Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Kasım '13

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
200
 

Dershaneler ve çocuklarımız

Dershaneler, çocuklar, anne babalar ve hayat

Dershaneler ile ilgili yeterli bilgi ve fikre sahip bir çok kişi konuyu tartışacak ve sonuçta bir karar verilecek. Sonuçta siyesi kaygılar, popülarizm, ekonomik sebepler vs. bir çok şey asıl yapılması gereken şeylere mani olacak.

Çok doğru eğitim sistemimiz çarpık ve bu çarpıklığın doğurduğu sonuçlardan birisi de dershane gerçeği. Dershanelerin ayakta kalmasını savunan bir kişi aynı zamanda çarpıklığın da devam etmesini savunmuş olmuyor mu? Oysa şunu söylemek lazım. Dershaneleri ihtiyaç haline getiren sebeplerin kaldırılması ile dershane sayısının azaltılmaı eş zamanlı olarak yürümesi gereken yeni bir anlayışı gerektiriyor. Bu konuda en güzel yorumu Sayın Cumhurbaşkanımız yaptı.

Ben sadece bir baba olarak, ve bir sağlıkçı olarak önemli gördüğüm bir iki şeyi aktarmak istiyorum.

İş kanununda ve 657 sayılı yasada, ve konu ile ilgili bir çok başka yerlerde, bir işçinin ya da memurun fazla mesai ücreti ödense dahi haftalık ve aylık maksimum çalıştırılabileceği saatler belirlenmiştir.

Bu toplam çalışma süreleri artırılamaz. İşçi ya da memura bu saatlerden daha fazla çalışması dayatılamaz.

Bu sınırlamaların sebebi ise hem insan hakları ile ilgilidir, hem de verimlilik ile ilgili. Yani siz bir insanı bu saatleri aşacak şekilde çalıştırırsanız o kişiye eziyet etmiş olursunuz ve insan gibi yaşama hakkını elinden almış sayılırsınız. Kişiye dinlenme, sosyalleşme ve hayattan keyif alma hakkı tanımayan bir çalışma hayatı dayatmış olursunuz.

Öte yandan işçi ya da memur bu saatlerin üzerine çalışmayı kendisi gönüllü olarak istese dahi : Bu yoğun çalışma temposu sürdürülemez bir durum doğurur. Kişi zamanla sağlığını ve psikolojik dengesini kaybeder. Verimliliği azalır. Aile düzeni bozulur. Yaptığı iş haricinde topluma başka katkı sağlayamaz hale gelir.

Tüm bu olumsuzluklar nedeni ile sınırlama konulması şarttır ; aksi durumda hem kişi, hem işveren hem toplum olumsuz etkilenir.

İş hayatında bu durum koca koca insanlar için göz önünde bulundurulurken , ülkemizde öğrencilerin ders çalışma saatleri ile ilgili bir sınırlama ya da düzenleme getirilmemiş.

Kendi oğlumdan örnek vereyim: Lise 2 öğrencisi olan oğlum sabah saat 6.30 da uyanır ve kahvaltıdan sonra 7.30 da servise biner ve okula gider. 8,15'te ilk dersleri başlar ve gittiği özel kolejde akşam saat 16.00 gibi dersten çıkılır. Pazartesi ve Perşembe günleri öğretmenler kontrolünde etüd yapılır ve eve dönüş 19.00 gibi olur. Cumartesi günleri ofis adı verilen hafta içi kaçırılan ya anlaşılmayan konuları öğretmene sorma şansı tanıyan randevulu bir görüşme fırsatı vardır. Dileyen öğrenci bu imkandan yararlanır. Ancak zaten tüm hafta sonunu kaplayan ev ödevleri, kitap okuma hedefi ve günlük 100 soru test çözme ödevi varken buna fırsat bulmak çok zor olur.

Ben oğlumu dershaneye göndermiyorum. Göndermemeyi ben seçtim. Gittiği okul özel bir kolej olmasına rağmen her sene başında oğlumu dershaneye göndermem için bizzat okul tarafından neredeyse baskı diyebileceğim "öneriler" yapılır. Gerekçe şudur : "Diğer arkadaşları ve aynı sınıfta okuyan diğer okulların öğrencileri çoğunlukla gidiyor. Bu yüzden çocuğunuz geride kalır."

Çocuğumu dershaneye göndermiyorum çünkü zaten çocuğumun yaşamak için kendine ayırması gereken asgari zaman dilimi tecavüze uğramış durumda. Siyasetle ilgilenmiş biri olarak , parti çalışmalarından kopmamın en önemli sebebi işten kalan zamanımda büyüyen ve bana ihtiyaç duyan çocuklarıma zaman ayırabilmekti. Oysa şimdi çocuklarımın bana ayıracak zamanı yok . Ders çalışmak, test çözmek, kitap okumak, etüde katılmak, deneme sınavlarına katılmak zorundalar. Bir çok arkadaşları anne babalarının da artık çılgınlığa dönüşen hırsları yüzünden dershanelere gitmek zorunda.

Oğlum hiç bir spor dalında özel yetenek sahibi değil. Hiç bir müzik enstrümanı çalmayı bilmez. Hiç bir sosyal etkinliğe katılamaz. En son bir okul etkinliği ile 1453 Fetih filmine gitti. Tiyatro ya da başka bir sanat dalı ile ilgilenemez. Sadece hemencecik kaçabileceği Sanal alemden keyif alabilecek şekilde bir demir örgü ile hayatı kuşatılmıştır. Ya bilgisayar ya da telefonunu eline alıp kaçamak yapmaktan başka , ya da tv seyretme dışında bir eğlence hayatı seçeneği yok.

Özel okulların başarı oranı ve puan yarışı çocuklarımızın hayatını mahvediyor. Bu sistem ile çocuklarımız çok yıllık odunsu bitkiler gibi yetişmekte. Çoğu çocuk psikolojik sorunlar yaşıyor. Hayattan zevk almıyor. Öğrencilik çağındaki çocuklarda uyuşturucu sigara, pornografi yaygınlaşmakta. Aileler ile çocuklar arasında dersler yüzünden sürekli çatışma., sürekli gerilim yaşanıyor. Antidepresan kullanan, hiperaktivite tedavisi gören çocuk sayısında patlama yaşanıyor. Çocuklarımıza haftalık okul,dershane, ev ödevi, etüd, vs. maksimum bir çalışma saati sınırlaması konulmalı.

Öte yandan tamamen yeteneksiz, hayata hazır olmayan, hayatı test çözmek ve ders yapmaktan ibaret bilen bir nesil yetişiyor.

Zaten eğitim sisteminin temel bir çok problemi var, gerekli bilgiler yerine lüzumsuz ansiklopedik bilgiler ezberletiliyor. Size çarpıcı bir örnek vermek isterim

Biz çocuklara her an ulaşılabilecek ansiklopedik bilgileri ezberletiriz. Örneğin biz de şu soru sorulur.

Osmanlı Rus harbi hangi yıllar arasında yapılmıştır? İki ordunun asker sayıları kaçtır . Komutanları kimdir ? Kim kazanmıştır ? Savaş nerede olmuştur?

Oysa bu bilgiler günümüzde çok kolay ulaşılabilir bilgilerdir. Akılda tutmak için zihin yormanın hiç bir anlamı yok.

Modern eğitim sistemlerinde öğrenciye bizim bu ansiklopedik sorumuz yerine şu soru sorulur :

93 Harbi olarak ta bilinen 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı yaşanmasa, bu gün, Balkanlar, Kafkasya ve orta doğu nasıl şekillenebilirdi? Türkiye, Rusya ve bölge açısından muhtemel tarihsel senaryoları kendi fikirlerinize göre değerlendiren bir makale yazınız?

İşte aradaki fark bu ve yetişen nesiller arasındaki yetenek uçurumunu doğuran şey de bu. Bu düzenle mezun olan hiç bir başarılı öğrenci, hayata hazır değil, üniversite bitirenlerin büyük kısmı kör, sağır gibi ve meslek sahibi olamamış körelmiş .... Çok yazık..

Dershane meselesine, çocuk hakları, çocuk psikoloji ve aile hayatı açısından bakmak gerekir diye düşünüyorum. Çocuklar ile görüşülsün. Çocuklara mutlu olup olmadıkları sorulsun.. Paydaşlarla görüşüp yeniden değerlendireceğiz derken lütfen çocuklar ve anne-babalar unutulmasın.
---------------------------------------------------------------------o-------------------------------------------------------------------

İş yerimde çalıştırmak üzere, grafik tasarımcı, web tasarımcı almak üzere, Yüksek Okulve lise mezunu bir çok kişi ile görüşme yaptım. 20'nin üzerinde kişiden hiç bir tanesi bana "cilt bakımı ve makyajın insan hayatındaki yeri" konulu 3 paragraflık bir yazı yazmayı başaramadı. İşin ilginç yanı görüştüğüm adayların 14'ü bayan ve makyaj yapan kimselerdi.


Saygılarımla..

Blogum : www.interneteczanesi.net
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın yazar,sözlerinizde çocuğunuzun özel okula gittiğini ve ordaki etütlere katıldığını belirtmişsiniz.Peki sizin gibi,bizim gibi çocuğunu özel okula gönderemeyenler ne yapacak?Ülkedeki devlet okullarının çoğu ikili öğretim yapıyor.Etüt ve kurs yapacak zaman ve mekan yok.Bu merkezi sınavlar devam ettikçe dershanelerin kapatılması gariban çocukların eğitim hakkını ele almak demektir.Saygılar...

emelim 
 27.11.2013 18:29
Cevap :
Yorumunuz için teşekkür ediyorum. Elbette özel okula gidemeyen milyonlarca çocuğumuz var. Bunun yanında özel dershaneye gidemeyen de milyonlarca çocuk var. Haberleri okuyorsanız dershane çağındaki çocukların ancak %50'sinin özel dershanelere gidebildiğini biliyor olmalısınız. Yani ailelerin ekonomik durumları dershanelerin makul birer öğretim aracı olmasına haklı bir gerekçe değil. Diğer yandan ben konuyu tamamen çocuk psikolojisi açısından değerlendiriyorum. Devlet bir öğretmene bile haftalık bir ders saati sınırlaması koyup, "bu kadar saatten fazla ders anlatırsan senin sağlığın bozulur, çalışmanın bir sınırı olmalıdır" derken, bu sınırın çocuklarımız için olmaması sizce bir eksiklik değil mi? Üzerine basarak söylüyorum. Bu konu çocuk psikoloji, pedogoji açısından incelenmeli. Mutsuz ve test çözmekten başka yeteneği olmayan bir nesil yetişiyor. Sizce bu önemli değil mi? Ayrıca özel okullar ve devlet okulları arasındaki fark kadar dershaneler arasında da kalite ve fiyat farkı yok mu?  02.12.2013 11:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3012
Kayıt tarihi
: 28.11.12
 
 

Üsküdar İstanbul Doğumluyum.  Serbest eczacılık yapıyorum. Klinik eczacılık, dermokozmetik, makya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster