Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
343
 

Deli rüzgar, Asi Nehir, salak Filozof...

Deli rüzgar, Asi Nehir, salak Filozof...
 

Asi...


Lise yıllarımın bir bölümünü geçirdiğim Antakya'nın deli bir rüzgarı vardır. Rüzgar, kentin ortasından akan Asi nehri kıyısı boyunca öyle bir deli eser ki nehrin yüzeyinde, suyun ters yöne aktığı izlenimini veren dalgalar oluşturur ve bu yüzden dünyada tersine aktığı aktığı söylenen tek nehir Asi'dir.

Asi, bahar aylarında öyle bir coşardı ki, kıyısına yaklaşıp bulanık suyuna bakanların başları dönerdi. Bazen bir köpek ya da koyun ölüsü görülürdü sarı girdaplarında, bazen de kıyısında oynayan masum çocukları ve aptalca bir iddiaya tutuşup, sularında yüzmeye kalkan gençleri boğardı acımasız koynunda serseri. Sonuçta kendi doğasına uymaktan başka bir şey değildi yaptığı belki ama toprağa verdiği berekete ve ortasından geçtiği kente kazandırdığı tılsıma rağmen birdenbire canavarlaşıverirdi işte, adı üstünde asi!

Seksenli yılların başlarıydı. Ülke genelindeki huzursuzluk kardeşi kardeşe, arkadaşı arkadaşa, karıyı kocaya düşürmüş, araya korku ve güvensizlik salmış, herkesi ayrı bir yola yöneltmişti. Kent, sağcı-solcu, alevi-sünni semtlerine bölünmüş, huzurlu ve demokratik bir ortam kendini özletmiş de özletmişti.

Yaşam, yoksulluk ve sömürü aracılığı ile Allah'ın kullarını sınadığı bir sınav yeri değil, ekonomik koşulların cenneti de cehennemi de yeryüzünde mümkün kıldığı çırılçıplak bir gerçeklikti. Okul çıkışlarında kenti sokak sokak gezip bu konular üzerine düşünürdüm. Gençlik işte, 1 Mayıs'larda arkadaşlarımı etrafıma toplayıp, yakalarına kırmızı karanfiller takıp, formalarının bordo renkli kravatlarını ve kurdelelerini çözüp, o gün -hiç olmazsa o gün- saçlarını deli rüzgara vermelerini rica eder, onları Asi nehri boyunca kentin Atatürk heykelli meydanına doğru yürüyüşe davet ederdim. İtiraf: Neyin ne olduğunu pek bilmeden Marx'ın Kapital'ini Kur'an bellemiştim. Hatta bazı anarşist ve teröristlere cesaretleri yüzünden hayranlık bile duyardım. Deli rüzgar ve Asi nehir miydi beni böylesine coşturan, kanıma can katan, bilemezdim.

Annem bana bu yüzden çok kızar, her fırsatta “salak filozof”un öyküsünü anlatırdı:

“Göğünde güneşin üçyüzatmışbeş gün gülümsediği, turkuaz renkli sularında tanrılarla tanrıçaların yüzdüğü cennet gibi bir ülkede, bir zamanlar salak bir filozof yaşarmış. Salak filozof, geceler boyu gözlerini göğe diker, kentin sokaklarını arşınlarmış; yıldızların esrarını araştırmaktaymış. Ne var ki yıldızların esrarengiz ışıklarının kendisine her zamankinden daha gözalıcı geldiği bir gece, adım attığı yeri görememiş ve derin mi derin, karanlık mı karanlık bir kuyuya düşmüş. Gökyüzünün esrarını araştırırken yeryüzünün sırrından habersiz kalmış! Dikkat et de, salak filozof gibi olma kızım!”

Benden birkaç yaş küçük kardeşim, hikayenin burada bittiğini anlamaz, ela gözlerini iri iri açarak “eee sonra ne olmuş anne?” derdi. Filozofun düştüğü kuyunun dibinde gizli bir geçit ya da dar bir tünel bekler, asıl hikayenin de bundan sonra başlayacağını ümit ederdi; gizli geçitten girilecek olan dünyada, uçan halılar, altın yumurtlayan tavuklar, elmas yüklü dallar, küçük prensler ve prensesler görerek.

Annem bu defa, kuyuya düşmenin tehlikesinden söz ederdi. Düşerken kolun, bacağın, kafanın kırılabileceğinden ya da kuyunun buz gibi soğuk suyunda boğularak ölünebileceğinden.

Annemin “salak filozof” dediği Thales’ti. Doğu halklarının Yunanlılardan çok daha önceleri felsefeyle uğraştıkları bilinse de, batı çevrelerinde yaygın olan bir görüşe göre, felsefenin M.Ö. altıncı yüzyılda bir ticaret kenti olan Milet’te, Thales adındaki zeki bir Yunanlı tarafından başlatıldığı kabul edilir. Platon'un yazılarından aktarıldığına göre, Thales'in kuyuya düşüşü bir köylü kızı tarafından gözlemlenmiş ve alaya alınmıştır: “Göğün esrarını araştıran salak, yeryüzünün gizeminden mahrum kaldı.”

Kuyuya düşüş, Thales’e felsefenin başlangıcı sayılan o ünlü (herşeyin başlangıcı sudur) cümlesini söyletmiş ama bu cümle annemi o zamanlar ilgilendirmediği gibi şu andaki konumuzun kapsamında da değildir.

Peki geriye baktığımızda ilkgençliğimizdeki bazı tavırların saçma, yersiz ve abartılı olduğunu kavramak oportünistlik midir, kendi kendine yabancılaşmak mı yoksa ergenlikten yetişkinliğe geçtiğimizin en son ve güçlü kanıtı mı?

Her seçeneğe belirli bir ağırlık yüklemek mümküns de ben hey gidi gençlik diyeyim, hey gidi asi, deli gençlik! 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ulke adina yitirilen onca sene ve bir nesil! AMA UMIT GENE O CILGIN ASI GENCLERDE! Bu arada bir dip not yillar once ordu yakinlarinda alabalik avlamaya gittigim bir nehirin ismi ters akan'di ve ters akarmis! saglik ve saygiyla

Newyorker 
 13.11.2012 16:09
Cevap :
Hakkınız var: Ülke adına yitirilen onca sene. Ve umut yine delikanlı gençlerde! Dipnotunuza teşekkürler :)  13.11.2012 18:13
 

Hey gidi asi, deli gençlik...

Erdal Ceyhan 
 13.11.2012 10:47
Cevap :
Ah, ah! Ne kadar iç çeksem azdır. O enerjiyi doğru dürüst birşeylere verebilmiş olsaydık bugün salak filozof olmazdık.  13.11.2012 13:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 32
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 682
Kayıt tarihi
: 15.06.10
 
 

Antalya doğumluyum. Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster