Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mayıs '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1234
 

Demokrasinin 1 Mayıs' la İmtihanı

Demokrasinin 1 Mayıs' la İmtihanı
 

Parka gidip oyun oynamak bir çocuğun en doğal hakkıdır. Bir baba düşünün çocuğunun parka gidip oyun oynamasına izin vermiyor. Çocuk bağırıyor çağırıyor, babanın tavrı değişmiyor, yok, yok, yok! Çocuk ağlıyor, uzlaşmaya yaklaşıyor, yine de tavır aynı; hayır, gidemezsin! Çocuğun da inandı inat, parkta oynayacağım diyor, hakkım bu benim diyor (okumuş biraz akıllı bir çocuk). Ama hiçbir şey değişmiyor. Çocuk uzlaşmaktan vazgeçip evden çıkıyor ama bahçeden tam çıkarken ağbisi onu yakalayıp, çocuk mocuk demiyor bir güzel dövüyor. İlk başta çocuk da ona vuruyor ama ağbi öfkeli, niye öfkeli olduğunu bile bilmiyor ama çok öfkeli. Çocuk bir vuruyorsa ağbisi on vuruyor koca koca elleriyle… Çocuk kafasını kaldırdığında bir bakıyor balkonda babası onları izliyor. Ağbiyle de göz göze geliyor baba. Bir bakıştan sonra ağabey babadan aldığı ufak bir göz hareketiyle kapının yanında duran sopayı aldığı gibi başlıyor çocuğu sopayla dövmeye. Çocuğun ağzı burnu kan içinde vazgeçiyor parka gitmekten, bahçenin kenarına gidip oturuyor orada. Onun o halini gören ve parka gitmek isterken engellenen diğer çocuklar da bahçeye çıkıyorlar. Parka gidemeyecekler belli. Artık talep de etmiyorlar. Şarkı söyleyerek bahçede oynamaya başlıyorlar. Ağbi neden bilinmez yine sinirleniyor, gidip itip kalkıyor çocukları, yere düşen bir çocuğun yüzüne tekme atacak kadar öfke dolu. İşler iyice karışıyor. Hatta apartmanda yaşayanlar bahçeden geçip evlerine girmek isterken ağbi hırsını alamayıp onlara da birkaç tane indiriyor sopasıyla. Baba son noktayı koyuyor; hortumu alıyor eline ve tazikli bir şekilde çocukların üzerine su sıkıyor. Ve hikaye burada sona eriyor.
<ı>Öte yandan biliyorum ki, bugün dünyadaki 134 ülkede çocuklar ve babaları el ele tutuşup barış içinde kol kola yürüdüler. Ağbileri ise sadece onları korumak için yanlarındaydı.

Evli bir çift düşünün. Aynı evde yaşıyorlar. İkisi de birbirini tanıyor artık. Neyin rahatsız edeceğini, neyin mutlu edeceğini, ne zaman sinirleneceğini, ne zaman güleceğini, huyunu suyunu biliyorlar yani birbirlerinin. Günlerden bir gün ama sıradan bir gün değil, tarih önemli; dünya kupası finalleri var. Adam fanatik futbol izleyicisi değil ama bu da sıradan bir maç değil. Yemekte güzel güzel konuşurken adam maç izleyeceğini söylüyor. Kadın asla izlemeyeceklerini söylüyor. Sebep diye soruyor adam. Eşi mantıklı bir şey söylerse üstelemeyecek adam. Karısı ise, izlemeyeceksin işte o kadar, diyor. İşin rengi değişiyor. Olay iktidar savaşına dönüyor.İkisi birden kumandaya doğru koşuyor. Birbirlerini itiyorlar, koltuğa çarpıp düşüyor adam, kafasını da sehpaya çarpıyor. Adam kan revan yerdeyken bir tekme de kadın atıyor adamın yüzüne. Adam orada yığılıp kalıyor. Kadın kumandayı ele geçirmenin zaferi ve sarhoşluğu ile kanallar arasında zap yapıyor. İzlediği belli bir şey de yok. Sadece maç izlenmeyecek o kadar. Aradan biraz zaman geçiyor. Adam yavaş yavaş kendine geliyor. Koltuğa doğru sürüne sürüne yaklaşıyor. Bu hareketi gören kadın hızlı bir hareketle çantasına uzanıp, içinden parfümünü aldığı gibi adamın gözüne gözüne sıkıyor. Ve bu hikaye de burada bitiyor.
<ı>Öte yandan biliyorum ki, bugün dünyada 134 ülkede aynı evde, aynı çatının altında el ele tutuşan, yüreklerinde sevgi, gözlerinde şevkatle birbirlerine bakan çiftler var.

Birbirinden saçma iki hikaye değil mi?

Saçma ki ne saçma. Ben uydurdum, ben yazdım, belli oluyordur sanırım.

Yoksa saçma gelmedi mi size? Haberleri mi izlediniz? Başka bir şeyleri mi çağrıştırdı?

Ne yazsam, ne desem söylemek istediklerim eksik kalacaktı. Hikayeye sığındım ben de.
Eğer haberleri izlemediyseniz, yarın birkaç tane gazete alın ve bugünün haberlerini okuyun. Hangisi daha saçma bakalım. Ama üzücü olan bir şey var ki, yarın gazetede okuyacağınız her şey gerçekten yaşanmış şeyler olacak.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Hezar, kutlanacak bir şey yok derken 1 mayısın bahar bayramı değil 4 işçi liderinin ABD de 1 mayıs 1856 da idam edildiğini biliyor olmamdan yola çıkmıştım. Ama asıl vermek istediğim mesaj da zaten bu değil, insan haklarının "senede bir gün" değil, her gün ve her platformda savunulması gerektiğine olan inancımdır. Katılırsın katılmazsın bilemem ama her konuda ve her kavramda da olduğu gibi maalesef 1 mayısın ülkemizde çok fena bir şekilde çarpıtıldığı ve saptırıldığını düşünüyorum. Sevgiler ve selamlar

Matilla 
 03.05.2008 8:16
Cevap :
Yazılarınızdan sizi tanımama rağmen "kutlanacak bir şey yok" cümlenizi yanlış ve farklı algıladım o zaman, kusura bakmayın. "Sene de bir gün" kısmına gelince, belki de sorunun kaynağı da budur. Haklarını koruyamadığınız bir kesim için kutlanan bir günde, hem sizin yapmadıklarınız ortaya serilecek hem de haklarını alamayanlar, en azından bir gün de olsa, kendilerine adanmış olan bir günde, seslerini kendilerine ait olan meydanlarda daha rahat duyuracak. Belki de kutlanmasından duyulan korku da bundan kaynaklanmaktadır. Yorumunuz için tekrar teşekkür ederim. Saygı ve sevgilerimle...  03.05.2008 16:06
 

İnanın mesele bu kadar güzel ele alınamazdı diye düşünüyorum. Dün tüm gün netten izlediğim yetmemiş gibi akşamda yelevizyonda seyrettiğim görüntüler aynen yazdığınız hikayeden başka bir şey değildi. Demokrasiyi içimize sindirmediğimiz sürecede (Çok sesliliğe tahammül) bu görüntülere ve olaylara mahkum edileceğiz. Dün ben bir kez daha insanlığımdan utandım. taksime çıkmayı engelliyen topluluğun yarısı ile oranın güvenliği çok rahat alınabilinirdi. Ve hala bunu savunan yöneticiler bu saat olmuş istifa etmeden duruyorlar. Yüreğinize sağlık.

Güher 
 02.05.2008 9:50
Cevap :
Çok teşekkür ederim Güher Hanım. Dediklerinize tamamen katılıyorum ve aynen ben de sizin gibi ülkem adına utanıyorum! İstifa mı??? Henüz toplum olarak bu tarz bir "özeleştiri"nin çok çok gerisindeyiz! Sevgi ve saygılar...  02.05.2008 12:44
 

Öncelikle harika bir yazı tebrikler. baba ve abi ya da eş sizin hikayede sevecen. Dayak atsa da sevecen. Ancak dünka hikayede baba balkondan her jopta, her yumrukta zevkten dört köşe. Ya bu görevi büyük zevkle yerine getiren abi, Çıldırmışcasına, kudurmuşcasına büyükbir hırçla vURUYOR.

Yapukay 
 02.05.2008 9:25
Cevap :
Evet katılıyorum ve malesef yazının sonunda da dediğim gibi dünkü yaşananlar benim yazdığım saçma hikayeden de, saçma bir hale gelmişti. Yorumunuz için teşekkür ederim. Sevgi ve saygılar...  02.05.2008 12:37
 

Demokrat yok, demokrasi yok, kutlanacak bir şey yok, kutlamak isteyen yok ama imtihan olsun istiyoruz. Senede bir gün imtihan olmaz. Selamlar

Matilla 
 02.05.2008 6:58
Cevap :
Merhaba sevgili Matilda, "Demokrat yok, demokrasi yok" kısmına katılabilirim ancak "kutlanacak bir şey yok" kısmına malesef katılamayacağım. 1 Mayıs Dünyadaki pek çok ülkede kutlandığı gibi bizim ülkemizde de gayet güzel bir şekilde kutlanabilirdi. Ayrıca demokratikleşme adına, insanların haklarını savunabileceği her hareket bir imtihandır bence. Sevgi ve saygılarımla...  02.05.2008 12:33
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 219
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 5730
Kayıt tarihi
: 06.09.06
 
 

Yılın en uzun gecesinde doğmuşum. Bu yüzden midir bilinmez ruhlarımızın özgür kaldığı geceleri se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster