Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mayıs '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
6513
 

Deniz Baykal "Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'yi Var Eden İsim"

Deniz Baykal "Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'yi Var Eden İsim"
 

Deniz Baykal "Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'yi Var Eden İsim"


Recep Tayyip Erdoğan’ı Türkiye’nin başına saran kim?

Bu sorununun yanıtını bulmak için 1994 yılına gitmek ve o dönemde İstanbul’da yaşanan yerel seçimlere bakmak gerekiyor.

Hatırlanacağı üzere 1994 yılında iktidarın ortaklarından birisi Türk siyasal hayatının sol kanat temsilcisi olan ve Genel Başkanlık koltuğunda Murat Karayalçın’ın oturduğu Sosyal Demokrat Halkçı Partiydi (SHP). 12 Eylül 1980 darbesi ile kapatılmış olan CHP ise henüz daha 2 yıl önce Deniz Baykal ve arkadaşları tarafından açılıp, siyasal hayata sokulmuştu. Ve malumunuz olmak üzere, yeniden açılan CHP’nin genel başkanlığı SHP içerisinde Erdal İnönü’ye karşı sürekli yenilgi alan Deniz Baykal’a teslim edilmişti. İşte bu fotoğraf eşliğinde Türk siyasal hayatının sol kanat temsilcileri 1994 yerel seçimlerine gitti.

1994 yılı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayları SHP’den Zülfü Livaneli, DYP’den Bedrettin Dalan, ANAP’tan İlhan Kesici, RP’den Recep Tayyip Erdoğan ve CHP’den Ertuğrul Günay’dı.

Zülfü Livaneli’nin adaylığı ile birlikte İSKİ skandalında ve yerel yönetimlerde kan kaybetmiş olan SHP, İstanbul’da çok kısa bir sürede yeniden iddialı bir konuma geldi. % 3’ler düzeyine gerilemiş olan oy oranı ile yarışa giren SHP, Züfü Livaneli’nin ortaya koymuş olduğu kişisel performans sayesinde oy oranını % 28’ler düzeyine çıkartmış ve yılgın ve bitkin olan SHP İl Örgütüne canlılık getirmişti. Anketler muhtemelen seçimin ANAP adayı İlhan Kesici ile SHP adayı Zülfü Livaneli arasında geçeceğini gösteriyordu. Siyaset kulislerinde, CHP’ninde Zülfü Livaneli’ye destek vermesi gerektiği yönünde görüşler hakim olsada, Deniz Baykal bu duruma muhalefet ederek, ısrarla seçime Ertuğrul Günay’ı sürdü. Ve sonuç tam anlamı ile bir sürpriz oldu. Recep Tayyip Erdoğan seçimden zaferle çıktı ve siyaset esnafları adeta bir şok yaşadı. Sonraki süreçte yaşanan tüm gelişmeler Recep Tayyip Erdoğan’ın şansınında yardımıyla sürekli lehinde bir seyir izledi.

1995 yılı geldiğinde SHP ile CHP türlü ayak oyunları sonrasında güç bela birleştiler ve örgütçü yanı ve güçlü hizip yapısı ile Deniz Baykal, Murat Karayalçın’ı Genel Başkanlığın dışına iterek CHP’nin genel Başkanı oldu. Deniz Baykal’ın birleşme sonrasında Genel Başkanlığa tekrar oturması ile birlikte var olan koalisyon hükümetine nokta kondu ve bir erken seçim yapıldı. Bu seçimde CHP, Antalya adaylarından Bekir Kumbul sayesinde zar zor bir şekilde % 10 barajını aşarak parlementoya girdi. 1999 yılında aynı anda yaşanan hem yerel ve hemde genel seçimlerde CHP, tam bir hezimet yaşadı ve tarihinde ilk kez parlemento dışı kalarak seçmenlerinin soğuk duş yaşamasına neden oldu. Deniz Baykal baskılar karşısında istifa etti ama öyle bir örgüt yapısı çıkardıki Deniz Baykal, parti içerisinde var olan herkes, her hücresine kadar Deniz Baykal’a sıkı sıkıya bağlıydı. O dönemde Antalya’da Deniz Baykal’ın alehinde konuşanlara şiddet dahi uyguluyorlardı CHP’nin köşe başını tutan güç odakları. Deniz Baykal’ın istifası sonrasında yapılan ilk kurultayda emanetçi bir isim olan Altan Öymen’i partinin başına getirdi ve aradan bir yıl geçtikten sonra tekrar Deniz Baykal sahneye indi ve CHP’nin koltuğuna oturup, 2002 seçimlerine gitti. Bu arada Recep Tayyip Erdoğan’ında yıldızı iyiden iyiye parlıyordu. 2001 krizinin ardından parlemento dışı kalmış olan CHP ile yıldızı parlamış olan AKP arasında bir seçim yaşandı ve 2002 yılı genel seçimleri Türk Siyasal hayatını yeninden tanzim ederek parlementoya iki partiyi soktu. Artık bir tarafta % 34 oy oranı ile parlemento gücünü eline almış bir AKP vardı ve diğer tarafta % 18 oy oranı ile CHP parlementoda kaldığı yerden devam edecekti. Fakat AKP’nin başında seçime giren Recep Tayyip Erdoğan siyasi yasaklıydı ve vekil olamamıştı. Deniz Baykal ile anlaşan AKP, türlü hukuk cambazlıkları sonrasında Siirt’te yapılan bir ara seçime girdi ve milletvekili olarak parlementodaki yerini aldı. Recep Tayyip Erdoğan’a, Deniz Baykal’ın 1994 yılındaki İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı sonrasındaki ikinci kıyağı oluyordu.

2004 yılında yapılan yerel seçimlerde AKP yine ezici bir şekilde CHP’yi yeniyordu ve bu hali ile birlikte 2007 yılı seçimlerine gidildi. 2007 yılı seçimleri öncesi ortaya çıkan kaotik görüntü ve ulusalcı cephenin memleket elden gidiyor faveranlığı sonrasında ortaya çıkan cumhuriyet mitinglerinin moral motivasyonu ile seçimlere giden CHP, bu seçimide kaybetti.

Seçmen hem askere bir şamar vuruyordu bu seçim sonucu ile hem de CHP’den yana en iyi koşullarda dahi olsa Deniz Baykal’lı bir CHP’yi iktidar yapmayacağını alenen ilan ediyordu.

2007 seçimlerinin ardından % 47 oy alan AKP kendisini daha rahat hissederek, ülkede var olan vesayetçi yapının üzerine sıkı bir şekilde gitmeye başladı. Bürokratik oligarşi sultasının duvarlarında hayli önemli sayılabilecek türden delikler açtı. Bu gün gelinen noktada dışarıya kapalı olan TSK’nın da bu topraklarda sorgulanabileceği gerçeği halkın kafasına yerleştirildi. Yine AKP döneminde en dikkat çekici gelişmelerden biriside, ülkenin yakın tarihinde yaşanan kanlı provakasyon eylemlerine yönelik kimi kurumların, bu eylemlerdeki izleri alenen tartışılmaya başlandı. İşte tamda bu noktada CHP ve Deniz Baykal, bürokratik oligarşinin aldığı yaraları iyileştiremedi ve AKP saflarında yıpratıcı nitelikte gedikler açamadı. Bu gidişlede açamayacağı artık malum hale geldi. .

2002 seçimleri sonrasında Deniz Baykal’ın, Zülfü Livaneli’ye söylemiş olduğu bir söz vardı. “AKP ve Recep Tayyip Erdoğan iki ay içerisinde siyaseten silinip giderler”.

Zülfü Livaneli ise bunun bir kehanet olduğunu ve kesinlikle AKP’nin siyasette kalıcı olacağını ileri sürüyor. Bu öngörüsünü ise AKP’nin ardında bulunan sınırsız ekonomik güç ile destekliyordu. Nitekim siyasal öngörüleri hayli zayıf olan Deniz Baykal’ın kehaneti tutmuyor ve AKP ile Recep Tayyip Erdoğan siyasetin sığ sularında güçlenerek yoluna devam ediyor.

AKP ve Recep Tayyip Erdoğan güçlenirken, Deniz Baykal ne yaptı?

Hiçbir şey yapmadı Deniz Baykal. Ne partisini yenileyebildi, nede ciddiye alınabilecek bir siyasal dil tutturabildi. Sadece anlık ve günlük, sığ bir siyaset yapmaya çalıştı. Sırtını ordu ve yargıya dayadı. İşine gelmeyen yasaları Anayasa Mahkemesine taşıdı ve koca bir sekiz sene başkada hiçbir faaliyeti olmadı. CHP, ne solcu olabilidi, nede doğru düzgün bir sağ parti olabildi. Devlet kurumlarının egemenliğinde tam anlamı ile bir devlet partisi oldu ve resmi ideolojinin has temsilcisi konumuna geldi. Vatandaşla bağları hemen hemen sıfırlandı. Ülkede ekonomik gelir seviyesi nispeten daha iyi olan ve kıyı coğrafyaya demirlemiş vatandaşlardan oy topladı. İç Anadolu, Karadeniz, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’da esamesi dahi okunmadı.

CHP’nin ülke sathında manzarası böyleyken halen Deniz Baykal’ın arkasından gidenlere ne demeli? Deniz Baykal’ın özel yaşamındaki kişiliği ve kimliği hakkında laf etmek haddimize değildir ama siyasal kimliği ile elde etmiş olduğu başarı ortadadır. Bu hali ile halen Deniz Baykal’ı CHP’nin başına getirmek isteyenlere insan hayret ediyor. Buradanda anlaşılacağı üzere CHP sadece Deniz Baykal’dan kurtulmamalı. Varlıkları Deniz Baykal’a bağlı olan ihtiyar heyetindende tez elden kurtulmalı. Aksi halde bu CHP, iflah olmaz.

OKAN TINMAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Baykal bey sadece ve sadece yanlış muhalefetı nedenıyle Akp yı buyutmustur. Bu yanlış muhalefet terımıde yanlış olabılır... Belkı Denız Baykalında bır gizli ajendası vardı! AKP nın gelmesınde bence Kemal Dervıs ve Devlet Bahcelı daha cok sorumludur. Şu komplo olayı belkı Baykalın kendı oyunudur..YUzde yuz tekrar secılmek ıcın yapılmıs olabılır! Kendı de bılıyor tekrar lıderlık ıstıyemıyecek ama ona KOMPLO var ve onu tekrar secmek FARZ!!!

Süleyman Akyürek 
 13.05.2010 15:19
Cevap :
Süleyman Bey aslında benzer düşünceler benimde zihnimi kurcalamadı dersem yalan olur. Sanki bu işi tezgâhlayanın Deniz Baykal olduğu yönünde bir izlenim var gibi. Ama hesaplar ters tepti.  21.05.2010 8:39
 

CHP'yi sol-sosyal demokrat çizgiden koparan, değişime direnen statükocu bir parti haline getiren Baykal ve ekibi sadece CHP'ye değil Türkiye'ye de büyük zararlar verdiler. Solu olmayan bir demokrasimiz var, ülke AKP'ye kaldı, muhalefet yok. CHP iflah olur mu? Maalesef çok şüpheliyim

ali akpinar 
 13.05.2010 14:47
Cevap :
Ali Bey maalesef savaş sürer parti içerisinde. Bu partinin düzgün bir hal alması için ihtiyar heyetinin tasfiyesi şart. Sadce Baykal ile olacak iş değil.  18.05.2010 9:18
 

Baykal asla iyi bir taktisyen olamadı, CHP içinde kötünün iyisi olarak varlığını sürdürdü..iyi bir taktisyen olamadığı gibi hizipçilikle, hırsla, parti içi tek adamcılık oyunları ile CHP yi bulunması gereken sosyal demokrasi platformundan çok uzak noktalara taşıdı. Olur olmaz zamanda ve seçimler öncesinde öne sürdüğü karıştırma politikaları tamemen Tayyip Erdoğan'a yaramıştır...Baykal taktisyenliğindeki CHP li belediyeler de beceriksizlikleri sayesinde AKP yi güçlendirdiler, AKP iktidarının kökeni belediyeciliğe dayanır...Tayyip Erdoğan'ın siyasi öngörüsü Baykal'dan çok çok güçlü...Şimdi Baykal hazırladığı çamura kendi ayağını kaptırmak üzere!!!...sevgiyle

BrnUzr 
 13.05.2010 13:47
Cevap :
Aynen dediğiniz gibi Beran Hanım. Baykal taktik beceriden yoksun bir siyasetçi. Şu anda bile izlediği politikanın sonuçlarının neler olabileceğini kestiremiyoruz. İstifasını kamuoyuna açıklarken bile ucu açık birçok nokta bıraktı. Bu sebeple kimse adaylık için konuşmak istemiyor. Giderayak daha çok çamlar devirecek Baykal. Çünkü hırsına yenik düşen zayıf birisi Baykal.  13.05.2010 14:41
 

Bazı tespitlerinize katılmakla birlikte yazının temel fikrine pek katılamayacağım. AKP'nin başarısını, CHP'nin başarısızlığını bazı taktiksel hatalara bağlamak doğru olmaz. Her şeyden önce AKP çizgisinin bu toplumda ta 1900'lü yılların başından itibaren süregelen bir geçmişi olduğunu unutmamak lazım. CHP de aynı şekilde İttihat ve Terakki'nin devamıdır. Bugünün şartlarında İttihat ve Terakki'nin halk nezdinde onay görme oranı neyse CHP'nin de odur ve durum zaten seçimlerde de ortaya çıkmaktadır. Bugün bu iki partinin isimleri ve kadroları tamamen farklı olsa bile yine bu iki anaakımı temsil eden partiler olacaktı ve şu anda yaşadığımıza benzer şekilde siyaset yapacaklardı. O nedenle bugün olan bitenlere daha geniş bir çerçeveden bakmakta fayda var. Yani 1994 seçimlerinde İSKİ skandalı, "sol" oyların bölünmesi falan gibi durumlar yaşanmasa bile şu anda içinde bulunduğumuz tablo çok fazla değişmeyecekti.

Murakami 
 13.05.2010 11:54
Cevap :
Celal Hocam eleştirinde haklısın. Şüphesiz iki ana akım olarak bu iki kutup varolacak ve muhtemelen İttihatçi geleneği sürdüren CHP yine bu günkü mevcut gücünde olacaktı. Ama burada bir başka terslik söz konusu. Recep Tayyip Erdoğan ve AKP Sağı temsil ederken bir Demirel ve AP tadında veya bir Özal-Anap tadında sağı temsil etmiyor. Devleti hedef alıyor ve siyaseti dizayn eden arka plana vuruyor AKP. Zaten toplumda kabul görmesinde bu çizgisinin önemli etkisi olduğunu düşünüyorum. CHP'nin değişmesini istemem sadece bir temenni düzeyinde. Çokda inanarak bir beklenti içerisine girmiş değilim. Ama şayet değişirsede fena olmaz hani.  13.05.2010 12:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1632
Toplam yorum
: 2984
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 937
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster