Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ocak '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
609
 

Deliriyor muyum ne?

Dün gece uzundu ve de kabuslu!...

Gecenin onikisinde yatağa girmeme rağmen yine kronik dönmelerimin başlamasıyla abuk sabuk şeyler düşünmeye başladım. Sonra sanki de saatlerce uyumuş gibi dinç bir şekilde gözlerimi açtığımda -aslında bu bir mide karıncalanması ve iç huzursuzluğumun bana karşı bir komplosuydu- istemeden saatle yüz yüze geldim. “Olamaz!” diye bağırmak istedim. Saat sabahın 2:45’i idi ve ben o saatte tüm uyuma isteklerime rağmen olağanüstü uyanıktım! Yanıbaşımdaki sevgiliye/boşluğa baktım. Nasıl da güzel uyuyor diye içimden geçirmekle kalmayıp sinirimden parçalamak istedim. Sonra birden hasta olduğunu anımsadım. Çekememezliğim utandırdı beni. Çocukmuşcasına yüzünü okşadım, sonra da üstünü örttüm şevkatle…Ben ise yatağımdaki elipslere devam ettim. Uyumayı beceremediğim için kendimi boğabilirdim. Kalkıp medikament olarak ne bulursam içip rahatlamak istedim. Sonra nasıl olduysa uyuyakalmışım. Gözlerimi açtığımda ise üzerimde sinsi bir yorgunluk vardı. Her ne kadar gözlerimi açmamakta ısrar ettiysemde DÜŞÜNCELERİM çoktan üzerlerini giymeye başlamıştı bile. Aniden içimi bugünün bana ait olması hissi kapladı. Yani olması gerekenleri değil olmasını istediklerimi yapacaktım. Öyle de oldu. Tüyden yapılmış yastığıma ve yorganıma iyice gömüldüm. Ama çarşaflarım saten değildi. Odamın jaluzilerini aralamadım. Gürültülü esen rüzgarla havanın oldukca soğuk olduğunu anladığımda dışarıda çalışmak olan insanları düşününce psikolojik bir orgazmla yatağa daha da bir gömüldüm….Bugün’ü yaşayacaktım ya!...Önce sevdiğim bir yazarın kitabını seçtim kendime. Daha sonra da çay yaptım. Hep çırılçıplaktım…Kepenkleri inik, sessiz ve biraz da soğuk bu odada günün yarısını bitirmeye kararlıydım.

Şimdi günün ikinci yarısı ve giyiniğim artık. Ama galiba deliriyorum!...

Salondayım. Geniş dönmeli koltuğun bir yerine kıvrıldım. Kitabıma ara verdikçe dışarıyı seyrediyorum. Dinginliğim, huzurum ince bir hüzün kıvamında!...Ara vermeksizin devam etmekte olan rüzgarın gayretiyle, biçimsiz kuşlar çiçek açmakta gecikmiş ağaçların üzerinden savruluyor. Leylekleri düşünüyorum her nedense. Birden uzun süredir görmediğimi anımsıyorum. Şimdi daha da hüzünlüyüm.

Nerelerdedirler dersiniz?... Çocuklarım!… Doğmamış nice çocuklarım!...Ne kadar da şanssızlar!... Onlar!... Tanrım onlar leylekleri göremeyecekler, yalnızca kitaplarda okuyacaklar… Ne acı!...Hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum.

Henüz dünyaya gelmemiş çocukları leylekleri tanımayacak diye telaşlanan ve daha da ötesi kederlenen bu kadını deli kategorisine oturtmak akıllı bir iş mi sizce? Ne dersiniz?...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

gecenin saat ikisinde, yarına bitirmem gereken işi yapmayıp,senin yazını okuyup,sanırım bende öyleyim diye düşünüyorum... Senin 10 yıl önceni yaşıyorum... Sonra ne oldu?

Emilia 
 22.01.2007 2:08
 

Yanınızdaki Sevgiliye Neden boşlık dediniz?

Ali Gülcü 
 18.01.2007 17:43
Cevap :
Bu yazı yaklaşık 10 sene önce yazılmıştı ve orijinalinden 2-3 cümle eksik yayınlandı..Yazıda bahsedilen ‘‘Sevgili’’ yok artık!..Elbette ki bu yazı o zamanlar yazılmıştı, ama ilişkinin boşluğa geçiş döneminin başlangıcıydı yazıldığında!..Yani birisi bedenen yakınındadır, fakat bu varolan bedeninin kişiye hissettirdiği ise ‘‘BOŞLUK’’ tur aslında!..  20.01.2007 12:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1005
Kayıt tarihi
: 11.01.07
 
 

...Korkak ve utangaç yaşamamak için hayatı, bilinmeyeni/zor yolları tercih ettim gitmek için, hazır ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster