Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Kasım '18

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
267
 

Derbide Kazanan Yok, Kaybeden Çok

Derbide Kazanan Yok, Kaybeden Çok
 

Beş gün önce haydi Fenerbahçe kalk ayağa, demiştim yazımda. Ve Fenerbahçe’nin Galatasaray’ın favori gösterilmesine rağmen Galatasaray’ı yenebileceğini de hatırlatmıştım. Çünkü hoş GS da FB den hiç de iyi bir durumda değildi.

Karşılaşma günü Galatasaray sanki iyi günündeymiş gibi seyircisini de arkasına alarak Aslanımla, koçumla, hakkını verelim iyi oyunuyla da iki gol buldu. Doğrusu bu oyuncularla, hele Eren’in de sakatlanması sonucu bulduğu iki gol sürprizdi. Fenerbahçe ise zaten bir çıkmazda ve buradan alınacak bir puanı bile düşünemiyordu. İşte tam o sırada Galatasaray taraftarı Fenerbahçe’nin imdadına yetişti ve OLEYYY OLEYY sesleriyle stadı inlettiler. Sanki karşılaşma bitmiş, üç puan alınmış gibi bir havaya büründüler.

İşte o andan itibaren Fenerbahçe FB olduğunu hatırladı ve kırılan onuru, bu güne kadar alamadığı puanların da ezikliğiyle Cocu’nun hiç yapamadığı dikine ataklar ve kenar bindirmeleriyle GS ceza sahasına defalarca indi. Akıllarından dahi geçiremeyecekleri 2 gol bulduklarında ise şaşkınlıklarından bir ara yine sahalarına çekilir göründüler. Oysa GS yediği 2 gol ile rakiplerinin FB olduğunu hatırlayıp, defansa çekilmişlerdi. İki farktan beraberliğe getirilen skoru en azından bir puanla kapatarak seyircisi önünde hırpalanmamayı düşündü. Bu durumu gören FB karşılaşmanın sonuna kadar her an bir gol atabilir ve sahadan galip ayrılabilirdi. Zaten hoş bu durum FB için de anlık bir maç. Yarın gider bir Anadolu takımına fark yer ve döner, bunu ya yazayım. FB Galatasaray’a karşı bir önceki yazımda da söylediğim gibi hep aynı psikolojide. GS maçlarındaki konsantrasyonlarını ligin yarısında sahada gösterebilseler her sene şampiyon olurlar..

Karşılaşma sonrasında FB galibiyeti kaçırdığına, GS da iki farkı koruyarak üç puanı kaybettiğine yandılar. İşte tam o sırada maçtan evvel de ufak bir kıvılcım yaşanmıştı ya belki de o ateşe dönüştü ve olaylar oldu.

Yaşananlar ne spora, ne spor ahlakına ne de centilmenliğe yakışmayanlardı. Hele ki karşılaşma öncesi futbola gönül vermiş bir genç insanın hayatını kaybetmesinin maneviyatı adına da utanç vericiydi. Ne acı ve düşündürücü ki bu utanç yaşandı.

Rahmetli Koray’dan da mı utanmadınız ey kargaşa çıkaranlar?

LEFTER’LER,  Metin OKTAY’LAR ve sizlere anlamsızca bakıyorlar ta uzaklardan..

Oysa karşılaşma öncesi kalp krizi sonucu hayata gözlerini yuman Koray Şener kardeşimiz, sporu ve futbolu öylesine benimsemiş ve sevmişti ki yaşamı pahasına koydu hislerini sahaya. Ve o hislerle öylesine yoğun doldu ve taştı ki benliği yaşamını yitirdi. Oysa belki gülebilseydi veya ağlayabilse aramızda olacaktı. Bu kadar temiz duygu yüküyle dolu daha nice futbol severler var stadyumlarda. Eşiyle, çoluk çocuğuyla, sevdalısı ve arkadaşıyla tertemiz duygularla seyir zevkini yaşamaya geliyor insanlar.

Oysa sahadakilerin sporla, futbolla veya centilmenlik bir yana sevgi ve saygıyla hareket etmedikleri ortada. Egoların çarpışması diyorum yaşananlara.

Bu arada çirkin görüntülerin esiri ve kahramanı olmayan, hatta üzülerek ağlayan birkaç genç futbolcuların şaşkın bakışlarını da görmedik değil. Dilerim onlar da ağabeylerini örnek almazlar..

Yalnız şunu da anladım ki bizim sporumuzda, futbolumuzda kısacası yaşamımızın her anı taş kalasız geçmez, geçemez zaten de geçmiyor. Hayatın hangi alanında barış var ki sahada da olsun. Her birey haklı ise haksız kim? Her kişi biliyor ise bilgisiz kim?

Bize değil VAR, ne getirilirse getirilsin YOK’A çeviririz vesselam..

Gerçi VAR da YOK ya..

Şunu anlayamadım; VAR kritik her pozisyonda mı hakemi ikaz edecek, yoksa sadece belirli pozisyonlarda mı? Yani topun taç atılışı esnasında yanlış takıma verildiğinde müdahale etmesi mi gerekiyor, etmemesi mi?

Etmesi gerekiyor ise neden GS lehine olan taç atışını Fenerbahçe’ye verdi? O da gitti gol oldu. Futbolumuzda bu şekilde atılan yüzlerce gol izledim. VAR bunlara da bakmalı ve VARIM demeli. Sadece ceza sahasında pozisyonlarla kalmamalı.

Sonuçta bu bir yarış ve sonuçlara saygı duyulmalı. Önemli olan ezeli rekabetin ezeli KİNE dönüşmemesi. Zira toplum yeterince gergin ve huzursuz. Göz üzerinde  kaş arıyorlar..

Bu anlamda futbolun hocaları, yöneticiler ve de hakemler toplumu germeyi değil, sağduyuya yönetmeliler. Zira spor kardeşliktir, seyir ve de kaynaşmadır. Bakın Avrupa’da tribünlerde seyirciler karışık oturuyor ve tel örgüler de kaldırıldı. İnsanlar önce kalplerindeki örgüleri kaldıracaklar ki kardeşlikler hâkim kılınsın. Birkaç ego düşkünü, paradan başka bir gerçeği düşünmeyenlerin oyunlarına futbol esir edilmesin. Millet parasıyla izlediği karşılaşmadan stres değil, zevk alarak ayrılsınlar. Yazıktır, günahtır!

Ben memleketim Adıyaman’da bir futbol seyircisi olarak yaptığım araştırmada gelir gurubu en düşük kişiler ve ailelerin futbol izlediklerini gördüm. Muhtemelen büyük şehir takımlarında da öyledir. Millet yemiyor, içmiyor o parayla bilet alıp eğlenmeye, hatta izlerken dinlenmeye geliyor beyler..

Büyük Atatürk; ‘’ ben sporcunun zeki, çevik ama aynı zamanda AHLAKLISINI severim’’diye boşuna dememiş!

 

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 262
Toplam yorum
: 1267
Toplam mesaj
: 257
Ort. okunma sayısı
: 1248
Kayıt tarihi
: 22.11.07
 
 

Milli ve manevi değerleriyle Mustafa Kemal ülküsüne inanan, bayrak ve vatan kavramlarını her değe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster