Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

fisun gökduman kökcü

http://blog.milliyet.com.tr/kokcuffgk

11 Eylül '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
160
 

Deli Deniz...

Deli Deniz...
 

.    Yetmiş yıl önce, Marmaris...
 
.    Denizin kenarında, hırçın dalgalara gözlerini dikmiş, uzaklara bakıyordu durmadan... Ufuk çizgisinin oralarda bir yerlerde, gözleri bir şeyler arıyor gibiydi. Aradığını bulamayınca, bir çırpınmadır tutturuyor, ellerini dizlerine vura vura, tenini mosmor edinceye kadar dövünüyordu. Sonra tekrar kafasını kaldırıyor, gene ufka doğru dönüyor, bakıyor, bakıyor, bakıyordu bin bir umutla... Sonra yine çırpınmalar... Mütemadiyen, sırayla tekrarlıyordu bu davranışları, çaresizce...
 
.    Evli, beş çocuklu, genç bir kadındı Rabia... Kocasıyla birbirlerini çok severek evlenmişlerdi. Üzerine de birbirinden tatlı çocukları olunca, daha bir bağlanmışlardı birbirlerine, sorumluluk duygusuyla... Ekmeğini denizden kazanırdı kocası. Balığa gider, süngere dalardı, bir lokma ekmek için. İkisi erkek, üçü kız beş çocukları, bir de kendileri, yedi boğaz vardı doyurulacak. Ama denizden başka onları doyuracak bir gelirleri de yoktu ki. Başlarını sokacak, ufacık, çürük çarık evlerinden başka malları, mülkleri de yoktu. 
 
.    O gün sabah erkenden, içinde bir sıkıntıyla uyandı. Sabaha kadar kâbuslar görüp durmuş, düzgünce uyuyamamıştı. Uyanır uyanmaz, tenekeden odun sobasını yaktı hemen. Hava çok soğuk ve nemliydi. Üzerlerindeki giysiler bile, ıslak gibiydi nemden. Büyükçe bir yatağın içine, yanlamasına yatırdığı beş küçük çocuğu, soğuktan, kedi yavruları gibi birbirlerine sokulmuş uyuyorlardı. Hemen yandaki kendi yataklarında uyuyan kocasına baktı. Genç yüzü, yorgunluktan ve uzamış sakallarının gölgesinden, yaşlı bir adamın yüzüne dönmüştü. Bir lokma ekmek için, bu havada balığa çıkacaktı gene. Rabia kapıdan dışarı çıktı, daha aydınlanmamış gökyüzüne baktı. Bu karanlıkta bile, toplanmış kara bulutları görebiliyordu. Sıkıntısı daha da arttı, içi içine sığmaz oldu. Dualar etmeye başladı, kocasını koruması için Allah’a...
 
.    Yanan sobanın üzerine, mavi emaye çaydanlığı koydu. Su ısınınca, adaçayı demledi biraz. Adaçayının keskin kokusu, evin içine yayıldı. Yere sofra bezini yaydı, azıcık bal, biraz çökelek, birkaç tane de zeytin koydu sofraya. Kendi yaptığı ekmekten de böldü azıcık. Sonra kocasını uyandırdı, kalkıp birkaç lokma yesin diye. Kocası kalkınca, hemen yataklarını toplayıp, çeyizinden gelen, işlemeli tahta sandığın üzerine yığdı. 
 
.    Kocası, elini yüzünü yıkayıp sofraya oturunca, korkusunu anlattı Rabia. Hava çok bozuktu, keşke bu gün balığa çıkmasaydı. Güldü kocası Rabia’ya... “Kaç yıllık balıkçı karısısın, halâ korkuyorsun” diye dalga geçti. “İçini rahat tut, biz ne havalar gördük cancağızım, bunu da atlatırız “dedi, Rabia’yı rahatlatmaya çalışarak...
 
.    Kocası sofradan kalktı, giyinmeye başladı. Balmumunu eriterek, dokuma kumaşa sıvayıp yaptığı muşambadan, kendi elleriyle diktiği yağmurluğu giydirdi kocasına. Kapıdan uğurladı, dualarla... Birkaç adım gittikten sonra, geri dönüp baktı kocası, “Allah’a emanet olun” dedi, yürüdü... Rabia’nın içi cız etti, kor alevlere düşen yağ damlasının cızladığı gibi...
 
.    O gün geçmek bilmedi bir türlü... Eli ayağı tutmaz olmuş, kalbinde bir gümbürtüyle bekledi akşamın olmasını Rabia... Yaptığı işi anlamadı, yediğinin, içtiğinin tadına varamadı, aklı hep kocasındaydı.... Hava da gittikçe bozuyor, fırtınaya dönüyordu. Akşama doğru, rüzgar iyice kuvvetlenmiş, yağmuru oradan oraya savurup duruyordu. Yağmurdan, rüzgardan göz gözü görmez olmuştu. Yüreği sıkıştıkça sıkıştı Rabia’nın... Bir an geldi, kalbine bir hançer sağlandı sanki... Ağlamaya başladı hıçkırarak... Evden dışarı fırladı yalın ayak, denize doğru koştu... Denizin kıyısında, yağmurun altında iliklerine kadar ıslanmış, rüzgardan saçı başı dağılmış, ufka doğru gözlerini dikmiş bir halde, saatlerce bekledi... Kocasıyla beraber balığa çıkanların karıları da geldiler denizin kıyısına... Hepsinin gözleri, kıyıyı hışımla döven dalgalı denizde, balıkçı kayığını görmeyi bekliyordu. Ama yoktu ne kayık, ne de kocaları...
 
.    Saatler geçti, ne gelen vardı, ne giden... Fırtına çok kuvvetli olduğundan, aramaya çıkamıyorlardı bir türlü, diğer balıkçılar. Yoksa onlar da alabora olup, kaybolur giderlerdi bu karanlık denizde... Çaresizce döndüler evlerine diğerleri, hava düzelinceye kadar beklemek için...
 
.    Rabia dönmedi, gitmedi evine... Gözlerinde yaşlarla, bekledi sabaha kadar... Gözyaşları yağmura, hıçkırıkları şimşeklere karıştı, dikildiği yerden, oturmadı bile yere... Öylece ayakta bekledi, bekledi, bekledi...
 
.    Gün ağarıp da fırtına durulunca, diğer balıkçılar aramaya çıktılar, kaybolan balıkçıları... Bir gün kendi başlarına da aynı şeyin gelebileceği endişesiyle, aramaya başladılar denizi, karış karış... Çok uzakta, ters akıntıların olduğu, açık denize yakın bir boğazda buldular, alabora olmuş kayığı... İçindekilerden eser yoktu. Aramaya devam ettiler... Her birini ayrı bir koyda buldular balıkçıların. Cansız bedenlerini, ağlayarak çektiler kayıklarına... Üç genç adam ölmüş, üç ocak sönmüş, çocuklar babasız, kadınlar kocasız kalmıştı yine... Denizin yiyip yuttuğu kaçıncı canlardı bunlar, kim bilir? Doymak bilmez deniz, bir lokma ekmek için koynuna girenleri, acımasızca boğuverirdi böyle, zaman zaman... 
 
.     Kıyıya yanaşan balıkçı kayığında gördü kocasının cesedini Rabia... Düşüp bayıldı, uzun zaman ayılamadı. Ayıldığında, kendinde değildi artık, bambaşka biri olmuştu. Acısından aklını kaçırmıştı kadıncağız... Geride kalan beş çocuğa nasıl bakacağını düşüne düşüne, iyice kötüledi. Her gün, aynı kıyıya gidip gözlerini ufka diker, dizlerini döve döve çırpınır, sonra da avazı çıktığı kadar bağırırdı... “Geri ver kocamı, deli deniiiiiz !!!”
 
.    Deniz, kocasını geri vermedi... Beş çocuk, eş-dost yardımıyla, bir şekilde büyüdüler. Ama Rabia hiç iyileşmedi. Hayatı boyunca, acısını ilk günkü gibi yaşayıp durdu... Yürüyebildiği sürece, deniz kenarında ufka bakarak kocasını bekledi hep, gelmeyeceğini kabullenmeyerek... Yaşlanıp yürüyemediğinde, yüreğindeki denizin kıyısında bekledi, çaresizce.... Artık bağırmasa da, sessizce çığlıklar atmaya devam etti hep, isyanla...
 
.    “Geri ver kocamı, deli deniiiiiz !!!”
.
.
.
Dr.F.Fisun Gökduman Kökcü---Muğla-Menteşe---11.09.2018
Fotoğraf çekimi: F.Fisun Gökduman Kökcü
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ah ah.analar..vefalı kadınlarımız..Ne acılar yaşanmış bu topraklarda..Yüreğim acıdı..Sevgilerimi gönderiyorum...

Birsen yn 
 15.09.2018 11:00
Cevap :
Anadolu,acılı analarla dolu...Halen de acılar devam etmekte,öyle ya da böyle,hem de ne acılar...Duyarlı yüreğinize sağlık sevgili Birsen hanımcığım.Yürek dolusu sevgiler ve selamlar.Sağlıcakla kalın...  15.09.2018 14:00
 

Boğazım düğümlendi okurken:( Rabia'nın acısını yüreğimin en derininde, haykırışlarını sanki dibimde bağırıyormuş gibi hissettim ablacım anlatımından. Niceleri var Rabia, eşi ve çocuklarıyla aynı kaderi paylaşan. Ne acı:(( Ölenlere rahmet, geride kalanlara sabır dilerim...:((

Sibel Yılmaz 
 12.09.2018 12:22
Cevap :
Benim duyarlı kardeşim,sevgili Sibel'ciğim.Gerçek bir hayat öyküsü bu.Annemin halasıdır Rabia.Çok zor bir hayatı olmuş,annem anlatır.Ben de tanıdım kendisini,küçüktüm.Duyarlı yüreğine sevgilerimle,sağlıcakla kal güzel kardeş.Seni ve kızçeleri de öptüm...  12.09.2018 16:57
 

Nice Rabia' lar var böyle, yitirdiklerinin arkasından ölü ruhla dolaşan. Sosyal bir yarayı güzel aktarmışsınız değerli dostum. Kaleminize, kelâmınıza bereket. Sevgiler,selamlar gönülden. Sağlıcakla

SAHAFÇA 
 11.09.2018 21:36
Cevap :
Annemin halasıdır Rabia... Ben de tanıdım bu halayı.Çok küçük olsam da hatırlarım halâ yüzünü.Annemden dinlemiştim başına gelenleri.Çok etkilenmiştim.Kısmet bu güne imiş yazmak için.Marmaris'te böyle çok kayıplar yaşanmış vaktiyle.Her biri,çok acılar çekmiş geride kalanların...Teşekkür ederim değerli dostum,duygularımı paylaştığınız için.Gönül dolusu sevgiler,selamlar... Sağlıcakla kalın...  11.09.2018 22:49
 

Merhaba Fisun Gökduman Hanım, Öykünüz de pek güzel. Akıcı ve yalın bir Türkçeniz vardır. Kutluyorum. Selamlar.

Abdülkadir Güler 
 11.09.2018 20:57
Cevap :
Beğeniniz için çok teşekkür ederim değerli öğretmenim.Annemin halasının yaşam öyküsü bu öykü.Biraz acı bir hayat.Ben de elimden geldiğince öyküleştirmeye çalıştım.Saygı ve selamlarımla,sağlıcakla kalın efendim...  11.09.2018 23:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 249
Toplam yorum
: 768
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 279
Kayıt tarihi
: 24.08.11
 
 

Evli ve bir oğul annesi, emekli tıp doktoruyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster