Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '08

 
Kategori
Doğa Sporları
Okunma Sayısı
613
 

Deniz mi dağ mı

Deniz mi dağ mı
 

Alaca'nın zirvesindeyiz. Arkamızda ise Kaldı Dağı.


Antalya için, mevsimin en güzel günleri..

Sıcaklık henüz kavurmuyor.. Piknik için de, deniz için de ‘dört dörtlük’ hava var.. 19 mayıs tatili de pazartesi’ye denk gelince, insana üç günlük, mayoyu kapıp denizin kenarına atma fırsatı doğuyor.

Ama, ‘akıllı insana’ tabi ki !

Cuma akşamı saat 23.00’te, Hasan, Tuğba ve Serap ile birlikte düştük denize. Pardon, yollara. Arcımız önce Doğu’ya, sonra da Kuzey’e doğru yol aldı. Biliyorum Anadolu’nun göbeğinde deniz yok ama muhteşem Aladağlar var.

Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte vardık Niğde’ye. Kahvaltı için canımız süt çekti. Aman, sizinki de çekmesin..Çünkü Niğde’deki pastanelerde süt bulunmuyor. Ama, içmek için çayı bile olmayan, oturma salonlu pastahanesi var!

Alış verişten sonra Çamardı’nın Çukurbağ Köyü’ne ulaşıyoruz. Meğer buraya gelen ‘akıllılar’ sadece biz değilmişiz. İstanbul, İzmir, Ankara, Gaziantep, Afyon ve belki daha başka şehirlerden de gelenler var.

Dört kişilik Antalya ekibimiz burada bölünüyor. Ben, Suna, Hayri, Mahmut ve Cem ile diğerleri de Deniz ile buluştuktan sonra, pazartesi günü akşama doğru Antalya’ya dönmek için yeniden buluşmak üzere ayrılıyoruz.

Tozlu yollardan ilerleyen jeepimiz Emli Vadisi’nden girip Sarı Mehmetler’i geçtikten sonra, ormanın başlangıcında bizi bırakıyor. Plaj çantalarımızı, ay tekrar pardon, sırt çantalarımızı yüklenip 45 dakikalık bir yürüyüşten sonra, Koca Dölek yaylasına çadırlarımızı kurduk.

Çadırımızı da tam zamanında kurmuşuz ama. Dolu ile karışık öyle bir yağmur yağmaya başladı ki, kafamızı bile çıkaramadık dışarı.

Gece hiç uyumadığım için, yol yorgunluğu iyice çökmüştü üstüme. Saat 01.00 de kalkıp, kahvaltı yaptıktan sonra (gecenin ortasında ne kahvaltısıysa), 02.00 de yürüyüşe başlamaya karar verip, girdik çadırlarımıza.

15 DAKİKA İÇİN 15 SAAT

Gecenin bir yarısı, 5 karaltı olarak başladık yürüyüşe.. Akşampınarı’nı geçip biraz daha yükseldikten sonra, ayaklarımız toprağa basmıyordu artık!. İlerlemeye biraz daha devam ettikten sonra, beklemediğimizden daha fazla karla karşılaştık. Gerçi, gece soğuk olduğu için, sertti ve yürümekte bizi zorlamıyordu ama güneş çıkıp da kar yumuşayınca, işimizin zor olacağı belliydi. Gün aydınlanınca karın fazlalığı göz korkutuyordu ama yola da devam ediyorduk.

Avcıbeli Geçidi’ni aştığımızda, yorgunluğumuz iyice artmıştı. Çünkü, kar iyice yumuşamıştı ve zaman zaman belimize kadar batarak yürüyorduk. Bu durum hızımızı da etkilediği için, yol almakta zorlanıyorduk.

Öyle ki, kardan kaçmak için zaman zaman (tehlikeli de olsa) kayaların üzerinden gitmeye çalıştık.

(Meraklısına not: Yürüyüşümüzün zorluğunu anlamanız için birkaç rakam vereyim. Etkinliğin ilk bir saatinde 296 metre, ikinci saatinde 263 metre yükseldik. Saat 05.00 ile 06.00 arasında ise 82 metre, 09.00 ile 10.00 arasında 88 metre yükselmişiz. İnişler normalde çıkıştan daha hızlı olur. Ama Avcıbeli Geçidi’ndeki risk yüzünden saat 14.00 ile 15.00 arasında ancak 11 metre alçalabilmişiz!)

Ve, piknikçiler mangallarını yakma telaşına düşmüşken, biz de saat 11.00 de, Alaca’nın zirvesine oturmayı başardık. Pırıl pırıl bir güneş, muhteşem bir manzara vardı. Tabi her zamanki gibi, zirvelerin rüzgarı da eksik değildi!

Bu nedenle, 15 dakikalık bir fotoğraf çekimi ve çevreyi seyretme molasından sonra, hem dinlenip bir şeyler atıştırmak hem de rüzgardan kurtulmak için alçalmaya başladık.

Zirveye çıkmasına çıkmıştık ama aklımız inişte kalmıştı. Çünkü, kar iyice yumuşamıştı ve Avcıbeli Geçidi’ni aşmak kolay olmayacaktı. Düşündüğümüz gibi de oldu. Kendimize iniş rotası bulamıyorduk. Sonunda, riskli olmasına rağmen kazma ve krampon ile emniyet alarak, yaklaşık 70 derecelik bir eğimden inmeyi başardık.

Artık tehlikeli bölgeleri bitirmiştik ama biz de bitmiştik. Saat 02.00 de çıktığımız çadırlarımızın yanına geldiğimizde, akşamın17.00 si olmuştu.

Hani insan düşünmüyor değil. Alaca’nın zirvesinde 15 dakika kalmak için tam 15 saat süren bir etkinlik ne anlama geliyor?

Nedir bunun sırrı?

Onca risk ve yorgunluk.. Hepsi, 15 dakikalık zirve keyfi için mi?

Gerçekten de bu insanoğlunu anlamak zor! İyi ki psikolog, sosyolog ya da ne bileyim herhangi bir ‘log’ olmamışım. Kafayı yerdim valla!

Üç günlük tatil fırsatını değerlendirmek için yaptığımız programda, Alaca’dan sonra pazartesi günü de Eğri Tepe ve Cingıllı Beşik zirvelerini yapmak da vardı Ancak, hem bir gün önceki etkinliğin çok uzun ve yorucu geçmesi, hem de ayakkabılarımızın vıcık vıcık ıslanması yüzünden, etkinliğimize balık çiftliğinde devam etmeye karar verdik!

Hele yanında, buz gibi biraları da söyleyince……

Çiftlik etkinliğimiz de sona erince, sıra İstanbul ekibiyle vedalaşmaya, Antalya ekibiyle yeniden buluşmaya geldi.

Saat 18.00 de, aracımız tekrar yola düştü. Bu kez istikametimiz Aksaray, Konya, Seydişehir üzerinden Antalya idi.

İşin garibi, onca yorgunluğumuza rağmen, dönüşümüz daha keyifli geçti ve Cuma gecesi saat 11.00 de başlayan maceramız, Salı günü sabaha karşı 03.00 de THE END buldu !

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 36
Toplam yorum
: 46
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1140
Kayıt tarihi
: 10.06.06
 
 

1962 yılının mayıs ayında Rize'nin Fındıklı ilçesi Gürsu Köyünde doğmuşum. Gazi Üniversitesi BYYO..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster