Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '15

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
87
 

Der Spiegel ve gazetecilik

Der Spiegel ve gazetecilik
 

Almanların dünyaca ünlü dergisi Der Spiegel aslında ülkemizde pek bilinmiyordu. Derginin kendisinin de ülkemize yakın olduğu söylenemezdi. Türkiye’ye genelde çok az, çok olumsuz ve çok önyargılı yer verdiklerini otuz küsur senelik okurları olarak iyi bilirim. Hatta Ali Babacan’ın ilk bakanlık yıllarında eşinden “Zenap” diye bahsetmeleri benim açımdan bardağı taşıran son damla olmuştu. Bunca yıl Türklerle bu kadar iç içe yaşadıktan sonra, “Zeynep” ismini dahi doğru dürüst yazamıyor olmalarını ve genel siyah beyaz yaklaşımlarını eleştiren kısa bir okur mektubuma - üç ay aradan sonra - cevap vererek özür dilemiş ve kısmen bana hak da vermişlerdi. Ondan sonra ise büyük bir değişim oldu ve ülkemizle ilgili hem haberlerin içeriği ve yaklaşımı değişti hem de bütün Türkçe adlar “ç” ve “ş” dâhil doğru yazılmaya başlandı.

Bu değişimin internet gazeteciliğinin başladığı yıllara denk gelmesiyle beraber, Der Spiegel aracılığıyla Türkiye ile ilgili haberler çok daha sık ve de “renkli” bir şekilde tüm dünyayı dolaşmaya ve bizde de yankı görmeye başladı. Türkiye dergide artık “Boğaziçi ülkesi” olarak anılır oldu. İşin ilginç yanı,  batıya dönük yüzünü hep görmezden gelen ve Türkiye’yi adeta geri kalmış bir Ortadoğu ülkesi olarak yansıtan dergi, gelmiş geçmiş en muhafazakâr iktidarla beraber kentli elitleri de keşfetti. Bununla ilgili birbirinden ilginç yazıları okurlarıyla paylaşmaya başladı. Özellikle de Adalet ve Kalkınma Partisi veya Ak Parti ya da AKP’nin ilk yıllarında bu olumlu yaklaşım bariz bir şekilde gözlemlenebiliyordu.

Bu olumlu gidişatın kırılma noktasını ise Gezi Parkı olayları oluşturdu. Aslında Gezi protestoları Türkiye açısından gelişmişliğinin bir göstergesi olarak algılandı tüm dünyada, çünkü çevre konusunda bu kadar duyarlı kentli elitlere sadece belli bir gelişmişlik seviyesine ulaşmış ülkelerde rastlanır. Eğer bu protestolar daha iyi yönetilebilseydi ve çoluk çocuğuyla oraya akın edenlerin çevre ve demokrasi şenliğine dönüşebilseydi, Türkiye hem içte hem dışta muazzam bir itibar kazanırdı - o zamanki Başbakan dâhil. Ancak tırmanan ve tırmandırılan şiddet sarmalıyla beraber, aslında hepimiz kaybettik.

Gelişen güler yüzlü genç demokrasi ülkesinin yerini, baskıcı tek adam iktidarı imajı aldı. Doğrudur, Der Spiegel gibi dergiler bir anlamda bunun üzerine “atladılar”, bu olumsuzluğu beslediler. Ancak bunda kuşkusuz ki dünyaya verilen düşmanca komplo teorileri mesajlarının da büyük etkisi oldu.

Bu gelişmelerle beraber özellikle iktidara yakın çevrelerin dergiye bakışı tümüyle değişti. Düşmanlaştı. Ağır önyargılar devreye girmeye başladı, örneğin her daim sol çizgiye takip eden dergi, bilgi ve bilinç dayanağından yoksun olarak, sağcı ve milliyetçi olarak damgalandı. Aynı şekilde laik kesimler de dergiye Atatürk’le ilgili yaklaşımından olarak hep mesafeli durdular. Hatta girişteki tek bir cümle yüzünden, çok ilginç olan bir makalenin çevirisini okumayı ret edenleri ve bu yüzden bana öfke kusanları bile bilirim.

Bu galiba ülkemizdeki genel kutuplaşma ve düşmanlaşmayla ilgili gittikçe daha da psikopat hal alan genel bir yaklaşım. Tabii ki, Der Spiegel ve dünyadaki benzerlerinin kendilerine göre yanlışları ve önyargıları var.  Ancak genel olarak gazetecilik ve dolaysıyla okura bilgi ve haber ulaştırmakla ilgili ülkemizdekiyle kıyaslanmayacak bir seviyeyi yakalamış durumdalar.

Bu konuda kendiniz karar verebilmeniz için, yıllara dayanan Der Spiegel çevirilerimi veya dergiye dayanarak yazdığım yorumların bazılarını bir kez daha siz değerli okurlarla paylaşmak istedim. Böylece hem derginin genel yaklaşım ve içeriğini hem de Türkiye’ye olan bakış açısını tekrar değerlendirme imkânınız olacak.

Bu bağlamda gazeteciliğin etik yönünü de tekrar hatırlatmakta yarar var (Wikipedia):

Herhangi bir menfaat grubuna bağlanmadan, açık fikirli, dürüst, ön yargılardan uzak ve kişilik haklarına saygılı olmak, gazeteciliğin olmazsa olmaz koşullarındandır. Gazetecilik mesleği ve gazetecilik sektörü (gazete, radyo, televizyon, internet gibi kitlesel yayın organları) demokratik toplumlarda anayasanın öngördüğü üç devlet gücü yanında (yasayıcı-meclis, yürütücü-hükümet, yargılayıcı-mahkemeler) dördüncü denetleyici devlet gücü olarak anılır.

Kişisel olarak ülkemizdeki gazeteciliğin gittikçe daha sığ ve sınırlandırılmış bir hal aldığını düşünüyorum. Her konuda aynı düşünmesem de, Kürşat Bumin, Metin Münir, Ruşen Çakır ve Mutlu Tönbekici gibi yazarları okumayı özlediğimi de belirtmek isterim. Onları köşelerinden ederek bu ülke ne kazanmış oldu anlamış değilim, özellikle de (istisnalar hariç) yerlerini koruyanlara bakınca. Hiçbir zaman gazetecilik iddiam ve isteğim olmadı, mimarlık bana yetiyor da artıyor bile. Ancak aşağıda verdiğim çevirilerimin okura bilgi ve haber ulaştırmak açısından, günümüzde gazeteci olarak geçinenlerinin birçoğundan daha çok gazetecilik içerdiğini düşünüyorum.

Çevirilere gelince, kapaktaki Steve Jobs portresinin, Nike örneği üzerinden Uzak Doğu’daki köle işçiliği makalesinin ve İslam ile Hıristiyanlığı karşılaştıran araştırmanın bende ayrı bir yeri var. Tavsiye ederim.

Okuyun ve Der Spiegel’in gazeteciliği hakkında kendiniz karar verin.

Zuhal Nakay

 

Siber Kapitalizm / 15.10.2014

Tecavüz nedir? / 28.09.2014

Başörtüsü de bölünmedi mi? (Küçük Bilim Adamlarının Ülkesi) / 24.09.2014

Nietzsche, Kant ve Kuran / 18.09.2014

Padişah ve Paşalar / 20.06.2014

Ve Batı Beyaz Türkleri Keşfetti? / 06.04.2014

Esad Neden Farklı? / 28.01.2014

Aslında Laik Yüzümüzü Tanıtacaktık / 08.09.2013

Der Spiegel Düşman mı? / 26.06.2013

Tek Suçlu Almanlar mı? / 11.03.2013

İnsan Neden İnanır? / 06.01.2013

İçedönüklerin Sessiz Gücü / 27.08.2012

İslam ve Hıristiyanlık: Ezeli Çekişme / 15.08.2012

Tek Açlara Para Yetmiyor / 01.08.2012

Tanrı Parçacığı Neden Bu Kadar Önemli? / 06.06.2012

Kadına Altın Kafes / 01.04.2012

"Türkei" - Var mı Bizi Almanlardan Daha İyi Tanıyan? / 18.03.2012

Kanserli Kadının Alternatif Tıp Macerası / 07.03.2012

Burnout Ve Depresyon Arasındaki Farkı Biliyor Musunuz? / 14.02.2012

Mutlu Evliliğin Sırrı İtaatten mi Geçiyor? 12.01.2012

"Önce Ateş, Sonra Baş" / 25.11.2011

"Ölmenin Nesi Bu kadar Kötü?" / 21.11.2011

Steve Jobs - Teknolojiyi Şekle Uyduran Adam / 19.10.2011

Müslüman Kız Kardeşleri Biliyor Muydunuz? / 17.09.2011

Aç Kalmak Sağlığa Zararlı Mıdır? / 31.07.2011

Kapitalizmin Nesi Bu Kadar Kötü? (Nike) / 10.07.2011

Bay Ve Bayan Mükemmel / 11.06.2011

Erkekleri Bozan Güç / 29.05.2011

Kadın Olayına Bir De Böyle Bakın / 19.05.2011

Ersin Kabaoglu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yerinde, zamaninda, önemli ve aydınlatıcı bir blog. İçerdiği tespit, gözlem ve öngörülere katılmamak mümkün değil. S.Jakobs hakkındaki lere de... Emeğinize ve şahsınıza saygım, paylaşımınıza tesekkurlerimle...

Ersin Kabaoglu 
 02.05.2015 14:17
Cevap :
Şahsınızda tüm değerli okurlara çok teşekkür ederim...  04.05.2015 13:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 104
Toplam yorum
: 93
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 577
Kayıt tarihi
: 24.08.13
 
 

Mimar / Blog Yazarı ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster