Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Şubat '13

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
447
 

Demokrat Parti'nin Yassıada günleri

Demokrat Parti'nin Yassıada günleri
 

Yassıada Mahkemeleri


Türk demokrasi tarihinin en önemli unsurlarından biridir Demokrat Parti. Atatürk döneminde geçilmek istenen ancak başarısız olunan çok partili hayat, Adnan Menderes, Celal Bayar, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan önderliğinde kurulan Demokrat Parti ile başladı. 1946 seçimlerinde azımsanmayacak derecede oy toplaması, partinin geleceğinin aydınlık olduğunu gösterirken iktidar partisini de tedirgin etmişti. Nitekim sonraki seçimlerde büyük bir üstünlük sağlayarak iktidara gelmesi, neredeyse bütün öngörüleri doğru çıkarmıştı. 1950’de iktidarı ele geçiren Demokratlar Türk siyasetinde önemli bir eşiğin aşılmasını da sağladı. Bu eşik, elbette iktidarın seçim yoluyla ilk defa el değiştirmesiydi. Ülke yönetiminde 10 yıl gibi uzun bir süre söz sahibi olan Adnan Menderes ve ekibi, Cumhuriyet tarihinin ilk askeri darbesiyle 27 Mayıs 1960’ta dağıtıldı. Partinin lider kadrosu ve üyeleri tutuklanıp yargılanmak üzere Yassıada’da mahkûm edildiler. Durumun en can alıcı, en ihtiraslı dönemiydi yargılama süreci.

Yassıada’da yaşananlar, orada süreci bizzat yaşayanların kaleminden bir bir döküldü. Bu yazılan hatıralar günbegün ortaya çıkmakta. İlgili araştırmacıların gözünden kaçmayan tarihi nitelikteki bu günlükler, kitap haline getirilerek Türk halkına sunulmaya devam ediyor. Tıpkı Numan Esin’in, Metin Toker’in, Şevket Süreyya Aydemir’in hatıraları gibi Samet Ağaoğlu’nun da günlükleri kitap haline getirilmiş. Samet Ağaoğlu’nun günlüklerini yayına hazırlayan ise Hacettepe Üniversitesi’nden Dr. Gülay Sarıçoban. Günlükler ‘Yassıada, Kayseri ve Toptaşı Cezaevi Günlükleri’ adıyla okura sunulmakta. Demokrat Parti döneminde Manisa milletvekilliği ve Başbakan Yardımcılığı yapan Samet Ağaoğlu’nun günlükleri, Yassıada’da yaşananları çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor. İşte Ağaoğlu’nun kaleminden birkaç Yassıada günü:

‘‘Ah zavallı Demokrat Parti! Sen bu memleketin garp düşünce ve medeniyetine doğru attığı en büyük adım, sen bu memlekette halk yığınlarının polis, jandarma, memur istibdadından gerçek manasıyla kurtulmuş olarak yaşadığı devir, sen devletin, idare edenin, halka, idare edilene yaklaşarak onunla hatta kucak kucağa olduğu yıllar, sen harap, işlenmemiş, değerlerini meydana dökememiş vatanın çiçek gibi süslenmeye başladığı gün akıbetin neden böyle oldu?

Neden şimdi seni yalnız bir zulüm, bir hırsızlık, bir keyfi idare, bir tahakküm makinesi diye yerden yere, taştan taşa vuruyorlar? Tarihte bu korkunç facia hangi topluluğun başına geldi?

Bu hazin sonun belki de tek sebebi 1950 yılında Demokrat Parti’nin başında olanların düştükleri bir hatadır! Kendilerine körü körüne itimat, güvenme, hodkâmlık derecesine varan bir güveniş! Onlar 1950 zaferinin manasını ve azametini gözlerini bu perde kapadığı için göremediler.

11 Aralık 1960 Pazar’’

‘‘Menderes’in mesture davası başladı. Bu adamın bir hiç olduğunu görmek hazin. Şu hallere düştükten sonra bunu anlamış olmak da gülünç. Verdiği cevaplarda ne kadar sefil ve perişan. Her kusuru Ahmet Salih’in [Korur] ve karısının üstüne atıyor. Demek ki evinde yediğimiz yemekler hep mestureden ödenmiş “Soframda 161’den fazla misafir olunca masrafı mestureden verilirdi” diyor. Allahım bu nasıl söz. Allahım daha neler göstereceksin?

27 Kasım 1960 Pazar’’

‘‘Adnan Bey! Allahım, bu adama ne oldu? Akıl, mantık melekelerini kaybetmişe benziyor. Fatin’in savunmasından sonra yine söz almış. “Kıbrıs işinde diyor, eğer Sayın İnönü beni suçlu görseydi, uçak kazasından sonra gelip beni karşılamazdı!”

Onun bu sözlerini gazetelerde okuduğum zaman aklıma [Mükerrem] Sarol’un, 27 Mayıs’tan kısa bir zaman önce söyledikleri geldi. Mükerrem büyük şokların sonunda, akıl bozukluklarının başlayabileceğini, bunun önce fark edilemeyeceğini, yavaş ve gizli ilerleyen değişikliğin günün birinde birden başlayacağını anlattıktan sonra “Ben Adnan Bey’de böyle bir hal görüyorum ve korkuyorum artık zekâsı eski cevvaliyetini göstermiyor!” demişti.

Aklıma başka bir şey daha geliyor: Acaba Menderes şimdi ölüm korkusu, asılmak korkusu içinde mi? Hayatını kurtarmak için mi böyle yapıyor? Fakat şimdiden sonra bu hayatın ona ne lüzumu var? Böyle düşünmekle belki de yanılıyorum. Belki de en büyük ihtiras yaşamaktır!

19 Aralık 1960 Pazartesi’’

Yukarıdaki satırları okumak bile insanı şaşkına çeviriyorsa, satırları yazanın haleti ruhiyesinin ne durumda olduğunu düşünmek gerekir. Dönemin en önemli olayının bir kısmını anlatan bu satırlardan yargılanan partinin içindeki bölünmüşlüğünü, ülkeye 10 yıl başbakan olarak hizmet eden bir insanın mahkûmiyetteki aklî dengesinin ne durumda olduğunu çıkarmak mümkün. Tarih severlere bu günlükleri okumalarını kesinlikle tavsiye ederim. Ayrıca, eğer Demokrat Parti dönemiyle ilgilenenlere ve dönem hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenlere geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Mehmet Ali Birand’ın hazırladığı ‘Demirkırat’ belgeselini izlemelerini öneririm.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1388
Kayıt tarihi
: 14.10.11
 
 

Ege Üniversitesi Tarih mezunu ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster