Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
936
 

Demokratik Özerklik mi? PKK totalitarizmine teslimiyet mi?

Demokratik Özerklik mi? PKK totalitarizmine teslimiyet mi?
 

Dağlarında halen silahlı PKK militanlarının kol gezdiği, TSK’nın kobra helikopterlerinin uçtuğu bir bölgede siz hangi “demokratik” özerklikten bahsediyorsunuz?…önce silahlarınızı ebediyen susturun!

“Demokratik Özerklik” yeni bir fikir değil… Demokratik Toplum Kongresi (DTK)’nin Diyarbakır’da düzenlendiği Çalıştay her ne kadar ilk olsa da, fikrin 4-5 yıldır konuşulduğu daha doğrusu ilk defa Abdullah Öcalan tarafından mahkeme aşamalarında açık açık dile getirildiği biliniyor.

Ancak bu konunun neden birden bire alevlendirildiğini anlamak zor. Zamanlamadaki bu telaş neden? Fikrin içeriği neden alalacele gündeme servis edildi ?

Tamam, tabiiki tartışılması en elzem konu, hem de tüm boyutları ile, ancak Cuma günü Genel Kurmay iki dillilik konusunda ulus devletten yana taraf olduğunu (yine kapsama alanı dışına taşarak ama bu sefer hemen hemen hiç kimsenin önemsemediği) bir e-muhtıra ile ilan ediyor, bakıyorsunuz aynı günlerde DTK Çalıştay’a başlıyor ve ertesi gün “Demokratik Özerklik” şimşek hızıyla gündeme oturuyor, Meclis Başkanı’nın karşı çıkışı da durumu soslandırıyor.

Türkiye’deki bu politik salvoların hızına şaşırmamak mümkün değil…keşke aynı hızı çözüm üretmekte gösterebilseler!

Abdullah Öcalan’ın bir zamanlar şöyle bir şeyi savunduğunu hatırlıyorum; “toplum buna hazırlıklı değilse, özerklik demokrasi getirmez, totaliter yapıyı daha da güçlendirir”…şimdi birden bire özerkliği demokratik bir yapıya büründürmüş, İmralı’dan emri vermiş, DTK ve BDP de uygulayıcıları olarak düğmeye basmışlar…tabii ki seçimler öncesinde zamanlama onlar için çok uygun, ama Kürt halkı için aynı uygunlukta mı bakalım? Ya da özerkliğin, demokrasi boyutu yeteri kadar hazır mı?

Öyle ya, daha ana dil gibi en insani, en demokratik hak bile açıklığa kavuşmuş değilken sen yirmi milyon Kürt nüfüsunun adına Kürt halkının neyi isteyip neyi istemediğini sormadan, demokratik talepleri tamamen halletmiş gibi, şimdi çıkıp siyasi bir yapılanmadan söz ediyorsun? Üstelik bir zamanlar özerklik fikrinin totaliter yapıyı da beraberinde getireceğini savunmuştun? Bir zamanlar “demokratik cumhuriyet” derken, ne oldu da özerkliğe döndün? Doğu’daki ekonomik zemin yeteri kadar cazip gelmedi galiba!

Özerklik konusu her boyutu ile tartışılmalı, sonuna kadar da merkezi yönetimin daraltılarak, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gerektiğini savunuyorum. Ancak ne Türk ne de Kürt, halkların üzerinde dayatmacı bir vesayet ile kaderlerini tayin etmeye kimsenin hakkı olmadığını da savunuyorum.

Demokratik özerklik, federasyon ya da ayrılma, tüm bunlar ancak ve ancak barışın dili ile konuşulduğunda ifade özgürlüğü kapsamına girer, aksi takdirde Kürt halkını PKK totalitarizmine teslim eder…bence Abdullah Öcalan’ın da istediği bu, sadece “güç”, yoksa Kürt halkının demokratik hak ve özgürlükleri değil…Demokrat Kürt aydınlarının da bu PKK totalitarizmine karşı olduklarını biliyorum.

Gelelim demokratik özerklik meselesine; Türkiye 200 yıldır merkeziyetçi bir idari yapı ile yönetiliyor ve bu idari sistemin güncellenmesi şart. Çünkü haklar ve kaynaklar adil bölüştürülemediği gibi, artık fiziki sınırların önemini yitirdiği küresel düzende merkezi yönetimli ulus yapılanmalarının adil ve hakça bir düzen sağlamaları da imkansızlaşıyor. İnsan odaklı yerel yönetimlerin mutlaka güçlendirilmesi gerekiyor. Devlet için var olan toplum yerine, insan için var olan yerel yönetimlere dönüşmek artık kaçınılmaz.

Adem-i merkeziyetçi yapı denilen bu sistemde, merkezi hükümetin yetkileri azaltılarak, yerinden yönetim ve bireysel girişim ilkeleri esasına dayalı bir yönetim tarzı söz konusu. Örneğin şu anda Almanya’da, Fransa ve İspanya’da uygulanıyor, bölgelere ayrılmışlar ve mümkün olduğu kadar her bölge kendilerini ilgilendiren kararları kendileri alıyor. Bölge meclisleri var, seçimle iş başına geliyorlar ve genel seçimlerle de merkezdeki ana meclise milletvekili olarak girebiliyorlar. Türkiye’de bu sisteme geçilmesi elzem ve zaten AB uyumu için de şart.

AKP iktidarı 2004 yılında “Kamu Yönetiminin Yeniden Yapılandırılması Kanunu” taslağı hazırladı, kanunlaştırmak için yeteri imzayı topladı ancak dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ulus devlet yapısına uymuyor diye veto etti! Milliyetçi, ulusalcı reflekslerle verilmiş bu yanlış kararlar çözüm getirdi mi? Hayır…bakın şimdi demokratik özerklik yeniden gündemde. Ancak bu defa Kürt halkının talebiymiş gibi bir siyasi dayatma ile.

Ancak DTK ve BDP tarafından ısıtılıp ısıtılıp öne sürülen demokratik özerklikten bu kastedilmiyor. Bana göre kendilerince doğuda bir Kürt alanı belirliyorlar ve bu alanda kendi siyasi güçelerini empoze etmek ve denetim altına alabilmekten başka bir amaca da hizmet etmiyor.

Devleti artık beklemeyeceklerini, tek taraflı olarak demokratik özerklik ilan edeceklerini bildirmeleri de Kürt halkının demokratik hak ve özgürlük taleplerinden ne kadar uzak olduklarını, yine aynı telaşla bayrak, sembol v.s önermeleri ile seçim öncesi ortamı provake etmekten başka bir amaçları olmadığını ortaya koyuyor.

Bazı kendinden habersiz solcular da buna çanak tutuyorlar, yine PKK ile aynı düzlemde buluşmaktan hiç gocunmuyorlar, tıpkı derin devletin PKK ile aynı düzlemde buluşması gibi!

Kürt halkının demokratik hakları ve bölgenin kalkınması için özerk yerel yönetim projelerinin hayata geçirilmesine acilen ihtiyaç var, bu konuda AKP’nin yavaşlığını da anlamak mümkün değil.

Onca acı tecrübe yaşadık, binlerce insan öldü, milyarlarca dolar heba oldu. Tabii ki demokratik özerklik her yönü ile tartışılmalı, Türkiye için en uygunu model ne ise ve her iki halkın da ortak mutabakatı ile uygulanmalı. Halkların onayını almadan uygulanacak her tür model dayatmacı ve vesayetçi olmaktan öte bir anlam ifade etmeyeceği gibi, ne kürt ne de Türk halkına bir fayda sağlamayacaktır.

Şahinlerin “güç ve iktidar ” hırsına alet olmayalım…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Beran hanım, düşüncelerinizin çoğuna katılıyorum. Şiddetin var olduğu herhangi bir süreçte normal kavramların bile insanlar tarafından yanlış, hatta tersinden algılandığını hesaba katarsak çizdiğiniz çerceve doğru. Ama tıpkı Nasreddin hocanın, evi soyulduktan sonra kendisini suçlayan komşularına; ''A komşular, hepsi tamam da şu hırsızın hiç mi suçu yok!'' dediği gibi ben de bugünlerde Kürt sorununun bu hale gelmesinde Kürtlerden gayrısının hiç mi suçu yok diye derin derin düşünüyorum. Şu son yüzyılda olanları alt alta koyduğumuzda, ''Kart-kurt'' noktasından Kürtlerin varlığının kabullenmesi noktasına bile çok büyük acılar çekilerek geldiğimizi görüyor ve bunlar olmadan da Kürtlerin varlığı kabul edilebilirdi diyorum. Ki bu yüzyıllık sancılı sürecin fitilini hep Kürtler yakmadı. Hatta bugün bile Kürt sorununa dair iyiniyetle yapılan toplantılara ilaç için bir Kürt davet edilip de ne düşündüğü sorulmuyor. Konu çok çetrefilli. Umarım aklıselimle bu işin içinden çıkılır. Sağlıcakla

hazandagüzeldir 
 29.12.2010 17:10
Cevap :
aslında "ne olacak bu Kürtlerin hali" diye sorarken, aynı zamanda eş anlamlı olarak "ne olacak bu Türklerin hali" diye de sormuş oluyoruz...Kürtlerin siyasi temsilcisi vasfı ile hareket ettiklerini(!) ileri sürenlerin "önce ölümü gösterip sonra sıtmaya razı etmek" taktiklerini, ortamı manupüle etmek ve sorunun içinden iyice çıkılmaz hale getirmek için bir siyasi manevra olduğunu düşünüyorum. Aynı tavır karşı tarafta da mevcut. Evet kart-kurt noktasından Kürt sorununu konuşabilen bir noktaya geldiğimiz yadsınamaz ancak halen ortak ve akılcı bir çözüm yerine, her iki tarafında sadece kendi çözümlerini en uygun görmeleri çözümsüzlüğü derinleştiriyor. Konuşacağız ve konuşabiliyoruz ancak dediğiniz gibi konu çetrefilli ve siyasi varlık kaynağı olarak görüldüğü müddetçe çözümden gitgide uzaklaşılıyor gibi geliyor bana da...teşekkürler, sevgiler  31.12.2010 9:42
 

ve nihayetinde Türkiye vatandaşlığı kavramını da içine alan yepyeni bir anayasa ile modelin işlerliğe kavuşturulması...işte o zaman demokratik özerklikten bahsedilebilir...teşekkürler, sevgiler

ÇokEskidendi 
 25.12.2010 10:07
 

Sizin böyle bakmanıza sevindim... Parçalanmadan sonuna kadar demokratik hakların kullanılması ve ekonomik kalkınma içinde çözüyorsunuz olayı... Fakat insanlar hala karnından konuşuyor... Aslında artık anladım ki kim neyle suçlanıyorsa doğru çıkıyor. Demek ki herkes karşısındakini iyi tanıyor... Öyleyse eveleme geveleme bırakılmalı, açık net söylemini ortaya koymalı... Nasılsa suç olmaktan çıktı artık çok şey... Hiç olmazsa suçlanma yerine, savunma olur... Hiç olmazsa en azından sözlere güvenilir... Bu da bir şey... Şu an her kes herkesin ne istediğini çok iyi biliyor bence...

KUYUCAK 
 24.12.2010 13:06
Cevap :
Merhaba Sevgili Kuyucak, neden sevindin, farklı bakacağımı mı tahmin ediyordun:)..Demokrasi ve ekonomik kalkınma birbirleri ile fazlası ile etkileşim halindedir. Ama sadece bu boyutta bakmak da eksik ve yanlış olur. Elbette olayın siyasi boyutu var ancak ortaya konan model "sadece" siyasi, demokrasi ile hiç bir alakası yok daha doğrusu varmış gibi içine kısmen boca edilmiş madderle böyle bir görüntü verilmek istenmiş...aslında onlar açık ve net olarak ortaya koymuşlar "bize siyasi bir yeniden yapılanma gerkiyor" diyorlar, eveleyip gevelemiyorlar da ancak diğer tarafın algılamaların da farklılık var! Suç olacak bişi de yok, tüm bunları göz ardı edildi, konuşulmadı da ne oldu? 80 yıldır kocaman bir sıfır!...sevgiler  25.12.2010 10:18
 

Demekki ulsalcılık veya ulusal devlet modeli demode oldu veya Türkiye'ye uymuyor. Hangi kriterlere, neye ve kime göre ? Bu ülke vatandaşlarının takribi %90 ının çok merak ettiği ve kimsenin şu an'a kadar cevaplamadığı bir soru var. Problem ne ? Kürt kimliğnde yaşayan vatandaşlarımı ile Türk kimliği ile yaşayan vatandaşlar açısından nasıl bir ayrımcılık söz konusu ? Benim yapıp da kürt vatandaşımızın ( Kürtçe eğitim dışında ) yapamadığı şeyler nelerdir ? Eğitim öğretim alanında , huhuksal alanda, sağlık alanında, veya aklınıza gelebilecek hangi alanda bir kısıtlamaları var ? Amanya, Fransa veya başka herhangi bir ülkenin federatif sistemle yönetilmesi, aynı sistemin de bu ülkeye uyabileceği anlamına gelmez. O ülkelerde ayrılıkçı terör ve siyaset yok. Bu ülkede oluşturulacak bir federatif yapı ancak parçalanmayı getirir. Pek çok Kürt isyanlarının özllikle Şeyh Said isyanının amacı ne idi ? Türkiye hem sosyolojik hem de stratejik tehlikeler bakımdan son derece farklı bir ülkedir..

Baris Senyüz 
 24.12.2010 12:25
Cevap :
kesinlikle demode, dünyaya bir yüzünüzü çevirin, umarım anlayabilir, görebilirsiniz...nasıl bir ayrımcılık söz konusu diye sormuşsunuz, şaka yapmışsınız sanırım!...ben ne yanıt vereyim size ki? sadece şunu önerebilirm; biraz "insan odaklı" olun lütfen, bırakın ezberleri, geniş bakış açısı ile bakın, her detayı her yönden görmeye çalışın, size dayatılan bakış açılarını elinizde var sayabilirsiniz ancak öbür elinize de farklı bir bakış açısı alın bakalım...eğer ki analitik düşünme yeteneğine sahipseniz ki sorunuz henüz öyle olmadığınıza işaret ediyor, o zaman yorumunuzu daha farklı yapabilirdiniz...bu aynı görüşte olacağımız anlamına gelmesin ancak karşıt fikrinizi ezberlerle değil daha özümsenmiş bir şekilde yapmanızı sağlayacaktır... yanıtımın yorumunuz ya da sorunuzla ilgisi olmadığının farkındayım ancak böyle soruya da ancak bu yanıt verilirdi...teşekkürler  31.12.2010 9:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 485
Toplam yorum
: 2871
Toplam mesaj
: 123
Ort. okunma sayısı
: 2272
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

Çok eskidendi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster