Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '11

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1175
 

Denizkızı

Denizkızı
 

Yaşamda denizkızları hep var olmalı. Her kadının içinde, her erkeğin hayalinde….


İnsanlar tüm güzellikleri, denize yakıştırırlar.
Bu yüzdendir "denizle", "kızı" bir arada anmaları.
Balık gibi yüzen, sakinliklerde dinlenen,
ara sıra kıyıya yanaşıp insanın aklını başından alan bir güzelliktir düşledikleri...

"Denizkızı" dediler, yarı balık yarı insan olarak hayal ettikleri bu güzelliğin adına.
Asla yer vermezdiler "dağkızı" ya da "ormankızı" gibi yakıştırmalara hayal dünyalarında.

Gizemli halidir bu insanın, denizle ilgili sergilediği.
Belki balığın kıvrak yüzüşünden, belki suyun içinde zarafetle dans edişinden..
Nedeni ne olursa olsun "deniz", "dişilik" ve "güzellik", hep yan yana yer alır insan hayalinde...
Belki bu yüzdendir su balesi sporunun kadınlar takımıyla yapılması.
Erkek balete tahammül ederler de sahnede, sıra su balesine geldiğinde
erkekleri asla sokmazlar bu feminen zarafetin içine....

Hep yalnız olduğu hayal edilir denizkızının.
Değil yanına bir başkasının sokulması, ailesi olabileceğini dahi inkâr eder insan hayali.
Yalnızdır denizkızı, güzeldir, gizemlidir, esrarlıdır, hülyalıdır ve biraz da hüzünlü.
Gizemli yalnızlığı, bir mahzunluk taşır o feminen zarafetin içinde..
Bakışları derinlikler gibiyken, saçları beline kadar iner çıplak üstünü örterek.
Çocuksu görünümüyle, balık kalçasının kadınsılığı çelişki gibi gözükürken
belki de çekiciliğinin sırrı bundan olsa gerek.

Kimisi onu, masumluğuyla hayal ederken, kimisi feminenliğine yoğunlaşır.
Gerçekte ise o deniz gibidir, her şeyi barındırır içinde.
Ay ışığında çarşafa uzanmış gibidir, tüm sakinliğinin teslimiyetiyle.
Küçük çırpınışlardan yansıyan yakamozlar, konfeti olmuştur üzerine serpilen.
Ilıklığı içe işlerken, serinliği sarar bedeni, suyun tüm vücudu sarması gibi.
Kıyıyı yavaş yavaş yalaması ise, sakin öpüşleri gibidir denizin.
Rüzgârlar onu delirtmedikçe, hep uysaldır denizkızının yuvası...

Onun güzelliğine yazılır tüm şiirler, şarkılar.
Aşıklar, bu halini hayal ederek söylerler sevgilinin kulağına fısıldadıklarını..
Ama bu zarafeti kıskanan rüzgârın tacizi gecikmez elbet.
Tüm kıskançlığıyla, tüm öfkesiyle yüklenir denizin üzerine.
Bu baskıya dayanamayan deniz de sonunda çıldırır elbet.
Köpürür, kabarır, saldırır, tırmalar…
Kim durabilir ki bu öfkenin karşısında.
Sahile huzur taşıyan küçük çırpınışları, öldürücü darbelere dönüşür ve öfkeyle dövmeye başlar
bir zamanlar öptüğü yeri...

Bu haline denizin, ne şiir yazan bulunur ne de onda denizkızı hayal eden.
Yine sakin günleri, esrarlı geceleri, ılık rüzgârları, ay ışığında yakamozları,
Yine sahili ılık ılık yalayışları beklenir, sevgi şiirleri yazmak ve denizkızını hayal etmek için.

Deniz bu.. dişidir. Sevgisi de, hırçınlığı da, öfkesi de en feminen olan.
Kimse yakıştırmaz ona başka cinsiyeti….
***
Yalnızdı denizkızı ve bir istiridyenin içinde yaşıyordu.
İstiridye çoktan inci yapmayı bırakmıştı, onu tanıdığından beri.
Benim incim sensin derdi kulağına fısıldayarak...
Denizkızı zaman zaman yüzmeye çıkar, kıyıda oynaşır ve tekrar kabuğuna sığınırdı.
Her dönüşünde istiridye onu, sevgi sandığı kıskançlığıyla daha da bir sıkı sarardı.
****
Bir gün gören oldu onu kıyıda.
Kumsalda yürüdüğünü, ay ışığında saçlarını taradığını, yağmur suyunda yıkandığını,
Sakin gecelerde sabaha kadar hayaller kurduğunu ve aydedesiyle konuştuğunu…
Ve heykelini yaptılar "Little Mermaid"in... "Den lille havfrue" diye,
Deniz kıyısında bir kayanın üstüne oturmuş ufka bakar haliyle....
Kadınlar, onda birşeyler buldular kendilerinden.
Ve kendi hasretlerine yordular, onun mahzunluğunu.
Onun güzelliğinde gördüler, kendi hayal ettiklerini...
Ufka bakmasını, denizden dönecek kocalarını gözlemesine yordular,
Yağmurda saçlarından göğüslerine süzülen suyu da gözyaşlarına…
O da bizimle birlikte ağlıyor, denizcileri merak ederek dediler.
O ise yalnızdı ve sadece yalnızlığına ağlardı ufka bakarak..
Umudu hep vardı, bir gün elbet... diyordu.
Bunu fark eden kıskanç istiridye öylesine kapattı ki kabuklarını bir daha gören olmadı onu.
*****
Bir gün bir ahtapot dolandı istiridyenin üzerine, bütün gücüyle sıkarak…
Öylesine sıktı ki açılan aralıktan süzüldü deniz kızı dışarıya.
İstiridye, yalvardı ona, ardından sedef kucağını açarak gitme diye.
Ahtapot ayartmaya çalıştı onu kurnazca şeyler söyleyerek gel diye.
Deniz kızı bir güvenli yuvasına baktı, bir ahtapotun ayartan çağrılarına.
Kararsız kaldı bir süre… ve duygularına yenildi aklı...
İnciden gözyaşlarıyla el salladı istiridyeye veda niyetine…
Sarılmak, sevilmek istiyordu...
ve ahtapotu tercih etti…
.... çünkü onun sekiz kolu vardı...
***
İnsan bu, hayal kurar da tepelerin doruklarına çıkar,
Rüzgârla baş başa kalmak için.
Kimi zaman ormanın derinlikleri tercihi olur,
Tüm gözlerden saklanmak için.
Kimi zaman çöllere vurur kendini,
Bir yudum suya hasret kalmanın tadını yaşamak için.
Kimi zaman ufuklara bakar dalar gider,
Ay ışığında sevgiye özlem duymak için.

İnsan bu, ne denizsiz edebilir ne de denizkızı olmayan denizi hayal edebilir.
Fırtınalardan, dalgalardan korkar da, gecikmez yine denize koşmaktan.
Öyle ya... denizkızını ancak denizde bulabilir...

Yaşamda, denizkızları hep var olmalı.
Her kadının içinde... her erkeğin hayalinde…
Ve şarkıları hep söylenmeli..
"Gel Ey denizin nazlı kızı, nuş i şarab et"
Ya da "La Petite Sirene"....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne güzel bir dilek o.Yaşamda kadınların içinde ve bir erkeğin hayalinde...Ewet bencede hep deniz kızları olmalı..Çünkü hayal ettiğimiz müddetçe varız..Denize, deniz kızlarına, sahile ve kum tanesine..Selam ve sevgilerimle..

çalıkuşu 
 14.02.2011 9:29
Cevap :
İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşarmış. Hayaller olmasa kim yazar kim okur bu yazıları... Denizler, kıyıları, kumları, küçük çırpınışları ve küçük umutlar gibi parıldayan yakamozları hep var olmalı, insan yaşamında. Sevgiyle kal..  14.02.2011 15:24
 

blogda güzel yazılar okumayı... Kendim yazdıkalrımı da hani kaybolmasın niyetne atıyorum buraya o derece gitti hevesim. Neyse işte yazınız bana keyif verdi. Çok hoştu. Denizin kenarında durupta denizin kızını okumak güzeldi. selamlar.

yekruseha 
 10.02.2011 16:45
Cevap :
Beğendiğine sevindim. Umarım güzel şeyler yazma isteği uyandırmıştır. Deniz kıyısı deyince dalgaların kıyıya vuruş sesini hayal ettim bir an... özlemişim. selamlarımla.  10.02.2011 19:55
 

Öncelikle resim gözüme çarptı ve birden Muhteşem Yüzyıl dizisinin Hürremi'ni hatırladım. Kaleminize sağlık. Selamlar...

Mesut KARİP 
 10.02.2011 13:01
Cevap :
Eh, desene Sülümancı Hürrem de sınıf atladı.  10.02.2011 13:28
 

Denizkızlarıyla ilgili yazınız bana ilkokulda okuduğum ve sular seller gibi ağladığım bir masalı anımsattı. Bu bir denizkızıyla bir prensin aşkıydı. Denizkızı yürüyebilmeyi o kadar çok istiyor ki, prens saray büyücüsünden onu insana döndürmesini istiyor ve bedeli neyse ödeyeceğini söylüyor. Denizkızının insana dönüşmesinin bedeli prensin hayatıdır. Ve denizkızı kumsala ilk adımını attığında prens ölüyor. Eee, her masal mutlu sonla bitmiyor işte! Yazınızı keyifle okudum. Teşekkürler.

Melek Koç 
 08.02.2011 9:18
Cevap :
Hatırlarım. Prens aşkı için canını vermişti... yeter ki sevgilisi yürüsün diye.. Tabi diğer masalların müdavimi olan; "gökten düşecek iki elma" sahipsiz, "çıkılacak kerevet"ler de sakinsiz kalmıştı o masalda. Çocuk kalbimi çok acıtan iki öyküden biriydi. (öbürü de aşkına karşılık, sevgilisine annesinin kalbini götürürken ayağı takılıp düşen çocuk ve yüreğin ahhh yavrum... demesini anlatandı) Nazik yorumun için teşekkürler.  08.02.2011 16:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 193
Toplam yorum
: 1060
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 960
Kayıt tarihi
: 01.08.07
 
 

Bilecik doğumluyum. Emekli Eğitimciyim. Ankara'da ve yazları Kuşadası'nda yaşıyorum Günlük uğraşl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster