Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Ocak '11

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1329
 

Deneme yazmak ya da Mustafa Gökçek'le "Yaşamın Penceresinden Denemeler"e bakmak...

Deneme yazmak ya da Mustafa Gökçek'le "Yaşamın Penceresinden Denemeler"e bakmak...
 

Üç Antepli yazar: Mustafa Gökçek, Oğuz Tümbaş, Ahmet Ümit


Deneme, sınamanın, tecrübenin karşılığı bir sözcük. Deneme yazısını ise sözlükler şöyle tanımlıyor: “son biçimini almamış, taslak durumundaki yapıt.” 

Deneme yazmak aslında bir deneyimi, ustalığı, anlatım görgüsünü gerektirir. Her yazıyı, metni deneme diye nitelemek doğru değil. Eskiden sanat, edebiyat, bilim konularını etkili anlatım biçimiyle kaleme alınan yazılara “kalem tecrübesi” denirmiş. Demek ki deneme bir kalem ustalığı, düşünce kıvraklığı, anlatım becerisi gerektirdiği için böyle bir adlandırmaya gerek görülmüş o zamanlar. 

Deneme denince akla gelen ilk isim Fransız yazar Montaigne'dir sanırım. Montaigne 16. Yüz Yılda bu türü belirleyen yazılar kaleme almış, bunları Denemeler adıyla yayımlamış. Bir bakıma bugün birçok ülkede ilgiyle okunan edebiyat türüne de öncülük etmiş. Deneme yazarlığı, zengin bir edebiyat, sanat ya da felsefe kültürünü gerektirir. Deneme yazarları genellikle bireysel düşüncelerini içtenlikle, söyleşi havasında açıklamaya çalışırlar. Ayrıca deneme yazarının geniş bir dünya görüşü, özgün bir anlatış özelliğine sahip olması kaleme aldığı yazılara farklı bir boyut katar. Deneme türü Türk Edebiyatında Tanzimat sonrası Servet-i Fünûn öneminde karşımıza çıkar. Cumhuriyet yıllarında kendini daha çok geliştirir, sevilen bir tür olarak okurun beğenisine sunulur. Bu anlamda Ahmet Haşim’in Bize Göre (1928), Gurebahane-i Laklakan (1928) adlı kitaplarını deneme yazılarının ilk örneği sayabiliriz. Ahmet Rasim, Mahmut Sadık Refik halit Karay, Falih Rıfkı Atay da 1900’lü yılların başlarından ortalarına dek denemenin özgün örneklerini sunmuşlardır Türk okuruna. 

Sonraki yıllarda deneme yazarı dendiğinde eleştirel kimliği, günceleri, kendine özgü biçemi ve duruşuyla Nurullah Ataç anımsanır. Orhan Burian, Sabahattin Eyüboğlu, Suut Kemal Yetkin, Melih Cevdet Anday, Salah Birsel, Vedat Günyol, Mehmet Kaplan, Cemil Meriç, Mehmet Salihoğlu, Adnan Binyazar, Mermi Uygur, Uğur Kökden… deneme yazılarının ustaları olarak anılır. Aslında deneme üzerine bir yazı kaleme almak için oturmadım bilgisayarımın başına. 

Bu konuda bilgiçlik taslayacak da değilim. Mustafa Gökçek’in “Yaşamın Penceresinden / Denemeler” (*) kitabının ikinci baskısı yakın günlerde elime ulaşınca, bu bilgileri de yineleme gereği duydum. Gökçek, Denemeler demiş; ama bana göre bu kitaptaki yazıları deneme olarak algılamamak gerek. Her düz yazının, metnin deneme diye nitelenmesi yanlış. Kitabın arka kapağında Gökçek deneme için şunları söylüyor:” Deneme türünde bir eser yazabilmek; salt, rasyonalist düşünceye yakın olmak, demek değildir. Usun en çok bağdaştığı noktalar ve izafiyeti, gerçek olgulardır.Deneme, her ferdin hoşnutlukla okuyabileceği, sıkılmadan bazı tümcelerini yadsıyabileceği ve sonucunda da eleştirip, gül bahçesinde dolaştırabileceği bir yazım türü olmalıdır...” Bu tümceleri siz nasıl anlar, nasıl algılar ve nasıl yorumlarsınız, bilemem. Anladığım şu ki Mustafa Gökçek yazmayı seviyor, kitaplar çıkarıyor, şiirler yazıyor;ama denemeler biraz da “deneyememeler” oluyor. Yazdıklarını yeterince denetlemeden yaşama geçirmiş, kitaplaştırmış gibi geldi bana. Bir dost uyarısı, Gökçek deneme üzerine çok okumalı, deneme yazmanın gereklerini yerine getirmeli, diline, anlatımına özen göstermeli. 

Başta da belirttiğim gibi her düzyazı deneme yazısı olmaz.Dinçer Sezgin “Deneyememeler / İmam Bayıldı N asıl yapılır?” (**) adlı yapıtında “Ben de deneyememeler yazdığımın ayrımındayım. Bu nedenle yazdıklarımı ‘deneyememe denemeleri’ olarak sunmakta yarar gördüm.” dediğine göre, deneme yazmanın, deneme yazarı olabilmenin güçlüğünü görmüş. Hatta Sezgin bir de ironi yapmış: “Deneme diyorlar, ama olmuyor; ‘denemeden’ duramıyorum.” Mustafa Gökçek de sınamak, denemek, içindekileri dökmek, paylaşmak için “denemiş” olmalı yazdıklarını! Okuma, kişilik, çirkinlik, insanlık, eğitim, duygu, ölüm, mutluluk, yalnızlık, yaşam… üzerine çok çeşitli konulara değinmiş. Gökçek tümce kuruluşlarında, anlatımda bazı sorunlar yaşıyor. Bunları aşmalı, diline, anlatım tekniğine, tümce oluşumuna, sözcük seçimine daha dikkat etmeli, diye düşünüyorum. Gökçek aynı tümceler içinde hem arı, duru Türkçe sözcükler kullanmış, hem de batı kaynaklı, doğu kökenli sözcükleri serpiştirmiş aralarına! Bu konuda da duyarlı ve özenli olmasını, titiz davranmasını beklerdim hemşerim Gökçek’ten. 

Hemşerim dedim, Gökçek Gaziantepli. 1953 yılında Gaziantep’te doğmuş. İlkokulun üçüncü sınıfına değin doğduğu kentte okuyan Gökçek, küçük yaşta ailesiyle İzmir’e yerleşmiş. Yüksek öğrenimini Ankara’da Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde tamamlamış. Öğrenimin ardından İzmir’e yeniden dönüş… Yazıyla, şiirle, öyküyle buluşma tarihi 1980. Şiir, öykü, roman türünde çok sayıda kitabı yayınlanmış.1995 yılında “Mustafa Gökçek Tiyatrosu”nu kurmuş. Bir çok oyun yazıp, yönetmiş. 

İşte bu yüzden bunca yıldır yazan, üreten, yazın çeşitliliği bulunan Mustafa Gökçek’ten daha usta işi yazılar, denemeler bekliyordum. İkinci baskısını yaptığı kitabında bunları yapmalıydı diyorum. 

Evet Bornova Gama Kitabevi’nde geçen yılın son günlerinde üç Antepli Ahmet Ümit, Mustafa Gökçek ve ben kısa süreliğine de olsa hanek etme (Gaziantep ağzında söz, laf, konuşma, anlatma) fırsatı bulduk. Bundan kıvançlıyım elbette. Ben imzaya katılmadım; ama onların imzalarından arta kalan zamanlarında söyleşmek, Antep özlemini gidermek de güzeldi doğrusu. Sonrasında birkaç fotoğrafa birlikte saptanma…İnsan doğduğu, özlediği memleketinden uzakta tanıdıklarıyla, dostlarıyla karşılaşınca nasıl mutlu oluyor, anlatamam. 

Ola ki Mustafa Gökçek Yaşamın Penceresinden / Denemeler’in üçüncü baskısını yaparsa, anlayışla karşılayacağını umduğum bu anımsatmalarımı, dokunmalarımı, dost eleştirilerimi dikkate alır, daha sağlıklı bir yapıt ortaya çıkarır. Ben kendi adıma Gökçek’ten nitelikli, ustalıklı, donanımlı yapıtlar bekliyorum. Gökçek’le iletişim kurmak, yapıtlarını edinmek isteyenler için e-posta adresini de vereyim: yazargokcek@ttmail.com 

(*) Yaşamın Penceresinden / Denemeler, Mustafa Gökçek, Etki Y. 112 s., Mart 2010 

(**) Deneyememeler-İmambayıldı Nasıl Yapılır, Dinçer Sezgin, Toplumsal Dönüşüm Y., 2003 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Doğan Hızlan, "iyi" bulmadığı kitapları eleştirmediğini söyler. Burada, okuyucuyu olumsuz yönde etkileyip yazarın okunurluğunu azaltmama kaygısı olduğu muhakkak... Bir çeşit edebiyatçıyı koruma içgüdüsü olsa gerek... Deneme ("sohbet" de mi deniyordu?) hakkında bilgi vermeniz güzel de, olumsuz örnek olarak bir kitabı göstermeniz, yazarı için pek "iyi" olmamış bence... Kendimi bir kitap tavsiyesi okumuş gibi hissetmediğime göre...

Tuğba Şardan 
 01.02.2011 0:07
Cevap :
Amacım okuyucuyu olumsuz yönde etkilemek değil elbette. Eleştirel bakış açısıyla bir kitaba yaklaşmak, sanırım yanlış olmasa gerek. Üstelik benim örnek verdiğim kitabın yazarı arkadaşım, hemşerim. Onu eksiltmek, küçültmek, aşağılamak gibi bir amacım da olamaz kuşkusuz. Denem bir sohbet gibi de algılanırsa, bu tür eleştirileri de yadsımamak gerekir. Mustafa Gökçek de bu konuda olgun ve eleştiriye açık bir yazar. Katılımınız, paylaşımınız, görüşleriniz için teşekkür ederim.  01.02.2011 16:20
 

Öncelikle tanıtımını yaptığınız ve tanıdığınız bir kişinin çalışmasına eleştirel yaklaşımınızı beyan etmiş olmanızı takdirle karşılıyorum. Çünkü eş dost hesabıyla körler sağırlar birbirini ağırlar muhabbeti çok yapılıyor. Yazı iyiyse iyi kötüyse kötü diyebilmek gerekir, tabi önce onu anlayabilme seviyesinde olmak şartıyla. Blogda yazdığınıza göre burayla bağlantılı söyleyecek olursam, deneme başlığı ile çok yazı yazılıyor burda, bunların benim kanaatime göre oldukça azı deneme türüne girer. Girenlerin ise başarılı olanları herhalde çok daha azdır, ama bunu normal karşılamak lazım. Edebi deneme türü, belli bir konuda, makale boyutuna varmayacak, ama bir sorunu, tespiti ve savı olacak kısa yazı şeklinde tanımlanabilir gibi geliyor. Bu tür bir denemeyi edebi kılan, ele aldığı sorunun edebiyatla ilgili olmasından çıkmaz, sorunu ele alışı ve ortaya koyuşu bir edebi tat verişinden çıkar. Bu da yazım ustalığıdır, görüşünü yazıyla ifade etmek değil.

Erdal Aydın 
 30.01.2011 23:49
Cevap :
Eleştirilmeyi sevmeyiz nedense. Övgülerin, alkışların doğruyu işaret ettiğini sanırız; çoğu kez yanılırız. Oysa insan bilen, deneyimli, olgun, bilgiçlik taslamayan kişilerin eleştirilerine açık olsa, daha kazançlı çıkacak. Ben de sevdiğim bir dostun kitabını tanıtırken, eleştirel yaklaşmaya çalıştım. Gönlüm Gökçek kardeşimin yazıları, şiirleri ile daha iyi bir yazar olmasını istediğimden elbette. Onun bu olgunluğu göstereceğine kuşkum yok. Deneme yazanın bu inceliklere, ayrıntılara dikkat etmesi gerekli diye düşünüyorum. Paylaşımınız, düşünceleriniz için teşekkür ederim. Saygıyla.  31.01.2011 22:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 178
Toplam yorum
: 278
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 1437
Kayıt tarihi
: 01.06.08
 
 

1946 yılında Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinde doğdum. İlkokulu aynı ilçede, ortaokulu Ceyhan’da, li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster