaşının biri havadayken!

Romantizmi; en pahalı orkidelerde arayanlar, gün batımının; en eski ve pahalı bir şarap markasını yudumlarken kızıllaştığını sananlar yukarıda saydığım özellikleri anlayabilirler mi? Bilmem! Zor zanaattır evlilik dedim ya başta. Her yiğidin ve yiğidenin(!) harcı değildir o ilk öpüş heyecanını daimi kılmak.

Aşk gerek, aşk gerek!

Temel içgüdü değilse aşk, kopsa da bir yerlerin hala sevilirsin, kopsa da bir yerleri hala üzerine titrersin!

Aşkı kendi bahçenize, kendi ellerinizle ekeceksiniz. Değişik bir bitkidir aşk. Kimi zaman filizlerinden toplayıp çay demlersin, kimi zaman da imbikten geçirip şarap elde edersin.

Aşk yoksa adını ne koyarsan koy, oturmaz bir yere! Kadın, ütü yapan makine, kahvaltı hazırlayan robottur ve çamaşır makinesi en afilisinden! Adam da en çizgilisinden pijamadır, elinde kumanda, kanal değiştiren!

(Çok uzadı bu resim. Halbuki daha hiçbir şey demedim. Ya ben gevezeyim ya da bu iş harbiden zor! Söyleyin bakalım siz neresindesiniz resmin?)

(Sevgi emek ister. Emekse ödül. Mayısın ilk günü, emeğin günü. Kutlu ola tüm emeçilere.)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yorum yazmak için yaklaşık beş ay geçmiş ama yazamadan edemedim işte.Bu kadar harika olurmu bir anlatım yaaa...Aklıma B.Manço'nun "sakız hanım ve Mahur bey"şarkısı geldi."Romatizmi orkide çiçeğinde arayanlar" kısmındada, birgün köydeyiz(çalışıyoruz)ve benim doğum günüm tabi ben unutmuşum sabah yataktayım ,saat on civarları(tatil günü olmalı) burnumu kıdıklayan birşey var, arakasından "iyiki doğdun aşkım" diyen biri,elinde vişne çiçeği, bildiğin vişne.Aldığım en anlamlı doğum günü hediyesiydi o çiçek.Birkaç kişiye anlattığımda bana" eee esas hediyesi ne?"diye sordular ben de "hediye o çiçeğim içinde saklı "diyemedim anlamazlardı çünkü .Bunu ogünden sonra kimseyle paylaşmamıştım .Anlayacak insanlarda var elbette ama ben o güzel günü kirletmeyi göze alamadım... taaa ki seni tanıyana kadar.Dilerim bir gün senide bir ağaç çiçeği ile uyandıran olsun bunu çok isterim inan .sevgilerimi gönderiyorum.....

derya doganlar 
 04.10.2009 16:11
Cevap :
Ne kadar güzel bir an ve ne kadar değerli bir anı... Bahar dalı iye uyandırılmak... Selam olsun Talus'lu arkadaşımın engin yüreğine ve o engin yüreği kat be kat anlayabilecek değerdeki sana... Siz bütün güzellikleri hak eden değerli dostlarım, iyi ki varsınız... Dileğine gelince... Kim bilir... Bu muhteşem yoruma bin teşekkürlerimle, en içten duygularla öpüyorum seni güzel ve de değerli insan... Hep var ol e mi? Hep var olun ve sağ olun. Varlığınız onurum ve zenginliğim. Tekrar teşekkürlerimle...  05.10.2009 0:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 135
Toplam yorum
: 3783
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3096
Kayıt tarihi
: 23.07.08
 
 

Eğitim sürecinin bazı bölümleri Almanya ve İngiltere'de olmak üzere en son PAÜ'den eğitim uzmanlı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster