Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '09

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
964
 

Delikanlım

Delikanlım
 

"Çocuklarımıza sahip çıkın, yoksa başkaları sahip çıkar"


Biz büyükler, sanki hiç küçük olmamış, onca yaramazlıkları yapmamış gibi, kanatlarımız altındaki çocuklarımızı en küçük olumsuzluklarında, pireyi deve yaparız. Onların geleceğinden, ülkenin olumsuz giden ekonomisiyle bağdaştırıp, hemen kaygıya düşeriz. Bu düşünce yumağı arasında en değerli varlıklarımızı, sosyal aktivitelerin dışında, okul ve dershane arasında sıkıştırır, en sonunda da, düşünemeyen, araştırmayan, okumayan “Test ve Tost “ çocuğu yapıveririz.

Çocukların, okullarda markalaştığı, birbirleriyle teknoloji metasının tüketim yarışında olduğu, üstüne üstlük bir de ergenlik döneminin merak duyguları arasında ekran ardında suskun kaldığı, büyüklerimizin ise; televizyon ardında, “Yemekteyiz” , “Evleniyoruz” veya Kurtlar Vadisi’nin Ergenekon bilinmezliğini izleyip, sonrada gerçekler bir gün önümüze geldiğinde, her konuda ahkam kesip, çözüm yollarının telaşına düşüveririz. Artık, ‘şapka düşüp, kel göründüğünün zamanıdır.’

İşte, bir çok öğrencilerimizin düğümlendiği günümüzün bu önemli sorunlarının çözüm yolları için, oğlumun okulu Bursa Kükürtlü Ticaret İlköğretim Okulu’nun sınıf toplantısına katıldım. Öğrencilerin üzerine titreyen okul yönetimi “ <ı>Çocuklarınıza sahip çıkın, yoksa birileri sizden önce sahip çıkar” söylemi, velileri, öğrencilerin henüz kokusu gitmeyen yavrularımızın küçücük sıralarında oldukça düşündürmüştü.

Türkçe öğretmenleri, Muhterem Hünük’ün birikimlerini paylaşması bir başkaydı. Zaman zaman duygusal ve gerçekçi yaklaşımı ve çözüme odaklı konuşmasını, oğluna 7 Nisan 2003 yılında yazdığı <ı>“Delikanlım” başlıklı<ı> mektubunu sonlandırdığında küçük ellerin yazdığı masalara , velilerin düşünceleri, yarın okunmak üzere bir bir dökülüyordu.

<ı>

<ı>Seninle yüz yüze konuşamadığımız için bu yolu seçmek zorunda kaldım. İçimden geçenleri, gerçekleri ne zaman sana aktaracak olsam beni ciddiye almadın ve samimi bulmadın.Bu durumdan hoşlanmadığını da açıkça belirttin. Oysa bizler, yani annen ve baban çok iyi niyetliydik. Seni layık olduğun yerlerde görebilmek içindi çabamız.

<ı>Düşündüm de yavrucuğum, bundan üç dört yıl önce seninle ders çalıştığın masanın üzerine bıraktığımız küçük notlarla nasılda yazışır, içimizi birbirimize nasılda döküverirdik.O notlardan birinde bana “ <ı>Sen bir melektin” demiştin, hatırlıyor musun? Öyleyse, melek gibi saf ve temiz bir yere oturttuğun annenin sana olan davranışlarını amaçlı bulmak ya da sözlerine kulak tıkamak sence ne kadar akılcı? Ya sevgili babacığının çabaları… Senin ve ağabeyinin sağlıklı bireyler olarak yetişebilmeniz adına çırpınışları…Eğitiminiz öğreniminiz ve sosyal yaşamdaki kazanımlarınız için sağladığı imkanlar… Dostluğu, yakınlığı, özeni, merhameti, üzerinize titremesi. Kısacası geçmişte kendisinin ve benim sahip olmakta zorlandığımız pek çok şeyi sizlere sunmaya çalışması.Biliyorum, bu sözleri bizden çok duydun. “Yine başladılar” diyorsundur içinden; ama yavrucuğum ne olur şu anlatacaklarıma kulak ver.

<ı>Biz ana-baba olma zevkini ikinci kez seninle tattık Hem de seninle tadını çıkardık. Çünkü ağabeyin doğduğunda baban da ben de çok gençtik. Ben günlerce ağabeyini kucağıma alamadım. Bir yerlerine zarar veririm diye dokunamadım bile. Baban o dönem ihtisas yapıyor ve günaşırı nöbete kalıyordu. Ağabeyinin uzun uzun ağladığı geceler bana, çok yorgun olduğu için yardımcı olamıyordu. Oysa seni çok geceler omzunda dolaştırırdı, salladı, uyuttu. Hem de bütün bunları ben daha ondan istemeden kendiliğinden yapıyordu. Bende daha doğduğunun ikinci günü seni kucağıma alabiliyor, besliyor ve altını rahatlıkla temizleyebiliyordum. Yani her ikimizde bebek bakımı konusunda bilinçliydik ve artık bu minik yaratıklar bizi korkutmuyordu.

<ı>İşte! Yakışıklım, ağabeyinin doğumuyla yaşadığımız mutluluğu beş buçuk sene sonra bize tekrar sen yaşattın Bizleri dünyaya gelişleri ile bu kadar mutlu eden varlıkları, sonuna kadar düşünmekten, kayırmaktan, kollamaktan daha doğal ne olabilirdi ki? Ancak bu kollamacı yanımızı hep yanlış yorumladınız. Bir takım şeyleri önceden hatırlatmak, öneriler sunmak, uyarılarda bulunmak sizi hep rahatsız etti. Tüm bunları siz aciz olduğunuzdan, düşünemeyeceğinizden, gücünüz yetmeyeceğinden yapmadık. Sabırsızlığımızın nedeni tamamen anne-baba içgüdüsüydü.

<ı>Bebekliğinize dair beni tek üzen şey, fazlaca üstlendiğim sorumluluklarım, günlük.işler anlamında her şeyi zamanında ve kurallarına uygun olarak yapma isteğim; beni bedenen yorduğu gibi sizlere ayıracağım zamanımı da kısıtlıyordu. Dolayısıyla sizinle parka gitme, oyun oynama, kitap okuma, masal anlatma gibi bir annenin yaşayacağı en zevkli dakikalar ise birlikte yaşadığımız babaannenize ve dedenize kalıyordu. Sizlere büyütürken gerçekten çok özen gösterdim. Hayatımdan çok şeyi çakırdım. Uykusuz sabahladığım çok geceler oldu. Sakın yanlış anlama, tüm bunları severek, isteyerek yerine getirdim canım oğlum, ancak o güzelim yılların tadını çıkaramadığım için şimdi çok pişmanım, çok üzgünüm. Nasıl olsa sizinle yaşayacağım o güzellikler için günün birinde fırsat bulabileceğimi umuyordum. Yılların bu kadar çabuk akıp geçeceğini o günlerde düşünemedim.Bu koşuşturma içinde başımı kaldırdığımda, iki kocaman ve yakışıklı delikanlı duruyordu karşımda. Ne zaman bu kadar büyüdüğünüze inanamıyorum. Hele senin evin küçüğü olduğunu düşündüğümüzde büyümeni hiç istemiyordum. Bu yüzden de sık sık boynuma sarılıp, yanaklarımı öptüğünde, yüzüme artık batmaya başlayan şeylerden çok ürküyordum biliyor musun? Çünkü, o batan nesneler bana, oğlunun, küçüğünün büyüdüğünü hatırlatıyordu.

<ı>Sevgili oğlum, farkında mısın bilmiyorum ama baba ocağında geçireceğin belki son birkaç ay içindeyiz.Şayet çabaların sonuç verir de sende beş sene önce uğurladığımız ağabeyin gibi üniversiteyi kazanıp yanımızdan ayrılırsan birlikteliğimizin son günlerindeyiz. Zamanın bizlere neler hazırladığından habersiz şimdilik. Bundan sonraki bakışmalar hep belli süreler içinde olacak. Bayram, hastalık, özlem, ölüm gibi nedenler bizleri bir araya getirecek ne yazık ki. Belki çeşitli nedenler de bu buluşmalarımıza engel olacak. Çok kereler senin için yaptığım çok sevdiğin kuru fasulye, pilavlar, minik torunların için yaptığım üzerine tarçınla isimlerinizin baş harflerini yazdığım sütlaç ve muhallebiler, yalancı dolmalar buzdolabında yenmeyi bekleyecek günlerce. Yani günü birlik gündelik buluşmalara gebe gelecek ya da sadece sağlık haberlerinizle yetinmeye… Onun için şu birkaç ayın kıymetini bilmek durumundayız. Oysa dikkat ettin mi? Bugünlerde hatta son bir yıldır sürekli sürtüşme halindeyiz. Nedeni ise sadece geleceğinize yönelik hesaplar yapmaman, belirli hedeflere ulaşmak için gerekli düzenlemeler, planlamalar içinde olmaman. Bu istemediğimiz tatsızlıkları, bizim sana yardımcı olmak için açtığımız kucağı boş bırakman yatıyor. Oysa mücadelelerimiz farklı görünse de kaygılarımız aynı canım oğlum.

<ı>Yavrucuğum, her şey bir yana şu son haftaları dolu dolu geçireceğine inancım sonsuz.Üniversite sınavı için geri sayımın başladığı bu günlerde, biraz daha ciddi ve tempolu çalışmalısın Biraz gayretle, istekle, alın teriyle başarılamayacak, altından kalkamayacak hiçbir şey yoktur. İnanmak bir işi başarmanın yarısıdır. Lütfen! Şu sıkıntılı, bir o kadar da sonunu bilmediğimiz için heyecanlı günleri çok iyi değerlendirmeye çalış. Çabaladığında Allah seni, bugün gördüğünden geri koymayacak yavrum, buna inanıyorum. Gelecekte de yaşanan bazı ufak tefek hataların bedelini ödemek durumunda kalmayacaksın inşallah… Hak etmediğin bir yaşamın seni kucaklamasına izin verme bir tanem… Ha gayret!... Görelim seni!...

<ı>Bağıran, çağıran, dalgacı görünümün altında ne merhametli, ne sağlam bir öz olduğunun bizim gibi herkes farkında. Bizi utandıracak hiçbir şey yapmadığın için sana teşekkür ediyoruz bebeğim. Seninle de ağabeyinle de her zaman gurur duyduk.Sizi sevdiklerimize, yakınlarımıza anlatırken babanın da, benim de yüreğimiz ılık ılık, gözlerimiz ıslak ıslak oluyor yavrucuğum. Sizi çok seviyoruz Şu ana kadar tüm söylediklerimi dinler gibisin, bunu hissediyorum. Bizim yaşımıza geldiğinde anlar gibi olacaksın canım oğlum. Annen ve baban olarak dualarımız hep seninle. Allah yardımcın olsun yavrum…” - Anneciğin –

<ı>

Fazla söze gerek var mı? Öyleyse, yorum sizde, düşünce sizde, düşünceleri hayata geçirmek sizde… Çocuklarımıza marka ürünlerle boğacağımıza, onlara sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, merhameti, arkadaşlığı, takım olmayı, manevi değerleri iyi bir iletişimle beraber, geleceğe onur duyacağımız bir “Marka İnsan” sunalım. Haydi öyleyse, bu yazımdan sonra alın çocuğunuzu bilgisayar ardından, götürün bir yemeğe, gözlerinin içine bakarak yakınlaşın, koklaşın, konuşun sevgiyle, yarın çok geç olmadan!...

Sevgiyle kalın…

<ı>Ertuğrul ERDOĞAN

<ı>

<ı>18 Ocak 2009/Bursa

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 301
Toplam yorum
: 98
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 452
Kayıt tarihi
: 06.05.08
 
 

Ertuğrul Erdoğan, 1958 yılının sonbaharında Ankara'da doğdu. 1968 -1980 yılları arasında babasını..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster