Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '09

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
1090
 

Değişen ve gelişen Türkiye

Değişen ve gelişen Türkiye
 

Geçmişin prangalarından kurtulmanın en büyük adımıdır, değişim. Değişim deyip geçmeyeceğiz elbette. Elimizden geldiğince, bu kısa yazıda değişimin anatomisini ortaya çıkaracağız. Değişen yada değişmek zorunda olan herkesin uygulamak zorunda olduğu süreci kastediyorum. Eksi halde değişme yada gelişmeye bağlı değişmeden bahsetmemize imkan olamaz. Bir kişinin değişiminden tutunda bir devletin hatta dünyanın değişimine kadar her değişme ve gelişmenin bağlı olduğu bilimsen bir süreç ve silsile vardır. biri olmadan diğerinin olmadığı bir silsile.

Mesela bir değişimin sürecini ifade ederken birinci basamağa bilgiyi koymak zorundasınız; bilgi olmadan değişim asla olamaz. Bilmek ise farkında olmamızı sağlar. Eğer yaşamımızda var olan bazı sıkıntı ve geri kalmışlıkları bilgilenmenin yardımıyla fark edemezsek onların üzerine gitme iradesini de gösteremeyiz. İnsanlarla hayvanlar arasındaki en büyük ayırımda buradan gelir. İnsanın, diğer canlılara fark attığı yer, farkındalık noktasıyla başlar. Hayvanlar yaşamın farkındadırlar fakat yönetip yönlendiremezler. Değiştirme kudretleri yoktur. Fakat insanlar, farkında olduklarının da farkındadırlar. Yani hayata yön verirler ve değiştirirler.

Dip not: <ı>(Örneğime hiç kimse alınganlık göstermesin lütfen; tamamen konuyu açıklamaya dönüktür.) Siz hiç yediği “yeme” itiraz eden “koyun” gördünüz mü, ya da yaşadığı “ahırı” beğenmeyenini? Zannetmiyorum! Eğer doğaüstü güçleri olanına rastlamadıysanız bu imkânsızdır. Oysa insan öylemi? Asla! O, yaşayacağı yere de yediği gıdaya da hem karar verir hem de değiştirir. Yaşadığı ortamı ve doğayı değiştirmeye çalışır. Bu ise farkında olmanın getirdiği değiştirme arzusundan kaynaklanır. Yani bir değişimin geçirdiği aşamalar ve zorunluluklarıdır bunlar. Aksi halde değişim ve gelişimden bahsedemeyiz.

Değişim sürecinde, bizim de dünya ile entegrasyon sorunu yaşamamızın sebebinin, izlediğimiz yavaş seyirden başkasının olmadığını görürsünüz. Son dönemlerde bu farkındalık kültürünün oluşmasında ciddi adımlar atılmaya çalışılmaktadır, elbette. Bunları da yakinen takip etmekteyim.

Farkındalık kültürünün oluşturulması süreci mutlak surette ülkemizin aydın ve siyaset adamlarının işidir. “Değişen ve gelişen Türkiye” bir slogandan öteye gitmelidir. Değişimin şekliyle ilgili “şu” veya “bu” demenin doğru olmadığını düşünüyorum. Ben buradan sadece formülü vermeye çalıştım. Her değişim mutlak bir iradeye dayanır. Bunu başaracak olanda hep beraber bizleriz. Bütün değişimleri bu formüle oturtabiliriz sanırım. Süreç belli fakat süreci hareket ettirecek iradeyi de ortaya koymak gerekir. Enerji olmadan hareket olmaz. Ülkemiz lehine gelişen son dönemlerdeki algı kırılmasının yönü de olumluya dönmüşken, değişim daha da kolay olacaktır; kanaatindeyim.

Öğrenelim – Fark edelim – Değişelim diyorum. İradeyi mi soruyorsunuz? O da Allahın verdiği ve övündüğünüz yüreğinizde.

Selam ve hürmetlerimle…

Sosyolog İsmail ÖZ

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 591
Kayıt tarihi
: 16.09.06
 
 

1974 yılında Bayburt'ta doğdum, sosyolog-yazar olarak çeşitli çalışmalar yapmaktayım...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster