Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Mayıs '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
226
 

Deli Cevat ve ben

Lisedeyken kendisine tahammül etmenin çok güç olduğu bir matematik öğretmenimiz vardı. Dersi anlatırken sürekli ağzından tükürükler saçtığı için öndeki sıralara kimse oturmak istemezdi. Bazen nasihat vermek için anafikrini anlayamadığımız çok uzun hikayaler anlatır, ara sıra da şakacı kimliğini ortaya koyup "otuz artı ikiiii, anankiiii" gibi şeyler derdi. Gülsen olmaz, gülmesen hiç olmaz. Bir çok kişi için katlanılması güçtü. Benim için ise çok çok güçtü. O yüzden ben de o hocanın ardışık iki dersinden ilkine değil, yoklama aldığı ikinci derse girerdim. Bir keresinde bana "sen geçen ders de burdamıydın?" diye sordu. Ben de tereddütsüz "evet" dedim. "Allah Allah, ben seni hiç hatırlamıyorum!" dedi. Bu noktada aslında ilk derste "mevcut" olduğum konusunda ısrar edebilirdim. Ya da hemen yelkenleri suya indirecektim. Değerli blog okuru, bir yalan beş yalan ve beş yalan da yirmibeş yalandır. Şimdi b en desem ki geçen ders buradaydım, ahan da şuradaydım, o radaki çocuğa soracak benim orada oturduğumu. Tüm sınıfa yalancı şahitlik yaptıracaktım ve mutlaka arada yalan söylemek istemeyenler (volkan,gökhan,eray) ve yalan söylemeyi beceremeyenler (aytu, elif,) çıkacaktı. Yelkenleri indirdim. "Şaka şaka" dedim. "Yoktum ben geçen ders." Sadece sevimli olup yırtabileceğimi düşünmüştüm belki de. Geçen ders olmadığımı itiraf ettim işte, yok yaz beni ve devam et öyle değil mi. Ama hayır. Çok uzun bir hikaye anlattı gerçekten çok uzun bir hikaye. Zonguldak'da bir öğrencisi ile yaşadığı sorunları türlü detaylarla anlattı ve en sonunda dedi ki "öğrencim de bana hocam ben sizi hiç sevmiyorum dedi" dedi. "Ben de dedim ki, "oğlum Sinan, ben de seni hiç sevmiyorum"". İşte bu hikaye bittikten sonra sınıfta bir sessizlik oldu ve ben ilk defa mesajı almıştım. Ben o sınıfta olmak istemiyordum. O da beni sınıfta istemiyordu. Evrak sahteciliği yapar gibi, gözgöze gelip anlaştık. Bir daha derse girmedim, o da beni hiç bir zaman yok yazmadı.

***

Tabii senenin sonu yaklaşırken benim de dersten geçemeyeceğim ortaya çıktı. Benim kalmam ikimiz için de kötü olacaktı. Beni sonsuza kadar sınıfta bırakamazdı. Hem eğer kalacak olursam, bir dahaki sene bütün derslere girme tehlikem de vardı (onun için tabi). Boş kağıt veren bir serseriyi geçirmek de istemiyordu haklı olarak. İkimizde dürüst değildik, masum değildik ama en azından dürüst ve masum olmadığımız konusunda birbirimize karşı dürüsttük ki bu çok önemliydi. Bir gün dersten çıkarken Kerem'i yollayın bana demiş. Olayı bana ilettiklerinde Fıstıkağacı Bakü parkında Üsküdar Ticaret Lisesi'nden çocuklarla sert, iddialı bir maç yapıyorduk. Maçın sonunda çıkan kavgada, zaten alçıda olan sağ koluma rağmen kahramanca çarpışıp, Ticaretten çocuklara dünyayı dar edecektik. Sonrasında da Cevat ile görüşmek için okula gitmem gerektiğini öğrendim ulaktan. Maç yaparken boynumda olan kravatımı çıkardım. Ve okulun yolunu tuttum.

***

Hayatımda ilk ve son defa öğretmenler odasına girdim. Hatırladığım en iğrenç mekanlardan birisiydi. 3. sınıf bir kumarhaneninkiler gibi yeşil masa örtüleri ve sigara dumanında kaybolmuş, sarı dişli insanlar. İçeri girdiğimde orada istenmediğimi yoğun şekilde hisettim. Huzursuz bir buluşma olacaktı. Aylar sonra Deli Cevat'al karşılaşacaktım.

***

Deli Cevat denmesinin sebebini de kısaca iddia edeyim, bir yıl evvel okulun sonlarına doğru sınıflardan birisi pinkiğe gitmişti. Biz de o sınıfa girip, sıraları çekip ikiye ikiye maç yaptık. Tabi gürültü çıktı. Bu sırada Cevat geldi. İsimlerinizi ve numaralarınızı söyleyin çabuk dedi. Ufacık bir adamdı, gözlükleri yüzünün yarısını kaplardı ve onunla göz teması kurmak neredeyse imkansızdı. O bize bu soruyu sorunca benim içimden kaçmak geldi ve Red Kit edasıyla pencereye baktım. Ama üçüncü kattaydık ve çıkmam imkansızdı. Cevat niyetimi hemen anladı ve "nooldu, atlayacak mısın, atla hadi, atla dedi."

İşte husumetimiz burada başladı. Ben cevap veremedikçe bana atla, atla diyordu. Ben de atladım anasını satayım. Kendimi camdan sarkıtıp atladıysam da sol ayak bileğimin kırılmasına engel olamadım. Sonrasında yapılan sorguda bebek gibi ağlayıp cevat'tın üstüme geldiğini ve bana defalarca atlamamı söylediği için korkup atladığımı az kalsın onun yüzünden öleceğimi söyledim. Diğer öğrencilerde sorgulamada olanları anlatmışlardı. Gerçekten de Cevat bana defalarca "atla, atla" demişti. Soruşturma sonrası meslekten uzaklaşma zecası alacaktı ama tarikatçı olduğu için yırttı.

Yine de ciddi bir itibar kaybı oldu ve bir dahaki yıl geçmesi gereken müdür yardımcılığı pozisyonuna geçemedi.

***

Öğretmenler odasında Cevat ile karşılaştık. Ne buyurun dedim ne de başka bir şey. Gidip başında dikildim. Üzerinde gölgemi fark etti ve kafasını kaldırdı. "Ooo Kerem" dedi.

***

Lafı çok uzatmak istemiyorum, kısaca bana özel ders vermeyi ve bu sayede sınıfı geçirmeyi teklif ettti. Mayıs ayındaydık. Topu topu dört ders alacaktım. Benden normal ücretinin yarısını alacağını söyledi. Kabul ettim. Okul kantini kolaları depezito parası dahip olarak satıyor, sonra bahçelerdeki, sınıflardaki, çöplerdeki boş kola şişelerini toplayıp bu işten para kazanıyordu. İşte aslında bu işi ben onlardan söke söke almıştım ve bütün bir sene boyunca bakkala %50 indirimli cola şişesi depozitosu iade etmiştim. Yani aslında Cevat'a verecek kadar param vardı.

Cevat'ı satın alacak kadar param vardı. Yok abarttım biraz, kabul. Ama sadece bu sonunda. Vallaha.

K.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 3950
Toplam mesaj
: 280
Ort. okunma sayısı
: 729
Kayıt tarihi
: 28.09.06
 
 

Bugün ölseniz mesela, ya da hafifletelim biraz hadi, bu giriş çok karamsar oldu. Bugün ortadan kay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster