Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Şubat '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
158
 

Denizlerimiz, teknelerimiz, balıklarımız.

Denizlerimiz, teknelerimiz, balıklarımız.
 

Dünyada milyonlarca başka sistem, yapı ve akış da varken balık da, balıkçı da, martı da rızkının peşinde.


Küçük bir motorlu tekne ile balığa gideriz.

Yaşamımızın en anlamlı işlerinden biridir bu çünkü.

Balığa gider çoluk çocuğun rızkını getiririz. Ter dökeriz, yoruluruz.

Balığa gider dalgalı denizle, rüzgarlı, yağmurlu havayla cebelleşiriz.

Dışarıdan bakanlara basit, tehlikeli bazen de komik gelir ama biz balığa gitme işini biz ciddiye alırız. Önemseriz.

Zaten her insan başka bir açıdan, başka bir pencereden bakmaz mı dünyaya!

O bizim ekmek kapımız işimiz. Dışarıdan bakıp bizi kendine göre değerlendiren insan ne kadar bilebilir ki, anlayabilir ki!

Kaptan her şeyin yerli yerinde olmasını ister. Küçücük teknede ağların yeri bellidir diğer şeylerin belli.

Bizim oturacağımız yer bellidir, konuşacağımız şeyler de bellidir.

Gereksiz ya da düzensiz şeyler konuştuğumuzda kaptan yüzümüze yanlış yapıyorsun anlamında bakar. Susarız.

Biz küçük tekne ile balığa çıkarken kimi hiç teknesi olmayanlar, kıyıda, iskelede balık tutmaya çalışırlar. Onların tekneleri olmadığı için gelirleri de azdır. 

Öte yandan daha başkaları büyük teknelerle ve daha kalabalık ekiplerle çıkarlar balığa.

Onların tekneleri bizimkilerden yüksek olur. Onların kuralları kendi aralarında ufak değişiklikler gösterse de daha farklı olur.

Onlarda iş daha yoğun, kurallar daha katı olur ama onlar istedikleri her şeyi konuşabilirler. Onlar hep birlikte şarkı da söylerler bazen.

Onlarınki bize cazip gelir, bizimki onlara.

Onların adamlarının da, bizim adamlarımızın da birer hikayeleri vardır. Tıpkı teknede birer farklı yerleri olduğu gibi farklı geçmişleri, beklentileri, umutları vardır. Yürek sızıları, kırıklıkları, hüzünleri, pişmanlıkları da vardır.

Annelerine babalarına evlatlık, evlatlarına babalık ya da analık yapamadığını düşünüp pişmanlık duyanlar, acı çekenler vardır içlerinde.

Çok güzel yerlerde bol para harcayıp iyi şeyler yaşadıktan sonra sıfırı tüketip balıkçı olanları vardır.

Aşık olanları, coşkulu olanları, türkü bilenleri, türkü söyleyenleri vardır.

Aşka inanmayanları vardır.

Çok büyük hayalleri olanları vardır. Hiç hayal kurmayan, kuramayanları vardır.

Başkalarına takılarak yaşayanları, başkalarını arkalarından sürükleyenleri vardır. 

Ruhsal ve bedensel engelli olanları; engelsiz, ahlaksız, kuralsız, anarşist olanları vardır.

Tükendim diye düşünenleri, her doğan günü yepyeni bir başlangıç sayanları vardır.

Denizle doğup, büyüyüp hep deniz ülkesinde yaşayanları; köyden, dağdan sonradan gelip deniz tanıyanları vardır.

Hepsi için o  ilk denize çıkmalar başka olur. Bir an gidip de dönemeyeceğini düşünür insan. Evde, sahilde bıraktıklarıyla şöyle bir kucaklaşmak, helalleşmek ister.

Sonra yavaş yavaş unutur o telaşla. Aceleyle tekneye giderken “hay Allah” der kendi kendine, “vedalaşmadım.”

Her şey teknenin motorunu çalıştırıp ipini iskeleden alıncaya kadardır. Rastgeleler, şamatalar, neşelenmeler. Sonra yavaş yavaş içine döner yine insan. Kendi içindeki limana. Hem de denizin içinde.

Kendi içindeki liman sabahın o ilk ışıkları vakti denizin kıyısındaki liman kadar, denizin kendisi kadar soğuk olur.

Orada başını okşayacak, sırtını sıvazlayacak “boş ver be arkadaş, geçeeeeer gider” diyecek hiç kimse bulunmaz.

Durumu, konumu ne olursa olsun her denizci bunu bilir.

Bilir ve usulca dualara yaslanır kimileri. Evreni var edenin kocaman kucağına bırakır kendisini.

Kimisi alkolü o limandaki sıcak baraka olduğunu düşünür. Bir kadeh içkiyle ısıtır başını. 

Tam da o durumdayken bazen alkolizm uçurumunun kıyısına kadar gelir bazen. O uçurum daha önce pek çok canı yutup bitirmiştir, bilir.

Bunlara takılmayan diğer balıkçılar başka kayalara ya da kaya bildiklerine verirler sırtlarını.

*

Bir soru.

Sizce bu satırların yazarı bir balıkçı mı? Ne dersiniz?

Yani bildiğimiz anlamda bir balıkçı olabilir mi?

Maalesef değil. O balıkçıları da, diğer herkesi de anlamaya çalışan biri sadece.

Ve ona sorarsanız bu soruyu “hangimiz birer balıkçı değiliz ki” şeklinde yanıtlar.

Hangimiz birer balıkçı değiliz ki!

Dünya bir deniz, her ne yapıyorsak işimiz gücümüz, balıkçılığımız, teknemiz.

Gider kayboluruz yaptığımız işler her neyse oralarda. Fabrikada, dükkanda, inşaatta, şantiyede, okulda, kreşte, hastanede.

Gider kayboluruz. Geride bıraktıklarımızın bildiği, bilmediği şeyler yaparız. Bol bol ibadet ederiz ya da takılırız alkolün, kumarın, ev güvercinlerinin, başka hatunların, başka adamların kıyısına.

Birlikte çalıştıklarımız bir tarafımızı bilir, birlikle yaşadıklarımız başka bir tarafımızı.

Biz onların her şeylerini bilmeyiz. Onlar bizim.

Yaşam bir deniz. Kimimiz yüzeriz içinde, kimimiz güneşlenir ya da oturur seyrederiz kıyısında, kimimiz dokunup dokunup rızkımızı çıkarırız içinden.

Bazen çıkarırken içine düşer boğuluruz.

Bazen eli boş kalır üzülürüz. Bazen ganimet gibi beklenmedik zenginlikler elde ederiz denizimizle haşır neşir olurken.

Karanlık gecelerde parıltılar görür arkalarında uzun yolculuklara çıkarız. Her şey bir mağaranın ağzına gelince biter. Her yerin ışık ve aydınlık olduğu yerde parıltının bir anlamı kalmaz.

Balık bulamadığımız bir günün sabahında hiç olmazsa günün ilk ışıklarını bulmak gibi olur.

Beklenmedik zamanlarda kara haberlerini aldığımız balıkçılar olur.

Her kara haber teknemizin kayalık bir kıyıya çarpması gibi olur. O duyguyu bir daha yaşarız.

Biz tekneyi kırığıyla çeker alırız kayalıktan ama onun ailesi alamaz. Onların tekneleri de batar.

Hep biliriz, bir yanda tekneleri batanlar vardır, bir yanda en son teknolojiyle yeni tekneler yapıp denizle tanıştıranlar.

Yaşamın her alanında olduğu gibi bir şeyler ilk adımlarını atar, bir şeyler son adımla ayrılır gider aramızdan.

Bütün bunları yaşamak için gerçek bir tekne ile gerçek bir denizde olmak gerekmez elbet.

Denizi olmayan uzak bir dağ köyünde yaşananlar da, mega kentin varoşlarında bir gecekonduda yaşananlar da, en lüks semtlerde, villalarda, güvenlikli sitelerde yaşananlar da benzer birbirine.

Onlar deniz macerası demezler, diyemezler buna elbet.

Ama biz takılırız bir sinema filminden aldığımız esintinin ardına tutar bunu bir deniz macerası olarak anlatırız.

04/02/15

10:40:15

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 315
Toplam yorum
: 229
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 211
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster