Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
750
 

Denizde Bir Kuvayı Milliye / Dursun Kaptan

Denizde Bir Kuvayı Milliye / Dursun Kaptan
 

Bugün Dünya Öykü Günü.. Edebiyatın nazlı çocuğu öykü için anlamlı bir gün.. Böyle bir günü boş geçmek olmaz. En azından bir öykümü paylaşıp onu kutlamak istiyorum. Hep öyküyle kalın..
            ...................... 

Binbaşı Celal Bey bugün son derece telaşlıydı. Ruslardan binbir zorlukla sağladığı silahları limana yığmış başında bekliyordu. Adamlarını yeni silah bulmaya yolladığından tek başına kalmıştı. Civarda bulunan Ermeni ve Rumların bir sabotajından çekindiğinden, bir eli paltosunun cebinde, revolverinin tetiğindeydi.

            Gözleri bir radar gibi rıhtımı tarıyor, yanaşan bir taka gördü mü bir koşu yanına varıp silah taşıma işi için pazarlığa girişiyordu. Parasını verse bile Rumlarla Ermeniler asla bu işe yanaşmazdı ama Türk kaptanlara ne demeliydi? Kimisi bu işi tehlikeli buluyor, kimisi de teklif ettiği parayı beğenmiyordu. Hele bir tanesine "vatan için" diyecek olmuş, adam dudak bükerek  "Senin vatan dediğin şey benim şu takamdır" demişti. "İngilizler batırırsa ne vatan kalır, ne de başka bir şey" Binbaşı Celal Bey adamların teklif ettiği parayı az bulduğunu adı gibi biliyordu. Silah almaya ayırdığı altınları onlara verse işe balıklama atlayacaklarından emindi.

            Güneş Karadeniz ufuklarını kızıla boyayarak batmaya hazırlanırken bir an önce Anadolu’ya götürülmesi gereken silahlar hala Batum rıhtımında yatıyordu. Halbuki nasıl da dört gözle bekliyorlardı onları. Tek tüfekle savaşan iki yiğitten biri nasıl da hasretti onlara. Binbaşı Celal Bey bunları düşünüyor ve düşündükçe de yumruklarını sıkıyor, dudaklarını ısırıyordu.

            Akşamın alaca karanlığında rıhtıma yeni bir tekne daha yanaşmıştı. Binbaşı yine aynı şeylerle karşılaşacağını bile bile, son bir ümitle takaya doğru yürüdü. Rıhtıma aborda olmuş takanın önünde birkaç kişi vardı. Selam verip kendini tanıttı:
            - Ben Binbaşı Celal, dedi tok bir sesle.
            - Trabzon’a sefer edebilecek bir taka arıyorum.
            - Ben de habu takanun reisiyim, dedi önündeki beyaz saçlı adam.
            - Dursun kaptan derler bana. Şimdi seferden geldik ama fark etmez. Ne getureceğiz Trabzon’a ?

            Binbaşı bir an tereddüt etti. Acaba silah demese miydi? Galiba Dursun Kaptan da diğerleri gibi İngilizlerden korktuğunu söyleyecek, ya da çok para isteyecekti. Ancak adamın nasılsa silahları göreceğini düşünüp:
            - Yükünüz silah olacak kaptan. Kuvayı Milliye’ye götüreceksiniz.

            Dursun Kaptan hiç tereddüt etmedi:
            - Tamam binbaşum, dedi.
            - Ne zaman yukleyiruz?

            Binbaşı Celal Bey bir an sevincinden uçacağını hissetti. Ancak adamın hala navlun bedelinden bahsetmediğini düşününce sevinci yarım kalmış gibi oldu.
            - Yalnız, fazla param yok kaptan, dedi.
            - Ücreti şimdi konuşalım da sonra bir anlaşmazlık çıkmasın.

            Sırtını tekneye dayamış, ayakta uyuyormuş gibi duran Dursun Kaptan birden diklendi. Binbaşının yüzüne bakarak gözleri çakmak çakmak:
            - Para önemli değil. Ne verursan ver, dedi.
            - Vatan üzerine pazarluk yapılmaz. Sen silahları göster bize, gerisine karışma.

            Binbaşı dokunsanız ağlayacak gibiydi. Heyecandan titreyen kollarıyla Dursun Kaptan’ı kucakladı. Silah bulmak için katlandığı bunca sıkıntı bir anda silinmiş, bütün çektiklerine değmişti.

            Derken uşakların silahlara üşüşmesiyle birkaç dakika sonra bütün hamule takaya yüklenmiş, tekne sefere hazır bir hale gelmişti. Tayfalar yukarı çıkarken Binbaşı Celal Bey:
            - Sizinle gelmeyi çok isterdim kaptan, dedi.
            -Ancak daha bulmam gereken çok silah var. Trabzon limanında sizi karşılayacaklar. Haydi Allah yolunuzu açık etsin.

            Dursun Kaptan itinayla sardığı sigarasından derin bir nefes çekerek:
            - Merak etme Binbaşım, diye konuştu.
            - Emanetun yerine varacak. Evvel Allah alduğumuz gibi teslim ederuz.

            Kaptanın ‘’ Bismillah vira! ‘’ emriyle taka rıhtımdan avara ederken Binbaşı Celal Bey yaşlı gözlerle el sallıyordu. Çanakkale’de aylarca göğüs göğse çarpışıp da gözünden bir damla yaş düşmeyen koca asker şimdi için için ağlıyordu. Tek bir cümle içindi bu gözyaşları: "Vatan üzerine pazarlık yapılmaz"
 ……………………….   …………………………..

             Batum’dan ayrılalı birkaç saat olmuştu. Uygun rüzgarla yelkenler şişmiş, Rize’ye doğru yol verilmişti. Tekne pupa yelken giderken Dursun Kaptan küpeşteye yaslanmış, keyifle sigara tüttürüyordu. Tayfaları çok severdi onu. Sevgiyle karışık bir saygı duyarlardı. Heybetli adamdı Dursun Reis… "Görsen bizim kaptanı, sanırsun bir aslandı" derlerdi.

            Fırtınalı olmasa Karadeniz’de gece yolculuğu bir başka güzel olurdu. Hele ay batı ufkundan yükseldiğinde, denizde altın tozu serilmiş bir yol çizer, güverteden seyrine doyum olmazdı. Ancak Dursun Kaptan’ın gözü bunlarda değil, aniden ortaya çıkabilecek İngiliz savaş gemisindeydi. Geceleri ışıklarını söndürerek dolaşan bir İngiliz Gambotu bu suları haraca kesmişti. Kendini deniz kutru sanan nice kaptanı kıskıvrak yakalamışlardı. Bu yüzden gözlerini dört açmalı ve düşmana pabuç bırakmamalıydı.

            Gece yarısına doğru kaptan köşkünün üzerinde vardiya nöbeti tutan gözcü uzaktan bir ışık gördüğünü rapor etti. Aşağıda Hafif kestiren Dursun Kaptan bunu haber alınca güverteye fırlamıştı. Hemen emir verdi, takanın burnunu kıyıya aldılar. Ardından da yelkenler toplandı ve ilk hızla kıyıya yanaşan tekne küçük bir koyun kuytuluğunda yatıp beklemeye başladı. Pür dikkat karanlık ufku tarassut eden kısık gözler ince bir ışık görmüştü. Giderek kıyıya yanaşıyor ve gittikçe büyüyordu. Acaba İngiliz gavuru takayı farketmiş miydi? Nefeslerini tutarak beklemeye başladılar. Gambot iyice kıyıya yanaşmıştı. Hatta kazanlarının sesini bile duyar gibiydiler. Ancak ne olduysa oldu, okudukları bunca duanın berekatıyla kıyıya daha fazla sokulmadı. Rotasını değiştirerek, Hopa yönünde uzaklaşıp, gözden kayboldu.

            Derken Dursun Kaptan yine emir verdi, yelkenler fora edildi. "Bismillah vira!" komutuyla Rize’ye doğru yol verildi. Sabaha kadar olaysız seyredildi. Ancak tan yeri ağarırken vardiyadaki uyanık gözcü yine göreceğini görmüş:
            - Dursun Kaptan, bir duman!
            diye bağırmıştı. Kaptan derhal aynayı ( dürbün ) kapmış ve aynı anda da dudaklarından güzel bir söz dökülmüştü:
            - Gülcemal..Gülcemal bu.

            Bu arada Makriyali kıyıları da aşılmış, Kemer çoktan bordalanmıştı. Dursun Kaptan uykusuzluktan bitap düşen mürettebatını canlandırmak için güverteye fırlayıp:
            - Ali nerdesin? Koş kemençeyi al gel,
            diye bağırdı.
            - Kemeri bordaladuk. Daha durur misun?

            Kaptan ister de Kemençeci Ali durur mu? Uykusunu falan çoktan unutmuş, yaman bir horon havası çalmaya başlamıştı. Derken koca taka güverteye çarpan ayak sesleriyle sarsılmaya başlamış, kemençe nağmelerine eşlik eden haykırışlarla inlemeye başlamıştı. Bizim uşaklar gene kendinden geçmişti.

            Sonunda oynamaktan bitap düşüp, sönükleşen yıldızların altında güverteye serildiklerinde Piryoz fenerini gördüler. Artık Rize’ye ulaşmış sayılırlardı. Ancak kendilerini bekleyen sevdiklerine koşmak yerine "Selam olsun Rize’ye…" deyip yollarına devam edeceklerdi.

            Of, Sürmene, Araklı derken akşama doğru Trabzon’a vardılar. Direğine kocaman bir ay-yıldız toka edilen taka süzüle süzüle rıhtıma yanaşırken, onları dört gözle bekleyenler sevinçle el sallıyorlardı. İyice kıyıya yanaşınca rıhtımdaki subaylar ellerini kalpaklarına götürüp selama durdular. Dursun Kaptan da tereddüt etmedi. Asker olmadığı halde elini başına götürdü ve yaman bir selam çaktı.
 ………………………..    ………………..

             Bu sefer Dursun Kaptan’ın ilk seferiydi ama son seferini yaptığında küpeşteye  kazıdığı çentik tam elli beşe ulaşmıştı. Bu sırada Doğu Karadeniz’de bir türkü dilden dile dolaşmaya başlamıştı:

Dursun Kaptan Batum’dan avara etti kalktı
Şişirdi yelkenleri, cigarasini yakti
Pupa yelken giderken güverteye yaslandı
Görsen Dursun Kaptani, sanirsun bir aslandi

Vardiyadan bağirdi, Dursun Kaptan bir duman
Kaptan aldi aynayi, dedi ki Gülcemal
Gidelim yali yali, aşalum Makriyali
Kemeri bordaladuk, vur kemençeyi Ali

Piryoz çakayi  Piryoz, selam olsun Rize’ye
Elli beş sefer yaptim Kuvayi Milliyeye
Of, Sürmene, Arakli, Yaklaştuk Trabzon’a
Kurtuluş Savaşı’nda çaliştuk kana kana


 

Nil ALAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 299
Toplam yorum
: 156
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 429
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster