Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Eylül '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
197
 

Değişmek/değişememek

Değişmek/değişememek
 

Kahire, 1994, FAO


Cumhuriyetle birlikte Türkiye bir uyanışa açılıyor. Cumhuriyetin ilk onlu yıllarında gerçekleştirilen devrimler, eğitimde sağlanan olanaklar, Türk halkının alt tabakalarından gelen insanlarının sayısını artırdı.  Batı aydınlanmasını yerinde izleyen algılayan insanların sayısı arttı. “Kıvılcım gönderip ateş  gibi  dönmesi” beklenen pek çok insanımız, Batı firmalarının temsilciliğine soyununca, Cumhuriyetin Kuruluş felsefesiyle, çelişkiye düşmeye başlandı. Bu nedenle Cumhuriyetin “Kuruluş” değerlerini geleceğe taşıyan eğitim sistemi, İkinci Dünya Savaşından sonra büyük bir “İkilem” içine girdi.  Son üç çeyrek yüzyıldır  eğitim sistemimizin bir yanı  “evrimci bir felsefeye” dayanırken ,  diğer  yanı da “yaratıcılık” felsefesine dayandırıldı . Böylece ülke içinde birbirini algılayamayan, çoğunluğu eğitim sisteminin “ikilemi”nden kaynaklanan bir düşünsel çatışma ortamı doğdu. Buna   ülkenin sosyal ve ekonomik çelişkileri  de eklenince,  1970’li yıllar Türkiye için önemli bir handikap yılları oldu. Ekonominin iyi yönetilememesi, gelişmiş ülkelerin sürekli artan finans kaynakları, içteki  ve dıştaki bir takım kuruluş ve kişilerin  ülkenin kaynaklarını birlikte yönetmeye kadar götürdü. Bunu sonucu 24 Ocak 1980 karaları, ardından bu kararların hayata geçirilmesi için, ülke içinde kargaşalıklar  yaratılarak (ve bahane edilerek) 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştirildi. Hem de “Atatürkçülük” adına.

12 Eylül süreci Türk toplumunun ve Cumhuriyet’inin pek çok değerlerini alt üst etti. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesindeki demokratik, laik ve halkın yönetiminde söz sahibi olma anlayışını geliştirecek kurumları yok etti.  Alternatif düşünce üretebilen insanların önleri kesildi, siyaset üretebilecek insanlar siyaset sahnesinin dışına itildi. İnsanların kendi kendine sansür uygulamalarının alt yapıları oluşturuldu. Kitaplar yakıldı, yaktırıldı. Pek çok insan sorgusuz sualsiz tutukevlerinde yıllarca bekletildi. Bağımsız düşünce üretenler suçlandı, cezalandırıldı. Cumhuriyet’in “Kuruluş” değerlerini topluma mal edebilecek kurumlar (üniversiteler, Türk Dil Kurumu; Türk Tarih Kurumu,vb..) “resmi  daireler” dönüştürülerek  siyasi erkin emrine verildi.

Son yıllarda bağımsız yargı organlarının, TÜBİTAK’ın, TÜBA, vb.. kuruluşların benzer şekilde iktidarın emrine verilmesinin kökenlerini 12 Eylül mantığında ramak gerekir. (Ayrıntılı bilgi için bkz : http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/felsefekolu/makale/tuba.htm )

*

Kasım 2009’da Milas’ta yönettiğim  "Atatürk, Eğitim ve Ekonomi” konulu panelin iki konuşmacısı kendi alanlarında önemli kariyerleri olan kişilerdi.  Biri Savunma Bakanlığı’na danışmanlık yapmış, çok değerli bir akademisyen, diğeri de askerlikte önemli hizmetler yapmış, emekliliğinden sonra da bunları kitaplarıyla topluma anlatan, çok değerli bir subayımızdı.  Panelin amacını kısaca aktardıktan sonra şu şiiri okumuştum :

 

KOŞU

Çok uzak bir ülkede

Yaprakları sararmıştır ağaçların

İnce bir yağmura durmuştur bulutlar

Şimdi çok uzak bir ülkede

Yaz yemişlerinin tadını bırakarak

Dökülmüştür yollara kuşlar

 

 

Çok uzak bir ülkede yazdan kalma son yemiş

İsmini bilmediğim bir kuşun gagasındadır

Yol almakta  bilmediğim ülkelere gemiler kumandanım

Mavi bakışlarını gözlerinin

Resimlerinden sildiler

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Bahçelerde yeşeren filizleri kopardılar

Yeşeren bakışlarını kopardılar ağacımdan

/ayrıldık/

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Yırtık pabuçlarımdan

Eski urbalarımdan

Hastalıklı bir sonbahar yağmurunda soyunarak

En yüce düşlerini giymeğe hazırlandım

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Koştum hep yarınlara

Önüme en büyük engellerini çıkardılar düzenin

/yılmadım/

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede kumandanım

Ücra bir köşesinde ülkenin

Bulunan bir heykelinin altında

Özgürlüğe

Kurtuluşa dair söylediklerini

Kutsal bir yemin gibi

/ezberledim tek tek/

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Herkes seni ağıtlarken kumandanım

Hastalıklı bir sonbahar yağmuru altında

Yüce bir koşuya çıkıyorum

T. Ayhan ÇIKIN, 1980

 

Panelin sonunda iki değerli konuğumda şiirin “bu günleri” çok iyi anlattığını belirterek birer kopya istediler.

 Ben de “bu şiir 1980’lerde yazıldı” diyerek birer kopya kendilerine verdim.

Ancak insan şunu sormadan edemiyor :

“ Otuz yıl önce yazılan bir şiir, bugün de benzer bir yorumla değerlendirilebiliyorsa, nasıl bir toplumsal değişim bu ?”

 

T. Ayhan ÇIKINDEĞİŞMEK/DEĞİŞEMEMEK

 

Cumhuriyetle birlikte Türkiye bir uyanışa açılıyor. Cumhuriyetin ilk onlu yıllarında gerçekleştirilen devrimler, eğitimde sağlanan olanaklar, Türk halkının alt tabakalarından gelen insanlarının sayısını artırdı.  Batı aydınlanmasını yerinde izleyen algılayan insanların sayısı arttı. “Kıvılcım gönderip ateş  gibi  dönmesi” beklenen pek çok insanımız, Batı firmalarının temsilciliğine soyununca, Cumhuriyetin Kuruluş felsefesiyle, çelişkiye düşmeye başlandı. Bu nedenle Cumhuriyetin “Kuruluş” değerlerini geleceğe taşıyan eğitim sistemi, İkinci Dünya Savaşından sonra büyük bir “İkilem” içine girdi.  Son üç çeyrek yüzyıldır  eğitim sistemimizin bir yanı  “evrimci bir felsefeye” dayanırken ,  diğer  yanı da “yaratıcılık” felsefesine dayandırıldı . Böylece ülke içinde birbirini algılayamayan, çoğunluğu eğitim sisteminin “ikilemi”nden kaynaklanan bir düşünsel çatışma ortamı doğdu. Buna   ülkenin sosyal ve ekonomik çelişkileri  de eklenince,  1970’li yıllar Türkiye için önemli bir handikap yılları oldu. Ekonominin iyi yönetilememesi, gelişmiş ülkelerin sürekli artan finans kaynakları, içteki  ve dıştaki bir takım kuruluş ve kişilerin  ülkenin kaynaklarını birlikte yönetmeye kadar götürdü. Bunu sonucu 24 Ocak 1980 karaları, ardından bu kararların hayata geçirilmesi için, ülke içinde kargaşalıklar  yaratılarak (ve bahane edilerek) 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştirildi. Hem de “Atatürkçülük” adına.

12 Eylül süreci Türk toplumunun ve Cumhuriyet’inin pek çok değerlerini alt üst etti. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesindeki demokratik, laik ve halkın yönetiminde söz sahibi olma anlayışını geliştirecek kurumları yok etti.  Alternatif düşünce üretebilen insanların önleri kesildi, siyaset üretebilecek insanlar siyaset sahnesinin dışına itildi. İnsanların kendi kendine sansür uygulamalarının alt yapıları oluşturuldu. Kitaplar yakıldı, yaktırıldı. Pek çok insan sorgusuz sualsiz tutukevlerinde yıllarca bekletildi. Bağımsız düşünce üretenler suçlandı, cezalandırıldı. Cumhuriyet’in “Kuruluş” değerlerini topluma mal edebilecek kurumlar (üniversiteler, Türk Dil Kurumu; Türk Tarih Kurumu,vb..) “resmi  daireler” dönüştürülerek  siyasi erkin emrine verildi.

Son yıllarda bağımsız yargı organlarının, TÜBİTAK’ın, TÜBA, vb.. kuruluşların benzer şekilde iktidarın emrine verilmesinin kökenlerini 12 Eylül mantığında ramak gerekir. (Ayrıntılı bilgi için bkz : http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/felsefekolu/makale/tuba.htm )

*

Kasım 2009’da Milas’ta yönettiğim  "Atatürk, Eğitim ve Ekonomi” konulu panelin iki konuşmacısı kendi alanlarında önemli kariyerleri olan kişilerdi.  Biri Savunma Bakanlığı’na danışmanlık yapmış, çok değerli bir akademisyen, diğeri de askerlikte önemli hizmetler yapmış, emekliliğinden sonra da bunları kitaplarıyla topluma anlatan, çok değerli bir subayımızdı.  Panelin amacını kısaca aktardıktan sonra şu şiiri okumuştum :

 

KOŞU

Çok uzak bir ülkede

Yaprakları sararmıştır ağaçların

İnce bir yağmura durmuştur bulutlar

Şimdi çok uzak bir ülkede

Yaz yemişlerinin tadını bırakarak

Dökülmüştür yollara kuşlar

 

 

Çok uzak bir ülkede yazdan kalma son yemiş

İsmini bilmediğim bir kuşun gagasındadır

Yol almakta  bilmediğim ülkelere gemiler kumandanım

Mavi bakışlarını gözlerinin

Resimlerinden sildiler

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Bahçelerde yeşeren filizleri kopardılar

Yeşeren bakışlarını kopardılar ağacımdan

/ayrıldık/

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Yırtık pabuçlarımdan

Eski urbalarımdan

Hastalıklı bir sonbahar yağmurunda soyunarak

En yüce düşlerini giymeğe hazırlandım

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Koştum hep yarınlara

Önüme en büyük engellerini çıkardılar düzenin

/yılmadım/

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede kumandanım

Ücra bir köşesinde ülkenin

Bulunan bir heykelinin altında

Özgürlüğe

Kurtuluşa dair söylediklerini

Kutsal bir yemin gibi

/ezberledim tek tek/

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Herkes seni ağıtlarken kumandanım

Hastalıklı bir sonbahar yağmuru altında

Yüce bir koşuya çıkıyorum

T. Ayhan ÇIKIN, 1980

 

Panelin sonunda iki değerli konuğumda şiirin “bu günleri” çok iyi anlattığını belirterek birer kopya istediler.

 Ben de “bu şiir 1980’lerde yazıldı” diyerek birer kopya kendilerine verdim.

Ancak insan şunu sormadan edemiyor :

“ Otuz yıl önce yazılan bir şiir, bugün de benzer bir yorumla değerlendirilebiliyorsa, nasıl bir toplumsal değişim bu ?”

 

T. Ayhan ÇIKINDEĞİŞMEK/DEĞİŞEMEMEK

 

Cumhuriyetle birlikte Türkiye bir uyanışa açılıyor. Cumhuriyetin ilk onlu yıllarında gerçekleştirilen devrimler, eğitimde sağlanan olanaklar, Türk halkının alt tabakalarından gelen insanlarının sayısını artırdı.  Batı aydınlanmasını yerinde izleyen algılayan insanların sayısı arttı. “Kıvılcım gönderip ateş  gibi  dönmesi” beklenen pek çok insanımız, Batı firmalarının temsilciliğine soyununca, Cumhuriyetin Kuruluş felsefesiyle, çelişkiye düşmeye başlandı. Bu nedenle Cumhuriyetin “Kuruluş” değerlerini geleceğe taşıyan eğitim sistemi, İkinci Dünya Savaşından sonra büyük bir “İkilem” içine girdi.  Son üç çeyrek yüzyıldır  eğitim sistemimizin bir yanı  “evrimci bir felsefeye” dayanırken ,  diğer  yanı da “yaratıcılık” felsefesine dayandırıldı . Böylece ülke içinde birbirini algılayamayan, çoğunluğu eğitim sisteminin “ikilemi”nden kaynaklanan bir düşünsel çatışma ortamı doğdu. Buna   ülkenin sosyal ve ekonomik çelişkileri  de eklenince,  1970’li yıllar Türkiye için önemli bir handikap yılları oldu. Ekonominin iyi yönetilememesi, gelişmiş ülkelerin sürekli artan finans kaynakları, içteki  ve dıştaki bir takım kuruluş ve kişilerin  ülkenin kaynaklarını birlikte yönetmeye kadar götürdü. Bunu sonucu 24 Ocak 1980 karaları, ardından bu kararların hayata geçirilmesi için, ülke içinde kargaşalıklar  yaratılarak (ve bahane edilerek) 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştirildi. Hem de “Atatürkçülük” adına.

12 Eylül süreci Türk toplumunun ve Cumhuriyet’inin pek çok değerlerini alt üst etti. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesindeki demokratik, laik ve halkın yönetiminde söz sahibi olma anlayışını geliştirecek kurumları yok etti.  Alternatif düşünce üretebilen insanların önleri kesildi, siyaset üretebilecek insanlar siyaset sahnesinin dışına itildi. İnsanların kendi kendine sansür uygulamalarının alt yapıları oluşturuldu. Kitaplar yakıldı, yaktırıldı. Pek çok insan sorgusuz sualsiz tutukevlerinde yıllarca bekletildi. Bağımsız düşünce üretenler suçlandı, cezalandırıldı. Cumhuriyet’in “Kuruluş” değerlerini topluma mal edebilecek kurumlar (üniversiteler, Türk Dil Kurumu; Türk Tarih Kurumu,vb..) “resmi  daireler” dönüştürülerek  siyasi erkin emrine verildi.

Son yıllarda bağımsız yargı organlarının, TÜBİTAK’ın, TÜBA, vb.. kuruluşların benzer şekilde iktidarın emrine verilmesinin kökenlerini 12 Eylül mantığında ramak gerekir. (Ayrıntılı bilgi için bkz : http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/felsefekolu/makale/tuba.htm )

*

Kasım 2009’da Milas’ta yönettiğim  "Atatürk, Eğitim ve Ekonomi” konulu panelin iki konuşmacısı kendi alanlarında önemli kariyerleri olan kişilerdi.  Biri Savunma Bakanlığı’na danışmanlık yapmış, çok değerli bir akademisyen, diğeri de askerlikte önemli hizmetler yapmış, emekliliğinden sonra da bunları kitaplarıyla topluma anlatan, çok değerli bir subayımızdı.  Panelin amacını kısaca aktardıktan sonra şu şiiri okumuştum :

 

KOŞU

Çok uzak bir ülkede

Yaprakları sararmıştır ağaçların

İnce bir yağmura durmuştur bulutlar

Şimdi çok uzak bir ülkede

Yaz yemişlerinin tadını bırakarak

Dökülmüştür yollara kuşlar

 

 

Çok uzak bir ülkede yazdan kalma son yemiş

İsmini bilmediğim bir kuşun gagasındadır

Yol almakta  bilmediğim ülkelere gemiler kumandanım

Mavi bakışlarını gözlerinin

Resimlerinden sildiler

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Bahçelerde yeşeren filizleri kopardılar

Yeşeren bakışlarını kopardılar ağacımdan

/ayrıldık/

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Yırtık pabuçlarımdan

Eski urbalarımdan

Hastalıklı bir sonbahar yağmurunda soyunarak

En yüce düşlerini giymeğe hazırlandım

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Koştum hep yarınlara

Önüme en büyük engellerini çıkardılar düzenin

/yılmadım/

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede kumandanım

Ücra bir köşesinde ülkenin

Bulunan bir heykelinin altında

Özgürlüğe

Kurtuluşa dair söylediklerini

Kutsal bir yemin gibi

/ezberledim tek tek/

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Herkes seni ağıtlarken kumandanım

Hastalıklı bir sonbahar yağmuru altında

Yüce bir koşuya çıkıyorum

T. Ayhan ÇIKIN, 1980

 

Panelin sonunda iki değerli konuğumda şiirin “bu günleri” çok iyi anlattığını belirterek birer kopya istediler.

 Ben de “bu şiir 1980’lerde yazıldı” diyerek birer kopya kendilerine verdim.

Ancak insan şunu sormadan edemiyor :

“ Otuz yıl önce yazılan bir şiir, bugün de benzer bir yorumla değerlendirilebiliyorsa, nasıl bir toplumsal değişim bu ?”

 

T. Ayhan ÇIKINDEĞİŞMEK/DEĞİŞEMEMEK

 

Cumhuriyetle birlikte Türkiye bir uyanışa açılıyor. Cumhuriyetin ilk onlu yıllarında gerçekleştirilen devrimler, eğitimde sağlanan olanaklar, Türk halkının alt tabakalarından gelen insanlarının sayısını artırdı.  Batı aydınlanmasını yerinde izleyen algılayan insanların sayısı arttı. “Kıvılcım gönderip ateş  gibi  dönmesi” beklenen pek çok insanımız, Batı firmalarının temsilciliğine soyununca, Cumhuriyetin Kuruluş felsefesiyle, çelişkiye düşmeye başlandı. Bu nedenle Cumhuriyetin “Kuruluş” değerlerini geleceğe taşıyan eğitim sistemi, İkinci Dünya Savaşından sonra büyük bir “İkilem” içine girdi.  Son üç çeyrek yüzyıldır  eğitim sistemimizin bir yanı  “evrimci bir felsefeye” dayanırken ,  diğer  yanı da “yaratıcılık” felsefesine dayandırıldı . Böylece ülke içinde birbirini algılayamayan, çoğunluğu eğitim sisteminin “ikilemi”nden kaynaklanan bir düşünsel çatışma ortamı doğdu. Buna   ülkenin sosyal ve ekonomik çelişkileri  de eklenince,  1970’li yıllar Türkiye için önemli bir handikap yılları oldu. Ekonominin iyi yönetilememesi, gelişmiş ülkelerin sürekli artan finans kaynakları, içteki  ve dıştaki bir takım kuruluş ve kişilerin  ülkenin kaynaklarını birlikte yönetmeye kadar götürdü. Bunu sonucu 24 Ocak 1980 karaları, ardından bu kararların hayata geçirilmesi için, ülke içinde kargaşalıklar  yaratılarak (ve bahane edilerek) 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştirildi. Hem de “Atatürkçülük” adına.

12 Eylül süreci Türk toplumunun ve Cumhuriyet’inin pek çok değerlerini alt üst etti. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesindeki demokratik, laik ve halkın yönetiminde söz sahibi olma anlayışını geliştirecek kurumları yok etti.  Alternatif düşünce üretebilen insanların önleri kesildi, siyaset üretebilecek insanlar siyaset sahnesinin dışına itildi. İnsanların kendi kendine sansür uygulamalarının alt yapıları oluşturuldu. Kitaplar yakıldı, yaktırıldı. Pek çok insan sorgusuz sualsiz tutukevlerinde yıllarca bekletildi. Bağımsız düşünce üretenler suçlandı, cezalandırıldı. Cumhuriyet’in “Kuruluş” değerlerini topluma mal edebilecek kurumlar (üniversiteler, Türk Dil Kurumu; Türk Tarih Kurumu,vb..) “resmi  daireler” dönüştürülerek  siyasi erkin emrine verildi.

Son yıllarda bağımsız yargı organlarının, TÜBİTAK’ın, TÜBA, vb.. kuruluşların benzer şekilde iktidarın emrine verilmesinin kökenlerini 12 Eylül mantığında ramak gerekir. (Ayrıntılı bilgi için bkz : http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/felsefekolu/makale/tuba.htm )

*

Kasım 2009’da Milas’ta yönettiğim  "Atatürk, Eğitim ve Ekonomi” konulu panelin iki konuşmacısı kendi alanlarında önemli kariyerleri olan kişilerdi.  Biri Savunma Bakanlığı’na danışmanlık yapmış, çok değerli bir akademisyen, diğeri de askerlikte önemli hizmetler yapmış, emekliliğinden sonra da bunları kitaplarıyla topluma anlatan, çok değerli bir subayımızdı.  Panelin amacını kısaca aktardıktan sonra şu şiiri okumuştum :

 

KOŞU

Çok uzak bir ülkede

Yaprakları sararmıştır ağaçların

İnce bir yağmura durmuştur bulutlar

Şimdi çok uzak bir ülkede

Yaz yemişlerinin tadını bırakarak

Dökülmüştür yollara kuşlar

 

 

Çok uzak bir ülkede yazdan kalma son yemiş

İsmini bilmediğim bir kuşun gagasındadır

Yol almakta  bilmediğim ülkelere gemiler kumandanım

Mavi bakışlarını gözlerinin

Resimlerinden sildiler

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Bahçelerde yeşeren filizleri kopardılar

Yeşeren bakışlarını kopardılar ağacımdan

/ayrıldık/

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Yırtık pabuçlarımdan

Eski urbalarımdan

Hastalıklı bir sonbahar yağmurunda soyunarak

En yüce düşlerini giymeğe hazırlandım

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Koştum hep yarınlara

Önüme en büyük engellerini çıkardılar düzenin

/yılmadım/

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede kumandanım

Ücra bir köşesinde ülkenin

Bulunan bir heykelinin altında

Özgürlüğe

Kurtuluşa dair söylediklerini

Kutsal bir yemin gibi

/ezberledim tek tek/

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Herkes seni ağıtlarken kumandanım

Hastalıklı bir sonbahar yağmuru altında

Yüce bir koşuya çıkıyorum

T. Ayhan ÇIKIN, 1980

 

Panelin sonunda iki değerli konuğumda şiirin “bu günleri” çok iyi anlattığını belirterek birer kopya istediler.

 Ben de “bu şiir 1980’lerde yazıldı” diyerek birer kopya kendilerine verdim.

Ancak insan şunu sormadan edemiyor :

“ Otuz yıl önce yazılan bir şiir, bugün de benzer bir yorumla değerlendirilebiliyorsa, nasıl bir toplumsal değişim bu ?”

 

T. Ayhan ÇIKINDEĞİŞMEK/DEĞİŞEMEMEK

 

Cumhuriyetle birlikte Türkiye bir uyanışa açılıyor. Cumhuriyetin ilk onlu yıllarında gerçekleştirilen devrimler, eğitimde sağlanan olanaklar, Türk halkının alt tabakalarından gelen insanlarının sayısını artırdı.  Batı aydınlanmasını yerinde izleyen algılayan insanların sayısı arttı. “Kıvılcım gönderip ateş  gibi  dönmesi” beklenen pek çok insanımız, Batı firmalarının temsilciliğine soyununca, Cumhuriyetin Kuruluş felsefesiyle, çelişkiye düşmeye başlandı. Bu nedenle Cumhuriyetin “Kuruluş” değerlerini geleceğe taşıyan eğitim sistemi, İkinci Dünya Savaşından sonra büyük bir “İkilem” içine girdi.  Son üç çeyrek yüzyıldır  eğitim sistemimizin bir yanı  “evrimci bir felsefeye” dayanırken ,  diğer  yanı da “yaratıcılık” felsefesine dayandırıldı . Böylece ülke içinde birbirini algılayamayan, çoğunluğu eğitim sisteminin “ikilemi”nden kaynaklanan bir düşünsel çatışma ortamı doğdu. Buna   ülkenin sosyal ve ekonomik çelişkileri  de eklenince,  1970’li yıllar Türkiye için önemli bir handikap yılları oldu. Ekonominin iyi yönetilememesi, gelişmiş ülkelerin sürekli artan finans kaynakları, içteki  ve dıştaki bir takım kuruluş ve kişilerin  ülkenin kaynaklarını birlikte yönetmeye kadar götürdü. Bunu sonucu 24 Ocak 1980 karaları, ardından bu kararların hayata geçirilmesi için, ülke içinde kargaşalıklar  yaratılarak (ve bahane edilerek) 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştirildi. Hem de “Atatürkçülük” adına.

12 Eylül süreci Türk toplumunun ve Cumhuriyet’inin pek çok değerlerini alt üst etti. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesindeki demokratik, laik ve halkın yönetiminde söz sahibi olma anlayışını geliştirecek kurumları yok etti.  Alternatif düşünce üretebilen insanların önleri kesildi, siyaset üretebilecek insanlar siyaset sahnesinin dışına itildi. İnsanların kendi kendine sansür uygulamalarının alt yapıları oluşturuldu. Kitaplar yakıldı, yaktırıldı. Pek çok insan sorgusuz sualsiz tutukevlerinde yıllarca bekletildi. Bağımsız düşünce üretenler suçlandı, cezalandırıldı. Cumhuriyet’in “Kuruluş” değerlerini topluma mal edebilecek kurumlar (üniversiteler, Türk Dil Kurumu; Türk Tarih Kurumu,vb..) “resmi  daireler” dönüştürülerek  siyasi erkin emrine verildi.

Son yıllarda bağımsız yargı organlarının, TÜBİTAK’ın, TÜBA, vb.. kuruluşların benzer şekilde iktidarın emrine verilmesinin kökenlerini 12 Eylül mantığında ramak gerekir. (Ayrıntılı bilgi için bkz : http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/felsefekolu/makale/tuba.htm )

*

Kasım 2009’da Milas’ta yönettiğim  "Atatürk, Eğitim ve Ekonomi” konulu panelin iki konuşmacısı kendi alanlarında önemli kariyerleri olan kişilerdi.  Biri Savunma Bakanlığı’na danışmanlık yapmış, çok değerli bir akademisyen, diğeri de askerlikte önemli hizmetler yapmış, emekliliğinden sonra da bunları kitaplarıyla topluma anlatan, çok değerli bir subayımızdı.  Panelin amacını kısaca aktardıktan sonra şu şiiri okumuştum :

 

KOŞU

Çok uzak bir ülkede

Yaprakları sararmıştır ağaçların

İnce bir yağmura durmuştur bulutlar

Şimdi çok uzak bir ülkede

Yaz yemişlerinin tadını bırakarak

Dökülmüştür yollara kuşlar

 

 

Çok uzak bir ülkede yazdan kalma son yemiş

İsmini bilmediğim bir kuşun gagasındadır

Yol almakta  bilmediğim ülkelere gemiler kumandanım

Mavi bakışlarını gözlerinin

Resimlerinden sildiler

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Bahçelerde yeşeren filizleri kopardılar

Yeşeren bakışlarını kopardılar ağacımdan

/ayrıldık/

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Yırtık pabuçlarımdan

Eski urbalarımdan

Hastalıklı bir sonbahar yağmurunda soyunarak

En yüce düşlerini giymeğe hazırlandım

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Koştum hep yarınlara

Önüme en büyük engellerini çıkardılar düzenin

/yılmadım/

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede kumandanım

Ücra bir köşesinde ülkenin

Bulunan bir heykelinin altında

Özgürlüğe

Kurtuluşa dair söylediklerini

Kutsal bir yemin gibi

/ezberledim tek tek/

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Herkes seni ağıtlarken kumandanım

Hastalıklı bir sonbahar yağmuru altında

Yüce bir koşuya çıkıyorum

T. Ayhan ÇIKIN, 1980

 

Panelin sonunda iki değerli konuğumda şiirin “bu günleri” çok iyi anlattığını belirterek birer kopya istediler.

 Ben de “bu şiir 1980’lerde yazıldı” diyerek birer kopya kendilerine verdim.

Ancak insan şunu sormadan edemiyor :

“ Otuz yıl önce yazılan bir şiir, bugün de benzer bir yorumla değerlendirilebiliyorsa, nasıl bir toplumsal değişim bu ?”

 

T. Ayhan ÇIKINDEĞİŞMEK/DEĞİŞEMEMEK

 

Cumhuriyetle birlikte Türkiye bir uyanışa açılıyor. Cumhuriyetin ilk onlu yıllarında gerçekleştirilen devrimler, eğitimde sağlanan olanaklar, Türk halkının alt tabakalarından gelen insanlarının sayısını artırdı.  Batı aydınlanmasını yerinde izleyen algılayan insanların sayısı arttı. “Kıvılcım gönderip ateş  gibi  dönmesi” beklenen pek çok insanımız, Batı firmalarının temsilciliğine soyununca, Cumhuriyetin Kuruluş felsefesiyle, çelişkiye düşmeye başlandı. Bu nedenle Cumhuriyetin “Kuruluş” değerlerini geleceğe taşıyan eğitim sistemi, İkinci Dünya Savaşından sonra büyük bir “İkilem” içine girdi.  Son üç çeyrek yüzyıldır  eğitim sistemimizin bir yanı  “evrimci bir felsefeye” dayanırken ,  diğer  yanı da “yaratıcılık” felsefesine dayandırıldı . Böylece ülke içinde birbirini algılayamayan, çoğunluğu eğitim sisteminin “ikilemi”nden kaynaklanan bir düşünsel çatışma ortamı doğdu. Buna   ülkenin sosyal ve ekonomik çelişkileri  de eklenince,  1970’li yıllar Türkiye için önemli bir handikap yılları oldu. Ekonominin iyi yönetilememesi, gelişmiş ülkelerin sürekli artan finans kaynakları, içteki  ve dıştaki bir takım kuruluş ve kişilerin  ülkenin kaynaklarını birlikte yönetmeye kadar götürdü. Bunu sonucu 24 Ocak 1980 karaları, ardından bu kararların hayata geçirilmesi için, ülke içinde kargaşalıklar  yaratılarak (ve bahane edilerek) 12 Eylül 1980 darbesi gerçekleştirildi. Hem de “Atatürkçülük” adına.

12 Eylül süreci Türk toplumunun ve Cumhuriyet’inin pek çok değerlerini alt üst etti. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesindeki demokratik, laik ve halkın yönetiminde söz sahibi olma anlayışını geliştirecek kurumları yok etti.  Alternatif düşünce üretebilen insanların önleri kesildi, siyaset üretebilecek insanlar siyaset sahnesinin dışına itildi. İnsanların kendi kendine sansür uygulamalarının alt yapıları oluşturuldu. Kitaplar yakıldı, yaktırıldı. Pek çok insan sorgusuz sualsiz tutukevlerinde yıllarca bekletildi. Bağımsız düşünce üretenler suçlandı, cezalandırıldı. Cumhuriyet’in “Kuruluş” değerlerini topluma mal edebilecek kurumlar (üniversiteler, Türk Dil Kurumu; Türk Tarih Kurumu,vb..) “resmi  daireler” dönüştürülerek  siyasi erkin emrine verildi.

Son yıllarda bağımsız yargı organlarının, TÜBİTAK’ın, TÜBA, vb.. kuruluşların benzer şekilde iktidarın emrine verilmesinin kökenlerini 12 Eylül mantığında ramak gerekir. (Ayrıntılı bilgi için bkz : http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/felsefekolu/makale/tuba.htm )

*

Kasım 2009’da Milas’ta yönettiğim  "Atatürk, Eğitim ve Ekonomi” konulu panelin iki konuşmacısı kendi alanlarında önemli kariyerleri olan kişilerdi.  Biri Savunma Bakanlığı’na danışmanlık yapmış, çok değerli bir akademisyen, diğeri de askerlikte önemli hizmetler yapmış, emekliliğinden sonra da bunları kitaplarıyla topluma anlatan, çok değerli bir subayımızdı.  Panelin amacını kısaca aktardıktan sonra şu şiiri okumuştum :

 

KOŞU

Çok uzak bir ülkede

Yaprakları sararmıştır ağaçların

İnce bir yağmura durmuştur bulutlar

Şimdi çok uzak bir ülkede

Yaz yemişlerinin tadını bırakarak

Dökülmüştür yollara kuşlar

 

 

Çok uzak bir ülkede yazdan kalma son yemiş

İsmini bilmediğim bir kuşun gagasındadır

Yol almakta  bilmediğim ülkelere gemiler kumandanım

Mavi bakışlarını gözlerinin

Resimlerinden sildiler

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Bahçelerde yeşeren filizleri kopardılar

Yeşeren bakışlarını kopardılar ağacımdan

/ayrıldık/

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Yırtık pabuçlarımdan

Eski urbalarımdan

Hastalıklı bir sonbahar yağmurunda soyunarak

En yüce düşlerini giymeğe hazırlandım

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Koştum hep yarınlara

Önüme en büyük engellerini çıkardılar düzenin

/yılmadım/

 

 

Şimdi sana çok uzak bir ülkede kumandanım

Ücra bir köşesinde ülkenin

Bulunan bir heykelinin altında

Özgürlüğe

Kurtuluşa dair söylediklerini

Kutsal bir yemin gibi

/ezberledim tek tek/

Şimdi sana çok uzak bir ülkede

Herkes seni ağıtlarken kumandanım

Hastalıklı bir sonbahar yağmuru altında

Yüce bir koşuya çıkıyorum

T. Ayhan ÇIKIN, 1980

 

Panelin sonunda iki değerli konuğumda şiirin “bu günleri” çok iyi anlattığını belirterek birer kopya istediler.

 Ben de “bu şiir 1980’lerde yazıldı” diyerek birer kopya kendilerine verdim.

Ancak insan şunu sormadan edemiyor :

“ Otuz yıl önce yazılan bir şiir, bugün de benzer bir yorumla değerlendirilebiliyorsa, nasıl bir toplumsal değişim bu ?”

 

T. Ayhan ÇIKIN

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 174
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 424
Kayıt tarihi
: 29.01.07
 
 

Şair ve bilim insanı (Tarım Ekonomisi). 1 Ocak 1946, Muğla doğumlu. 1968'de asistan olarak girdiğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster