Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
130
 

Demok ve Rasi'nin aşkı

Demok ve Rasi'nin aşkı
 

 

            "Demok" adında bir adam ve "Rasi" adında da bir kadın varmış... Bunlar birbirlerine öylesine âşıklarmış ki, ancak  yıllar boyu da bir türlü kavuşamazlarmış. Tam kavuşacakları sırada karşılarına yine kendini bilmezler çıkmış ve birlikte olmalarına engel olmuşlar. Oysa ki birlikte olsalar dünyada kötülük diye bir şey kalmayacakmış... Birisi gelmiş "Demok" tarafını tutmuş, bir diğeri de Rasi’yi benimsemiş. Yıllar geçmiş "Demok’un artık sabrı tükenmiş, tutturmuş da Rasi’yi isterim diye... Bakmışlar ki, artık ikisini bir araya getirmekten başka çare de yokmuş ve ikisini de bir araya getirerek evlendirmişler. Demok ile Rasi evlendikten sonra ülke ülke balayına çıkmaya karar vermişler. Uğradıkları ülkelerin bazılarına mutluluk getirmişler. Kimisi de bunları hiç sevmemiş, bazıları da sever gibi görünerek onları üzmüşler. Bunları gören Demok,  artık üzüntüden saçları ve dişleri dökülmeye başlamış genç yaşında ihtiyar olmuş… Sevdiği kadının da her yeri buruş buruş olup, ruhu çökmüş... İkisi bir şeylerin hayatlarında doğru gitmediğini anlayarak doktora gitmeye karar vermişler. Bekleme salonunda otururken sekreter ikisini de içeriye davet etmiş  ve doktor,  ilk soruyu "Demok’a sormuş; 

         "Neyiniz var?" 

         "Doktor bey hiç sormayın, dünyada öyle liderler var ki, ülkelerine eşimle birlikte gitmek istesek, bize zorluk çıkarıyorlar, ülkelerinde bizi yaşatmamak için ellerinden geleni yapıyorlar."

         "  O zaman siz de,  sizi anlayan ülkelere gidin, orada rahat edersiniz."

         "  Öyle söylemeyin doktor bey, biz yalnız bir ülkede rahat etmek istemiyoruz ki,  bir ülkenin huzursuzluğu bizi de çok etkiliyor. Dünyanın her yerinde bizimle birlikte tüm insanların huzur içinde yaşamasını istiyoruz. İstiyoruz ki insanlarla birlikte biz de fikirlerimizi açıkça söyleyelim. Örneğin, geçenlerde turist olarak bir ülkeye gittik ve sokaklarında hayat pahalılığını, maaşlarının azlığı ile adaletin iyi gitmediğini protesto eden insanları gördüğümüzde biz de onlara destek vermek istedik. Ama gelin görün ki, bir anda ne olduğunu anlayamadan üzerimize sıkılan biber gazından çok etkilendik... Şimdi gözlerimin içi yanıyor... Bırakın gözlerimin içini aslında benim yüreğim yanıyor, yüreğim!" 

         "Peki, anladım, eşiniz de mi rahatsız bu durumlardan?"

         "Olmaz mı, o da geçenlerde benden habersiz çarşıya çıkmış güya bana kitap alarak sürpriz yapmak istemiş. Caddede yürürken kendisini bir anda yürüyüş yapan kalabalığın içinde bulmuş…"

         "Eeeee!"

         "Kalabalığın çoğunluğu kadınmış ve son zamanlarda artan kadın cinayetlerini protesto etmek için yürüyorlarmış. Söyledikleri de yalnızca, "KADINA UZANAN ELLER KIRILSIN!" ve  “HAYAT PAHALILIGINA SON!” diye bağırıyorlarmış.  Bizim hanım da böyle durumlarda hiç durmaz. Tam yeri diye onlara destek vermiş. Ben ona yaşamım boyunca hep gül gibi baktım. Sabah uyandığında onu sevgi sözcükleriyle uyandırırım.  Ağzımdan hiç küfür çıkmaz.   Ama gelin görün ki o da çıkan arbedede şiddete maruz kalarak kafasına cop darbesi almış. Beni telefonla aradıklarında hemen olay yerine koşup, aşkımı hastaneye götürdüm.  Günlerce kendisine gelemedi ve kafası sarılı kaldı. İsterseniz bakın yara izini görebilirsiniz…"

         “Göstersene hanım…”

         " Hımmm… Üzüldüm!"

         "Yalnız bunlar mı?"

         "Daha ne oldu ki?"

         " Oğlumuz okula yeni başladı... Bir de ablası var. O da üniversiteye gidiyor. Kızımız bizden alışmış olacak ki,  haksızlıklara karşı nerde olsa hemen öne çıkanlardan. Eğitim sisteminin parasız olması için arkadaşlarıyla birlikte slogan atmış. Olaya polisler müdahale etmiş ve arkadaşıyla birlikte tutuklamışlar, İnanın kızımız aylarca içeride yargılanmayı bekledi. Okulundan olduğuna mı yanarsınız, tutuklanıp içeride kaldığına mı, şaşırdık kaldık."

         "Anlıyorum"

         "Şimdi neyiniz var?"

         "Doktor bey biz ailecek kafayı üşütmek üzereyiz, daha önce gittiğimiz ülkelerde görmediğimiz muameleyi burada görmeye başladık. O ülkelerde fikrimizi söylesek de bize anlayışla karşılıyorlardı.  Burada gerçekten çok şaşkınız!  Böylesi davranışları yalnız bize mi,  yoksa herkese mi uyguluyorlar, bunu bir türlü çözemedik!"

         " Hiç sormayın DEMOK beyefendi... Zaman zaman dünyanın  diğer ülkelerinde olduğu gibi bizim ülkemizde de böyle şeyler oluyor. Gittiğiniz ülkelerde de görmüşsünüzdür. Öyle değil mi?" 

         "Ama insan hakları diye bir kavram var ve sanırım sizin ülkede bu sözleşmeye imza attı, değil mi?"

         "Doğru ama benim bazı şeyleri söylemem, yetkimi aşar. Yalnızca sizleri tedavi etmek için buradayım."

         " İlacınız var mı?"

         " Evet, sizi dinlediğim kadarıyla oldukça darbe yemişsiniz, hem bedeniniz, hem de ruhunuz çok zedelenmiş. "

         " Doktor bey, yalnız bunlar mı, ben okumadan duramayan bir insanım, eşim ve ailem de öyle... Biz okudukça bilinçlenmeyi ve bu bilincimizle toplumda yaptığımız iyi hareketlerle anılan insanlarız. Geçenlerde yine markete gittim, gazetelere bir göz atayım dedim, bir de ne göreyim,  aman Allah'ım, başlıklarda şiddet mi ararsınız, insanların yazdıklarından dolayı içeri alınmalarını mı,  hele bir gazeteye baktım, ilk sayfanın sağ tarafında bir köşe yazarı sanırım, küçük kutucuğun içinde; "Bin bilmem kaç gün tutuklu, milletvekilliğinden bilmem kaç gün uzak" gibi şeyler yazıyordu. Şaşırdım kaldım. Benim doğduğum ülkede böyle şeyler olmaz. İnsanlar düşüncelerini rahatlıkla açıklar, fikirlerinden dolayı kimse içeri alınmaz. Yalnız eylem olduğunda devlet gerekli tedbirleri alır." 

         " Sizi dinliyorum..."

         " Gazetelerinizi okuyup, Televizyonlarınızı izledikçe içim acıyor, yargı sonucu bekleyen yazar, gazeteci, general gibi kişilerin haberleri her gün eksik olmuyor.  Terör deseniz almış başını gidiyor, gün olmuyor ki,  şiddete maruz kalmış kadınlar, çocuklar, insanlar yok...  Hele gazetelerinizin üçüncü sayfası tam bir vahşet yeri gibi, iğrenç..."

         "Evet, konuşun, konuştukça sizi çözebilirim,"

         " Konuşuyorum ama benim de başıma..."

         " Aşk olsun bey efendi burada dinleme cihazı olduğunu mu düşünüyorsunuz?"

         " Bilmem, okuduğum kadarı ile neler oluyor, neler... İnsanların özel hayatı deşifre olduktan sonra..."

         "Evet, beyefendi, adınız Demok'tu değil mi?"

         "Doğru... Doktor bey daha anlatacağım bana uymayan bir sürü sorun var ama sanırım dışarıda bekleyen başka hastalarınız da var"

         "Haklısınız, şimdi size önemli bir ilaç yazacağım ve bunları uyguladığınızda hastalığınızda biraz düzelme olacak"

         "Peki, doktor bey, verdiğiniz ilaçları düzenli kullanacağım..."

         " Önce, eşiniz Rasi hanımefendi ve çocuklarınızla birlikte yılmayacaksınız, başınıza gelen bu olaylardan dolayı okumayı ve araştırmayı kesmeden doğru bildiğiniz yola devam edeceksiniz. Doğru olanı söylemekten de hiç çekinmeyeceksiniz. Yıldığınızda ikiniz de maalesef dalları kesilmiş bir ağaç gibi kuruduğunuzda Allah korusun sizin yerinize kim geçer? ”

         "Tamam, doktor bey, söylediklerinizi anladım ve uygulayacağım da, bizleri bu hale getirenlere de ayrıca bir ilaç verecek misiniz?  Size kolay gelsin, umarım bir daha karşılaşmamış oluruz " 

         “…… ???”

 

Ertuğrul Erdoğan

Ocak 2012/Bursa

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 301
Toplam yorum
: 98
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 450
Kayıt tarihi
: 06.05.08
 
 

Ertuğrul Erdoğan, 1958 yılının sonbaharında Ankara'da doğdu. 1968 -1980 yılları arasında babasını..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster