Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Kasım '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1248
 

Demokratik Cumhuriyetin sentezi

Demokratik Cumhuriyetin sentezi
 

23 Nisan 1920 aydınlanma tarihimizde pek önemli bir dönüm noktasıdır. O gün Büyük Millet Meclisi Ankara’da açılırken, ulusal egemenlik, tarihimizde ilk kez gökten yere indiriliyor ve halk temeline oturtuluyordu. Üstelik Avrupaya göre çok gerilerde kalmış olmamıza rağmen.

Cumhuriyetin en önemli kazanımı laikliktir. Laiklik demokratikleşmenin önünü açabilecek yegâne anahtardır. Laiklik demek düşüncenin özgürleşmesi demekti; düşüncenin özgürleşmesi ise demokrasiye adım atmaktı.

Bugüne değin cumhuriyetimizde demokrasi hala yerleşip kök salamadıysa bunun nedeni olarak; kurulan cumhuriyet zaten baştan yanlıştı gibi akıllara ziyan bir neden öne sürenlerin görmek istemedikleri; çok partili döneme geçilmesinden sonra laiklik ilkesinde gediklerin açılması, içeriğinin sistemli bir şekilde boşaltılması gerçeğidir.

1923 devrimini yapanlar laik reforma karar verirken batı ise o konuda yüzyıllar öncesinden başlayarak ve üstelik büyük mücadelelerin eseri olarak laikliği toplumlarına bir daha hiç dışlanmamacasına içselleştirebilmişti.

Olan biten özetle şuydu; Önce Katolik Klisesi ve kral, aristokrasi kapışmış sonra da devletler, dinsel bağımsızlıklarını kabul ettirmişlerdir. Katolik kilisesi reform hareketi ile kırılmış Luther, Calvin, Protestanlık gibi mezhep ve yorum çeşitliliği doğmuş bu da özgürlüklerin ve çoğulculuğun beslenip gelişmesine fayda sağlamıştır. Bütün bunların sonucunda ise asıl din kurumu ve düşüncesi, akılcılığın, kuşkuculuğun kısaca aydınlanmanın geliştirdiği aklın muhakemesinde sorgulanmış ve sonuç olarak bu akım, evrenin merkezi olarak, Tanrı yerine insanı koymuş böylece bireycilik ve hümanizma doğmuştu.

Bütün bunlara sınıfsal çelişki de eklenerek laikleşme hızlanır. Kapitalizmin doğuşu ve ona öncelik eden ulusal burjuvalar, yanlarına emekçi sınıfların özgürlük, eşitlik gibi özlemlerini de katarak burjuva demokratik devrimine yönelirler. Bu feodal, aristokratik, Monarşi ve dinsel yapıların da karşısına dikilmek demekti. Sonuç olarak ise laikliğe sıçrayış vazgeçilmez olacaktı.

Nitekim mutlak Monarşiler sınırlanır ya da yıkılır yerine burjuva cumhuriyetler kurulur. Burjuva cumhuriyetler kurulurken egemenlik gökten yere indirilmiş olur.

Milli egemenlik dinin ve ruhbanın siyasetteki egemenliğine son verir. Dokunulmaz ve kutsal olan artık insan ve bireydir. Modern demokrasiler böyle doğar ve beraberinde klise- devlet, din devleti, devlet dini ayrılığı da gelir. Sonuçta batı toplumlarında din, esasta, bireysel ve vicdani yeğleyiş olup çıkmıştır.

1923 devrimini yapanlar batı dünyasında bu olup biteni biliyorlardı. Öte yandan kendi ülkelerindeki farklı dinsel ortamı da biliyorlardı. İslam Hıristiyanlıktan farklı olarak din devlet ayrılığını tanımıyordu. Sadece tanrı ilişkisi değil insanlar arası ilişkiler hakkında da İktisadi ilişkiler hakkında da yasaklar ve kurallar koyuyordu ve devlet yönetimine değin yayılıyordu bu ve din kuralları oldukları için de kutsaldılar.

Bugün devletin bireye vermesini istediğimiz özgürlükleri İslam bireye vermiyordu. Bireyin yaşamını her yönü ile sımsıkı kurallara bağlayan şeriat, özellikle kadın erkek ilişkisinde eşitsiz bir yapı kuruyordu. Bu totaliter yapı onun aynı zamanda bir devlet dini, olarak doğmuş olmasından kaynaklanıyordu. Ortaçağ toplumlarının ihtiyaçlarına yanıt vermiş olsa da bu kurallar çağdaş toplumun ihtiyaçlarına yeterli gelmiyordu.

Osmanlı yenilik hareketleri boyunca devlet yapısını dinsellikten uzaklaştırma konusunda yenilikler ortaya konmuş olsa da dinsel dünyasal kurallar ikiliği sürüyordu. Cumhuriyeti kuranlar yeni bir devlet ve toplum yaratmaya giriştiklerinde bu yapı içerisindeki çelişkiyi görmüşler ve bunu çözme görevini üstlenmişlerdir. Batıda daha önce değindiğimiz gibi, bu konu yüzyıllarca süren bir mücadelenin sonunda çözülmüş, sosyal bir onaya kavuşmuş ve kökleşmişti. Bizde böyle bir yeğleyiş olmadığından bunun devrim uğruna tepeden yapılmasından başka çare yoktu. Kendi temelini akıla, bilime özgürlüğe, dayandırma iddiası ile siyaset sahnesine çıkanlar, ister istemez dinin dünyasal ilişkilerine uzanan alanı daraltmak zorundaydılar.

Yapılanlar da işte bunun gereğinin sonucudur. Bunun yadırganacak, kınanacak hiçbir yanı yoktur. Türkiye’de laiklik sıradan bir yeğleyiş değildi yaşam dayatmıştı onu.

Aklı önemseyen ve eleştirel düşünen çağdaş yurttaşlar yetiştirmenin yolu laiklikten geçiyordu. Ancak böylesi çağdaş insan, toplumda demokrasiyi yaşatıp geliştirebilir ve içselleştirebilirdi. Laiklik Türk aydınlanmasının temeli idi ve bütün bir sistemin varlığı da ona bağlıydı.

Cumhuriyeti kuranlar, cumhuriyetin kuruluş temellerini bu doğrultuda atıyorlardı.

Az zamanda çok işler yapmaya çalışmışlardı.

Laiklik batıda olduğu gibi bizde de bir özentinin eseri olmamıştır. Yaşam dayatmıştır onu demokrasi ancak laik toplumlarda boyatabilir ve her ikisi de etle tırnak gibidir. Birini saklı tutup ötekine karşı çıkmak ikiyüzlülüğün bir başka türlüsüdür.

Bugünün kolaycılarının ve o dönemin çıkar kaybına uğrayanların bugünkü uzantılarının söylediğinin aksine cumhuriyetimizin temelleri sağlam ve en doğru şekilde atılmıştır.

20yy’a devrimle başlayan ülkemiz dünyaya ve özellikle Müslüman toplumlara uygarlık modeli ilan etmiştir. Zamanla o model yaşama geçti. Türkiye Cumhuriyeti, dünya arenasında onurlu devletlerin arasında yerini aldı. Karşı devrimin yıkıcı güçleri her şeyin altından girip üstünden çıkarken ilkelerin kuralları da çiğnendi toplum yolsuzluklar bataklığına sürüklendi. Öyle zamanlar gelmiştir ki fikir nesnesiz, toplum tasarısız kalmıştır.(*) Gereken ilkeleri hatırlamak kurallara dikkatleri çekmek, topluma aydınlık tasarıları yeniden sunmaktır.

Halkın bağımsızlık mücadelesi ile başlayan ve de Çağdaş demokratik laik bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile devam eden süreç gelecek kuşaklara onu yüceltmek ve geliştirmek görevi ile devam etmektedir.

*Server Tanilli

Resim: İnkılap Yolunda/Zeki Faik İzer 1933

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok yerinde bir analiz.Görüş ve düşüncelerinize katılıyorum.Türkiye Cumhuriyeti'nin , Atatürk ilke ve devrimlerinin temel felsefesini laiklik oluşturur.

Hüseyin Başdoğan 
 10.10.2014 12:29
Cevap :
Aynı fikirleri paylaştığınız ve düşüncelerime katıldığüınız için teşekkürler.. Böyle düşünen o kadar az insan kaldı ki... !  13.10.2014 15:53
 

"Halk" kavramı başlangıçtan itibaren oluşturulan ve sürekli geliştirilen, gelenek, görenek, inanç anlayışını devam ettiren veya devam ettirmeye çalışan grupları içine almaktadır." Gökten yere indirilen ve tanrının yerine konulan insan mantığı Batıda şimdi yerden göğe çıkarılmaya başlanmış,insanın maddi tarafının olduğu kadar manevi bir yönünün de olması gerektiği savı giderek daha çok taraftar bulmaya başlamış,batı içine düştüğü bunalımları bu yolla çözmeye başlamıştır...Elbette her insanın düşüncesi saygı değerdir.Dikkate almak lazım elbtte..bende fikrimi beyan ettim saygısı içinde...kolaylıklar başarılar dilerim size...

Metin TOPÇU 
 28.05.2014 16:18
Cevap :
Metin bey, siz o giriş cümlesini çok yanlış anlamışsınız. Ben Tanrı gökten indirilip onun yerine bir insan kondu ya da bu anlama gelebilecek bir cümle kurmadım. Egemenlik gökten yere indirilip halk temelinde oturtuldu dedim. İkisi arasında çok fark var. Birincisi islamiyet inancına göre herşeyin hakimi Allahtır insanlar ya da ümmet de onun kuludur. Peygamber Allahın kullarına emirlerini ilettiği elçisidir. peygamber öldükten sonra onun yerine bu görevi üstlenenler ise bu görevi ''halifelik''kurumu ile yerine getirmişler. sizce asıl tanrıyı gökten yere indirip yerine insan koymak bu değil midir? yazımda da belirttiğim gibi din vicdan işidir.Allah ile kul arasına kimse girmemelidir siyasetten uzak tutulmalıdır hiç bir din ya da mezhep siyasallaşmamalıdır,hükümetler her inanca ve mezhepe eşit mesafede olmalıdır. belki bugüne kadar gerçek anlamda laik bir devlet olamadık ama artık demokrasi adına bu gerçekleştirimeli  28.05.2014 21:58
 

Yazınızın birinci paragrafında baltayı taşa vuruyorsunuz sonrada bana halk kimdir soruyorsunuz...))) hayret...Saygılarımla....

Metin TOPÇU 
 28.05.2014 0:11
Cevap :
yazımın ilk paragrafında baltayı taşa vurduğumu kabul etmiyorum, ben böyle düşünüyorum ve gerekçelerimi yazımın devamında anlatıyorum. Sizin gerekçeniz nedir? Katılmadığınız noktaları ve sizin bakış açınızı bana ifade edebilirseniz ben de sizi daha iyi anlayabilirim. Evetbir bloğunuza size ''halk'' kimdir diye sormuşum. siz cevap vermek yerine bu şekilde bir davranış sergilemişsiniz. bana pek açıklayıcı gelmedi burada yine tekrar sorumu yineleyeyim sizce '' halk '' kimdir?  28.05.2014 12:52
 

Maalesef, epey geç okudum yazınızı... Benim bin zamandır burada anlattıklarımı pek güzel anlatmışsınız bir yazıda... Aklınıza, yüreğinize sağlık... Saygılar, selamlar

UFUK KESİCİ 
 05.03.2013 8:44
Cevap :
siz de sağolun ..teşekkürler..  05.03.2013 15:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 76
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 6378
Kayıt tarihi
: 05.04.07
 
 

Okumayı seviyorum. Okudukça geliştiğimi, geliştikçe de kendimi ifade etmek istediğimi farkettim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster