Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
339
 

Değişim ve direnişim

Değişim ve direnişim
 

Değişimin resmi


HSYK Başkanvekili Kadir Özbek, Ergenekon'dan tutuklanan Erzincan Savcısı İlhan Cihaner'le görüşebilir. Onu sorgulayan Özel Yetkili Savcı Osman Şanal'a sicil numarasını sorabilir. Bu problem olmaz.

Çünkü o, adalet bakanı değil, adalet dağıtıcıdır. Soruşturulan ve soruşturan savcıları hukuk adına aramıştır. Nitekim ardından da HSYK'yı toplayıp, Şanal'ı görevden alarak adaleti dağıtmıştır!

CHP Milletvekili Ahmet Ersin Erzurum'daki gizli tanıkla kazara, tutuklu savcıyla kendi iradesiyle biraraya gelebilir.

CHP açıkça, Ergenekon ve İrtica İle Mücadele Eylem Plânı soruşturmasının tarafı olabilir. Gidip Silivride oturumlara katılabilir, Erzurum'a heyet gönderebilir. Bunlar asla problem değildir.

Çünkü mezkur parti ve üst yargı mensupları bu devletin asıllarıdır. Bu kategorideki insanlar da sistemin şerbetli kesimidir. Onlar kuraldan, kaideden, kanun ve nizamdan muaftır. Doğuştan lâyüs'el (sorumsuz) olduklarından işledikleri (cürümler) suç sayılmaz. Kendilerine hukukta işlemez.

Onların tüm eylemlerinin sonucu daima nötrdür. O tarafın insanlarının tavır ve davranışları, ne şekilde olursa olsun, suç teşkil edici, yönlendirici, kışkırtıcı özelliğe sahip değildir.

Ama Cemil Çiçek Adalet Bakanı olduğu dönemde Erzircan Savcısı İlhan Cihaner'le konuşursa iş değişir. Bundan yargı etkilenir. Medya ve muhalefet ayağa kalkar; iktidara demediğini bırakmaz.

Bu görüşme üzerinden, "yargının siyasetin vesayeti altında olduğu"na ilişkin sayısız yorumlar üretilir. Çünkü bu tarafın insanları ötekiler gibi masum değildir; potansiyel suçlu, etkileyici ve ifsat edicidir!

Erbakan'ın ve partisinin canına okuyan bu sistem, Anayasa Mahkemesi'nce, (aynı iddialarla) hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verilen CHP'ye bir yıldan beri hiç bir şey yapmamıştır. Sanıyorum hazırlanan dosya, halâ bir yerlerde beklemektedir.

Ak Parti'ye ikinci kapatma davası açmaya hazırlanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, nedense CHP'nin hiç yanlışını bulamamıştır. Bu yüzden, hakkında hiç inceleme başlatmamıştır.

Geçenlerde AKP'li iki milletvekilinden biri, "eskiden onlar fişliyordu, şimdi biz fişliyoruz, " diğeri, "partimize düşman olanların kanı bozuk" dedi diye, savcılık hemen soruşturma açmış! Yalçınkaya da sözleri incelemeye almış. Ne kadar güzel. Herkes, sözünü ve haddini bilmeli, ona göre konuşmalı.

Fakat bu savcılar, Cumhurbaşkanlığı seçiminde toplantı yeter sayısı için açılan dava ile ilgili olarak Baykal, "Eğer Anayasa Mahkemesi, 367 yoktur derse ülkede kaos çıkar!" dediğinde ortalıkta yoktu.

Aynı savcılar, CHP'li Ahmet Ersin ve ekibinin Erzincan'da gizli tanık ve zanlılarla görüşmesini, aynı partiden başka bir grubun Ergenekon davasını takip etmesini incelemeye değer görmedi.

Bakalım Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Şemdin Sakık'ın Baykal'a isnat ettiği, "bana beş altı militan getirin, listeye onları koyayım" şeklindeki sözlerine şöyle bir göz atmayı düşünecek mi? Çünkü bu iddia Mustafa Özyürek'in, "Sakık bunu, Ak Partililere yaranmak için yapıyor" açıklamasıyla geçiştirilecek kadar basit değildir.

Önder Sav'ın, hacca niyetlenen yaşlı bir partiliye, "Sen oraya gitme, bakarsın Muhammed seni bırakmaz" şeklinde lâflar etmesinin, en azından edep açısından ayıplanası bir yanı yok mudur?

Velhasıl CHP, gün gelir başörtüsü karşıtı mitinglere katılır, gün gelir çarşaf ve örtü açılımı yapar.

Bütün bunlar, CHP'yi asla küçültmez; incelenesi ve ayıplanası duruma düşürmez. Çünkü o yürürlükteki sistemin efendisidir. Zaten bu düzenin de din ve gelenek aleyhtarlığı yapanlara karşı allerjisi yoktur.

Doğrusu yazdıklarım aşırı tarafgirliği yansıtıyor gibi durmaktadır. Karşı taraftaki başka bir insanın da olayları, (tersinden olarak) benim gibi gördüğünü bilmekteyim.

Tabi, yüksek yargının verdiği hukuk dışı kararları, belli bir ideolojinin mensuplarına gösterdiği toleransı, darbe ve muhtıraların sağ partileri hedef almasını normal sayarsanız, başörtüsü ve dinsel özgürlük taleplerini rejim düşmanlığı olarak görürseniz olayları benimkinin tam tersi olarak algılamanız normaldir.

Bugüne kadarki sistem, dindar kesimi rahatlatacak, ona kendini sevdirecek bir yöntem izlememiştir. Onların hukukunu her zaman gözardı etmiştir. Emekli paşaların, etkili ve ünlü yargıçların, avukatların, bilim adamlarının, yazarların ekseriyetinin tv. konuşmalarını dinler, yazdıklarını okursanız bu konuda yanılmadığımı anlarsınız.

Şu an iplerin iyice gerildiği noktada bulunuyoruz ve bir değişme/değişmeme direnişmesi yaşıyoruz. Eğer bir gün asıl iktidar el değiştirirse umarım yeniler, eski muktedirler gibi davranmazlar.

Yani, başı açık genç bir kızı üniversitenin kapısından, "ne yapalım yasalar böyle!" diye geri çevirmezler. Çünkü bu, tersinden aynı despotluğun devamı olur. Dua edelim de halimiz Tevfik Fikret'inkine benzemesin. O, hürriyet için şöyle demiş:

Ne efsunkâr imişsin ah, ey didar-ı hürriyet!
Esir-i aşkın olduk, gerçi kurtulduk esaretten (1)


(1)- Ne büyüleyici imişsin ey hürriyetin (güzel) yüzü!
(Sayende) esaretten kurtulduk ama şimdi de aşkının esiri olduk.
Resim: www.ensonhaber.com/spor/252523/demirorene-bil...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Belki de "sol" kulağınız duymadığından olacak, bir o yana bir yana savrulmuş yazınız... Ne diyeyim, "CHP'ye de kapatma davası" açılsın 'a dönmüş... Oysa haberiniz yok... Mustafa Kemal partisi CHP 1938'de beri kapalı... Sağ kulağınıza söyledim... Umarım duymuşsunuzdur... Saygılar...

UFUK KESİCİ 
 01.03.2010 11:27
Cevap :
CHP'nin 1938 den beri kapalı olduğunu ilk sizden duyuyorum. Teşekkür ederim. Çok aydınlatıcı bir yorum olmuş! Ferasetinize de hayran oldum. Selâmlar.  01.03.2010 15:49
 

Değerli Hüseyin Bey, tarihe baktığımızda yapılan devrimlerin çoğunun iyi niyetlerle başladığı görürüz. Ancak devrimi yapanların veya arkadan gelenlerin, genellikle başlangıçtaki iyi niyetli düşüncelerini bir kenara bırakarak, önceden şikayetçi olunan döneme belki de rahmet okutarak döndükleri görülmüştür. Buna Fransız, Rus ihtilali, İran devrimi, ABD'nin insan hakları beyannamesini hatta bizi örnek verebiliriz. Çoğunda evdeki hesap çarşıya uymamış, işbaşına gelerek güce ele geçirenler çoğu kez terör estirmeye başlamışlardır. Devlet yönetiminde denetim esastır. Bizim sıkıntımızın temelinde de Askerin (yargının) denetimden kaçması vardır. Eğer, halk bilinçli ve örgütlü, medya ve yargı da bağımsız ve tarafsız değilse, iş başına kim gelirse gelsin, aynı şikayetler devam edecektir. Çözüm: halkın okuması, aydınlanması ve meselelerine sahip çıkmasıdır. Bizde vatandaş işin kolayına kaçmakta ve sorumluluk almamaktadır. Gerçeğinde halk iradesinin önünde duracak güç yoktur. Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 27.02.2010 16:18
Cevap :
Azizim Canmehmet: Özgürlüğün, insan hak ve hürriyetlerinin en çok konuşulduğu bir çağda yaşıyoruz. Fakat aynı dönem, en çok insan hakkı ihlâlinin yapıldığı bir zamanı da içinde barındırıyor. Yani bir yanda hak talepleri, öte yanda hak ihlalleri at başı gidiyor. Şüphesiz ki okumak, bilinçlenmek, meselelerimize sahip çıkmak çare üretmenin bir yoludur. Bununla beraber, iyi niyetle yola çıkanlar da başlangıçtaki amaçlarını unutmasalar, daha da iyi olur diyorum, selam ve saygılarımı sunuyorum.  28.02.2010 10:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 681
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster