Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '08

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
546
 

Demokrasilerden diktatörlüğe komplo teorisi mi tarihi gerçek mi?

Demokrasilerden diktatörlüğe komplo teorisi mi tarihi gerçek mi?
 

http://www.tbmm.gov.tr/english/picture/ilkparldolmabahce.jpg


Yunanlılara göre üç tip hükümet vardır. Tek kişinin egemen olduğu, birkaç kişinin egemen oldukları ve birçok insanın egemen oldukları iktidarlar. Tek kişi iktidarları , monarşi, despotluk ya da diktatörlük olabilir.
Monarşi, din, miras seçim ya da yerleşmiş gelenekler temeli üzerine bir kral ya da yerleşmiş gelenekler üzerine bir kral ya da kraliçenin iktidarı demektir. Despotluk, zor ya da hile ile kurulan ve sürdürülen bir kral ya da kraliçenin hükmettiği iktidardır. Diktatörlük ise, otoritesini özel ve acil ihtiyaçtan alan ve görevinin geçici olduğu kabul edilen ve ne kral ne de kraliçe olan bir tek insanın egemenliğidir.
Birkaç kişinin iktidarı, feodalizm, aristokrasi ya da oligarşi biçimlerindedir. Feodalizm, her birinin bir yörenin denetimine sahip olduğu ve genellikle her hangi bir merkezileşmiş otoriteye bağlı olmayan soyluların yönetimidir. Aristokrasi; Özel ve çoğunlukla miras yoluyla geçen bir saygı gören ve gene çoğunlukla kendi denetimleri altında merkezi bir hükümet aracılığıyla egemenlik süren insanların yönetimidir. Teokrasi ya da din adamları iktidarı bir aristokrasi biçimidir.
Oligarşi, zenginlik, yetenek, ve enerjilerinden başka özel saygı gerektiren bir iddiaları olmayan birkaç kişinin yönetimidir. Bürokrasi ya da resmi memurlar yönetimi gibi örnekler bu niteliklidir.
Demokrasi, seçmenlerin bütününün ya da çoğunluğunun iradelerini doğrudan doğruya ortaya koyarak iktidar sürmeleridir. Temsili demokrasi, seçmenlerin tümünce ya da çoğunluğunca seçilen temsilcilerle yapılan yönetimlerdir. Anarşi de büyük bir kütlenin yönetime karşı çıkması niteliğiyle bir yönetim biçimidir.

Demokrasiden diktatörlüğe; Eflatuna göre, monarşinin aristokrasi ya da feodalizme, aristokrasinin demokrasiye, demokrasinin despotluk ya da diktatörlüğe dönüşme eğilimi vardır. Diktatörlük yerini monarşiye bıraktığı zaman tam bir dönüşüm tamamlanmış olup süreç tekrar başlar. Bu zincirleme süreç, birçok değişikliklere ve istisnalara bağlıdır. Bu sistem bir savaş sonucu alt üst olabilir. Aynı uygarlığa sahip çeşitli ülkeler, çeşitli hızlarda geliştikleri için yan yana olsalar bile sürecin çeşitli aşamalarında yer alabilirler.

İleride bir tarihçi, Avrupa ülkelerinin demokrasiden diktatörlüğe geçtiklerini yazabilir. Yönetim biçimleri sırası kabaca izlenebilse de işlemediği görülen yönetim biçimlerinden hızlıca geçip en çok dengeyi vaat eden biçime dönme eğilimi görülmektedir.

Tarihi süreçte hiç kuşku yok ki yönetimler sürekli bir dönüşüm göstermiştir. İngiltere vb. ülkelerdeki gibi sembolik krallıklar ve demokratik yönetimler bu anlamda bir istisna sağlamamaktadır. Ortaçağ tarihi de monarşi, feodalizm, demokrasi, diktatörlükler yönetimlerini takip etmişlerdir. Çok uzun yıllar önce yaşayan Eflatun’un bu teorisi ya da tespiti bu açıdan da anlamlıdır.

Gelelim bu güne; Geçenlerde Yiğit Bulut ve Hasan Kurtuluş yaptıkları programda dünya tarihinin hiçbir döneminde bu kadar çok paranın bu kadar az elde toplandığının görülmediğinden, böyle bir dönemin hiç yaşanmadığından bahsediyorlardı. Gerçektende petrolün 20 dolar seviyelerinden 100 dolarlı seviyelere çıkmasıyla ortaya çıkan farkın 3 trilyon dolar olduğu ve bu paraların çok sınırlı ellere geçtiği inkar edilemez bir gerçek. Çoğu amerikan İngiliz ortak şirketi ve yönetimlerinin de çoğunlukla Yahudilerinin elinde olduğunu söylersek sanırım yanılmayız. Bu konuda Erol Bilbilik'in yazdığı Bildenberg ismli kitap çok ilginç iddalar ortaya atmaktadır. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bizim gibi ülkelerde belli sayıda kişinin zenginlikte ön plana çıkması örneğin dolar milyarderi sayısın 6 dan 34 e çıkması, halkın en fakir kısmının sadece yardımlarla karnını doyurmaya başladığı bir dönemin üst üste gelmesi bir realite olarak ortadadır.

Merkezi devletlerin tüm dünyada etkinliğinin ve ağırlığının azaldığı, bu devletlerin yerini çok büyük şirket ve fonların aldığı gerçeği ortadadır. Liderlerin bile yapısındaki değişiklik kuşkusuz ki ayrı bir incelemeye değecek niteliktedir. Örneğin Mitterand’dan, Chirac’dan sonra gelen Sarkozy , Helmut Kohl’dan Schroder’den sonra gelen Angela Merkel, Reagen’dan baba Bush’tan Clinton’dan sonra gelen Bush, Demirel’den, Ecevit’ten, Erbakan’dan sonra gelen Çiller, Yılmaz, Erdoğan bayağı hafif gibi geliyorlar bana. Yani o eski lider, yönetici vasıfları, yönlendirmeye daha müsait tiplere yerini bırakmış gibi. İşte tam da bu pozisyonda parası olup fakir halk kitlelerinin zayıf noktalarını kullanarak siyasette ileriye çıkmak hiçte zor olmuyor. Yaşadığımız Cem Uzan örneği ya da erzak ve kömür yardımlarıyla kazanılan oylar bir realitedir.

Ülkemizde olsun dünyada olsun sermaye birikiminin belli ellerde toplanması, Irak örneğindeki gibi paralı asker ordularının güçlenmesi ve direkt işgallerde kullanılması belki de Eflatunun teorisinin gerçek olabileceğinin bir göstergesidir. Hayatta değişmeyen tek şeyin değişim olduğu gerçeği dururken demokrasilerden diktatörlüğe geçilip geçilmeyeceği bir hayal midir realite midir bunu tarih gösterecek.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 166
Toplam yorum
: 580
Toplam mesaj
: 76
Ort. okunma sayısı
: 1935
Kayıt tarihi
: 30.09.06
 
 

Sıcak bir Ankara yazında, 1975 yılında doğmuşum. İlk gençliğim Ankarada geçti. Üniversite yılları..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster