Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ekim '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
361
 

Demokratik açılımda dil sorunu

Yine karıştı her şey. Açıldık mı, kapandık mı belli değil. Birini yapmaya çalışırken diğerini bozma becerisinde üstümüze yok. Nedenini anlamakta zorlanıyoruz. Görüntü, ideolojik yetersizliğin izlerini taşımaktadır.

En çok tartışılan konulardan biride anadilde öğretim konusudur. Dil sözcüğüne de, diğer sözcüklerde olduğu gibi kutsallık yüklenmeye çalışılmaktadır. Bu anlam yüklemeleri oldukça da, tartışmalar bilimsellikten çok, değerler sisteminin duygusal yönlerini okşamaya yönelmiştir.

Dil bir iletişim aracıdır. Hayvanlar alemi çıkardıkları seslerle, kendi aralarında nasıl anlaşıyorlarsa, insanların da konuşma olayının değeri aynıdır. Farklı coğrafyalarda yerleşen insanlar, kendi aralarında iletişim oluşturmuşlardır. Hayvanlar dünyasında, türlere göre oluşan farklı ses çıkarmaları; insanlık tarihinde, ilkel toplumlardan başlayarak farklı sözcükler ve farklı sesler çıkarılmıştır. Toplumsal evrimleşmeye paralel, dilde de gelişmeler olmuştur.

Anadolu topraklarında konuşulan farklı dil ve lehçeler, bu evrimleşme sürecinin sonuçlarıdır. Yaşayan kavim ve topluluklar, çeşitli devletler adı altında bütünleştiklerinde, büyük veya güçlü kavimin konuştuğu dil, yani çıkardıkları sesler, egemen dil olarak ortaya çıkmıştır. Bu süreç, kendiliğinden gelişen sosyal bir olgudur.

Küreselleşen dünyada, dil konusuna ekonomik öğe de yüklenmiştir. Bugün hepimiz, ekonomik olanaklarımızı zorlayarak çocuklarımıza İngilizce ve yanında ikinci bir dil öğrenmeleri için çaba harcamaktayız. Dünya finans sistemine egemen olan dil İngilizce olunca, İngilizce uluslar arası bir iletişim aracı olmuştur. Çocuklarımızın İngilizce öğrenmelerinden gurur duymaktayız.

Aynı coğrafyada yaşayan insanların çoğunluğunun konuştuğu dilin, etkin olmasından doğal bir sonuç olamaz. Ülkede üretilen mal ve hizmetlerin sunumunda, iletişim aracı olacak unsur, çoğunluğun konuştuğu dil olacaktır. Marks, bu süreci analiz ederken, alt yapı öğelerinin toplumun üst yapı öğelerine şekil vereceğini belirtmiştir.

Türk Devletini oluşturan etnik unsurlar, duygulardan arınarak bu sosyal gerçeği kabullendiklerinde, diğer sorunlara daha sağlıklı çözümler bulunabilinir. Konu büyütülmemelidir. İletişim aracı karakter belirlemede önemli rol oynamaz. Yaşadığımız toprakların sosyal zenginliklerini kavramamızı sağlayarak, aidiyet duygusunu geliştirir. Devlete bağlılığı artırır.

Çeşitli ülkelere çalışmaya giden vatandaşlarımızın ilk işi, çevreye uyum sağlayabilmesi için, o ülkenin sözcüklerini öğrenmeye başlamalarıdır. Türklerin yoğun olarak yaşadığı kentlerin pazarların da mal ve hizmet sunan o ülkenin vatandaşlarının çoğunun, T

Türkçe öğrendikleri yaşanan sosyal gerçeklerdir

Türkiye’nin sosyal yapısında, egemen dilin Türkçe olmasından doğal bir sonuç ne olabilir? Dil birliği, öğrenim birliği, Türk Devletini oluşturan vatandaşlar arasında iletişimi kolaylaştırmak, bütünlüğünü sağlamak amacını gütmektedir Yoksa aynı topraklarda birbirlerini anlamayan insanlar yaşayacaklardı.

18 yüz yıllarda Fransızca, uluslar arası arena etkin bir dil olarak yerini almıştır. 1960 lı yıllara kadar, Türk Eğitim Sitemin de öğretilen yabancı dil, Fransızca ağırlıklı idi. Şimdi bu oran çok düşmüştür.

Açıklamaya çalıştığım öğeler ışığında olayları tartıştığımızda, dil sorununun fazla büyütülmemesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Ulusal ortamda iletişim söz konusu olduğunda, ülkenin sosyal karakteri öne çıkar. Asimile oluyoruz diye bağırılsa da, ekonomik ilişkiler egemen olan dilde, iletişim kurmayı zorunluluk haline getirmektedir.

Üniversitelerde Kürt Dili Enstitüsü kurulmalıdır diye bir söylem, açılım tartışmalarında dile getirilmektedir. Kurulmasında bir sakınca yoktur. İşlevini hep beraber izleyelim. Türk, Kürt, Arap, Laz kökenli çocuklarımızın, birlikte İngilizce kursuna gittikleri görülecektir.

Görülüyor ki, evrensel kültür, aynı coğrafyada yaşayan topluluklara üretim ve hizmetin sunulmasında, ağırlıklı olan dili konuşarak iletişim kurulmasını zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Bu nedenlerle iletişim aracı olan dil konusuna etnik değerler yüklenmemelidir. Ortak bir dil kullanılmadığı zaman, birbirlerimize olan sevgilerimizi nasıl anlatacağız. Toplumda yaşanan acıları, sevinçleri nasıl paylaşabileceğiz.

Bu nedenle, dil konusunu bir iletişim aracı olarak görüp, insanlarımıza iyi eğitim olanakları ve sağlıklı yaşam koşullarının nasıl sağlanabileceğini tartışmalıyız. Toplumumuzun sosyal yapısını değerlendirerek, Türkçe öğrenimini kolaylaştıran unsurlar üzerinde durulmalıdır. Bu konudaki görüşlerimi başka bir yazıda tartıışmaya çalışacağım.

20.10.2009

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın Kotan, Konuyu çok güzel işlemişsin. Sizinde ifade ettiğiniz gibi öncelikle Terkçeyi geliştirmemiz ve dilimizi çok kullanılan diller arasına taşımalıyız. Ülkemizde dil birliğini bozacak eylemlere girişmemeliyiz. Sizi tebrik eder, saygılar sunarım. Sami NOGAY

SAMİ NOGAY 
 20.10.2009 23:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 441
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1944 yılında Arapgir'de doğmuştur. İlk ve orta öğretimini Arapgir'de, lise öğrenimini Ankara Gazi Li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster