Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
339
 

Dersim Çıkışı ve Zamanlaması

Dersim Çıkışı ve Zamanlaması
 

Seyit Rıza mı Arap, İslâm Peygamberi mi Kürt?


Ne diyorlar?

“Ayaklanma falan yoktu Dersim’de. Koçgiri olayları da bir ayaklanma değildi. Toplumun önderleri, devletten kimi isteklerde bulunmuştu. İktidar, bunları bahane göstererek halkın üzerine saldırmış, katliam yapmıştır. Amaçları, tek ulus ve tek din anlayışını benimsetmekti. Kürtleri ve Alevileri ortadan kaldırmaktı. Hazırlığını da önceden yapmıştı. Halkın elindeki silahları toplatmıştı. Kısacası, Dersim olayları, plânlı bir soykırımdır.”

Durum gerçekten böyle mi?

Bunu anlamak için epeyce gerilere gitmeli. Sözünü ettiğimiz yöreler, Osmanlı döneminde bile devlet otoritesini tanımamıştır. Kendine özgü bir yaşam biçimi vardır. Aşiret esasına dayalı, kendi hukukunu yaratmış, “özerk” diyebileceğimiz bir feodal yapı… Eşkıyalığın olağanlaştığı, aşiretler arası yağmalardan doğan çatışmaların eksik olmadığı karmaşık bir topluluk…

Devlet otoritesine karşı ayaklanmaların arası, ortalama, on yıl bile değil… Osmanlı dönemindeki ayaklanmalar, tarih sırasıyla; 1847, 1877-1878, 1885, 1892,1893-1895, 1907, 1911, 1914, 1916 ayaklanmalarıdır.

Ayaklanmalarda Dersim halkının çıkarı ne peki? Hiçbir şey… Çıkarı olanlar; aşiret reisleri, toprak ağaları, peygamber soyundan geldiğini savlayan seyitler vb… Yani feodal yapının egemenleri… Halkın manevi duygularını ve emeğini sömüren derebeyleri de denilebilir bunlara. (Seyitlerin, peygamberin soyundan geldikleri savına hiç aklıma yatmıyor. Peygamber Arap'tı. Seyitlerin çoğu Kürt... Üstelik aynı soydan geldiklerine göre, seyitlerin tümü akraba olmalı. Soyağaçlarını görmek isterdim doğrusu.) 

Feodal egemenler; cumhuriyet döneminde,  erkin, ellerinden alınacağı korkusuna kapılıyor. Mecliste yapılan toprak reformu tartışmaları yüzünden tedirginlikleri katlanıyor. Cumhuriyete karşı halkın sempatisi, bu korku ve tedirginliği, alabildiğine azmanlaştırıyor.

Gençlerin askere alınmak istenmesi, işgücü kaybına neden olacağından, feodal yapıdan beslenenlerin gelirini düşürecektir. Yol, köprü, hastane, okul yapımı sonunda; halk uyanacak. Aydınlanacak.

Haksız da değiller hani(!). Hak etmeden çöreklendikleri geniş araziler, ellerinden çıkacak. Toprak sahibi olacak köylüleri, karın tokluğuna çalıştıramayacaklar. Peygamber soyundan gelme savlarıyla cahil insanları kandıranların, emeksiz kazançları eksilecek. İtibar kaybedecekler. Eşkıyalıktan gelen kazançlar da kesilecek. 

Ne yapsın garibanlar(!)? Aşiret reisleri, toprak ağaları, eşkıyalar ve din önderleri; halkın bir kesimini kandırarak başkaldırıyorlar çaresiz(!).

Bu başkaldırıların zamanlamaları da dikkat çekicidir. Yunan saldırısı sırasında Koçgiri Ayaklanması… İngilizlerle Musul görüşmeleri yapılırken Şeyh Sait Ayaklanması… Fransızlarla Hatay sorunu yaşanırken Dersim Ayaklanması…

Hani, CHP’nin birazcık kanlanıp canlanmaya başladığı sırada, bir CHP Milletvekilinin çıkıp Dersim olaylarının faturasını CHP’ye ve Atatürk’e kesmesinin de rastlantı olduğuna inanmak saflık olur herhalde. Hele hele, yeni bir anayasa yapılması gündemdeyken CHP’yi güçsüzleştirmenin, Atatürk’e itibar kaybettirmenin özel bir anlamı olmalı.

Ayaklanmaların zamanlamasıyla bu tür çıkışların zamanlamasında bir koşutluk olabilir mi acaba? Kim bilir, belki de öyledir 

Koşullanmış beyinler için bunların hiçbir anlamı yok elbet.

Onların ezberlediği:

“Türkiye Cumhuriyeti Alevi ve Kürt soykırımı yapmıştır. Cumhuriyetten önce de Türkler, zaten Ermeni soykırımı yapmışlardı.                                          ***

Cumhuriyet’in ilk 15 yılına kısaca bir göz atalım. Genç Cumhuriyet; Kürtlerin ve Alevilerin yoğun olarak yaşadığı yörelerde neler yapmış, görelim:

  • Diyarbakır-Ergani Bakır İşletmeleri devletleştirilip işletmeye açılmış.
  • Aşar vergisi kaldırılmış.
  • Elaziz İpek Mensucat Türk Anonim Şirketi”nin” kurulmasına karar verilmiş.
  • Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da birçok köprü ve yüzlerce km yol yapılmış.
  • Kilometrelerce demiryolu yapılmış.
  • Sadece Siirt’te yedi yeni cadde ve 21 km kaldırım yapılmış.
  • Elazığ’da  Guleman krom sahası işletmeye açılmış.
  • Van Gölü ulaşımı işletmeye açılmış.
  • Malatya’da, Bitlis’te sigara fabrikası kurulmuş.
  • Malatya Bez Fabrikasının temeli atılmış.
  • Sivas Çimento Fabrikasının yapımına başlanmış.
  • Birçok okul, hastane yapılmış; eğitim ve sağlık hizmetleri verilmiştir.
  • Açılan işletmelerde, yöre insanlarının çalıştırılması koşulu konmuş.
  • Atatürk; 1928’den beri, her meclis açılışında, Topraksız köylülerin toprak sahibi yapılmasının gereği ve önemini vurgulamış. Bunun için çalışmalar yaptırmış.
  • 14 Haziran 1934 günü kabul edilip 21 Haziran 1934 günü, 2733 sayılı resmi gazetede yayımlanan, 2510 numaralı “İskan Kanununun onuncu maddesi şöyle:

Madde 10 -A: Kanun aşirete hükmi şahsiyet tanımaz. Bu hususta her hangi bir hüküm, vesika ve ilama müstenit de olsa tanınmış haklar kaldırılmıştır. Aşiret reisliği, beyliği, ağalığı ve şeyhliği ve bunların her hangi bir vesikaya veya görgü ve göreneğe müstenit her türlü teşkilat ve taazzuvları kaldırılmıştır.

    B: Bu kanunun neşrinden önce her hangi bir hüküm veya vesika ile veya örf ve adetle aşiretlerin şahsiyetlerine veya onlara izafetle Reis, Bey, Ağa ve şeyhlerine ait olarak tanınmış, kayıtlı, kayıtsız, bütün gayrimenkuller Devlete geçer. Bu kanun hükümlerine ve Devletçe tutulan usullere göre bu gayrimenkuller muhacirlere, mültecilere, göçebelere, naklolunanlara, topraksız veya az topraklı yerli çiftçilere dağıtılıp tapuya bağlanır. Bu gayrimenkullerin aidiyeti tapu sicillerindeki kayıtlara göre tespit olunur. Tapu sicillerinde aidiyete dair bir kayıt yoksa veyahut kayıtlar yalnız şahıslar namına olup da halk arasında bunların aşirete ait olduğu şayi bulunuyor ve aşiret fertleri de bu gayrimenkullerden başkasına sahip bulunmuyorlarsa aidiyet, tahkikat üzerine, o yerin idare heyeti kararıyla hallolunur; idare heyetlerinin valilerce tasdik edilen bu kararı katidir.

 

  • 1923-1938 arasında, 246.431 aileye toplam 9. 983.750 dekar toprak dağıtılmıştır. Toprak dağıtılanların tamamına yakını, Kürtler ve Alevilerdir.                                    ***

Kürtleri ve Alevileri yok etmek yani soykırım yapmak isteyen bir iktidar, tüm bunları neden yapsın? Bu amacı güden iktidar için mantıklı olan; önce yok edip daha sonra yatırım yapmak değil mi?

Yok edeceği insanlara toprak dağıtan, onların gelir sahibi olmalarını isteyen, derebeylerinin kulluğundan çıkarmaya çalışan bir devlet anlayışı nerede görülmüştür? Ya da böyle bir şeyin mantıkla açıklanması olanaklı mıdır?                                                  ***

İşin özü şu: 

Emperyalizmin acımasız işgalinde debelenen bir ülkede, bir lider çıkıyor, işgale karşı halkı örgütlüyor, örneği görülmemiş bir kurtuluş savaşı veriyor. Aynı zamanda da feodal yapıyı yıkarak, kapitalist bir yapı oluşturmaya çalışıyor. Yani burjuva demokratik devrimini gerçekleştirmeye çalışıyor.

Buradan hareketle, feodal derebeylerinin gerici, burjuva demokratik devrimcilerinin ilerici olduğu gerçeğini benimsemek zorundayız. Dersim ayaklanması, gerici bir ayaklanmadır. Bastırılması ise ilerici bir harekâttır. Özellikle hiçbir solcu, ilerici bir hareketi engellemeye çalışan gericilerin yanında olamaz. Gerici tutumları savunamaz.

Daha açık anlatayım: 

Sosyalizme karşı kapitalizmi savunmakla; kapitalizme karşı feodalizmi savunmak aynı kapıya çıkar.    

Buradaki yanlış; feodal liderlerin ve yandaşlarının yanında, suçsuz insanların da katledilmesidir. Sadece yanlış değil, aynı zamanda suçtur bu. En büyük suçlu ise tam yetki ile harekâtı yöneten Abdullah Alpdoğan’dır.   

Ayrıca insanların, doğup büyüdükleri topraklardan koparılıp tanımadığı ortamlara sürülmeleri de yanlıştır. Sürülenler, sadece ayaklanmacı feodal liderler olsaydı bu –antidemokratik de olsa- anlaşılır bir durum olurdu. Bakanlar Kurulu zaten böyle bir karar almıştı. Ayaklanmaya katılmayan insanlara da aynı şey uygulanmışsa elbette yanlış yapılmıştır.

                                     ***

Şunu da bilmek gerekir ki olayları başlatanlar, feodal derebeyleridir. Aşiret reisleri, büyük toprak sahipleri ve dini liderler… Abasan, Kureyşan, Yusufan, Demanan, Hayderan, Bahtiyar aşiretleri; uzun görüşmelerden sonra, ayaklanma kararı almışlardır. Köprüleri yakmışlar, telefon hatlarını kesmişler. Singeç Köprürsü başındaki karakolu basarak 33 askeri öldürmüşlerdir. Seyyar jandarma birliğine baskın düzenleyerek 56 askeri öldürmüşlerdir. 

Bu olayların askerleri ve komutanları ne denli tahrik ettiğini tahmin etmek güç değil… Katliamların ağırlaşmasının önemli bir nedenidir bu. Yanlış anlaşılmasın, katliama meşruluk kazandırmak değil amacım. Sadece bir durum saptaması…

                                              ***

Yetim kalan kızların evlatlık verilmeleri olayı, çok da anlaşılmaz değil aslında. Bakacak kimseleri yoksa -ki büyük olasılıkla yoktur ya da bakmayı kimse kabul etmemiştir- ne sakıncası var bunun? Üstelik iyi bir çözüm… Feodal yapılarda kız çocuklarının durumunu biliyoruz. Erkek çocuklarına sahip çıkan olur da kız çocuklarına sahip çıkan zor bulunur. Hele de 1930’lu yılların yoksulluğunda…

Her şeye karşın, suçsuz insanların, kadınların ve çocukların öldürülmesini nefretle kınıyorum. Ayaklanmayı başlatan eşkıyaları da…   

                                      ***

Bu arada, Kılıçdaroğlu’nu uyarmak istiyorum. Atatürk’ü itibarsızlaştırma çabasında AKP’nin ekmeğine yağ sürenlere karşı dikkatli olmalı. 

 AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener ne demiş, biliyor musunuz? 

 “Yunan tarihinde Ege'de Türklerle bir savaş yok. Bizim tarihimizin en önemli savaşlarından biri Yunanlılara karşı verilmiş olan savaştır. Biz milli güvenlik akademisinde oralardaki şehitlikleri dolaştık. Bütün şehitlikler temsili. Bunlar çok önemli. Anlayış olarak bir yere gelmek istiyorum. Burada Ankara Hükümetinin meşruiyetiyle bazı şeyler yapılmış. Süreç içinde bazı şeyler.” 

Anlatımı bozuk olsa da demek istiyor ki “Atatürk ve arkadaşları, Ankara Hükümetine meşruiyet kazandırmak için Yunan Ordusuyla savaşıldığı yalanını uydurdular. Temsili şehitlikler yaptılar. Mezarlar boş…”

Nedendir bilmiyorum(!), CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’le uzun paslaşma gibi geldi bana. Bakalım gol nasıl, nereden ve ne zaman atılacak? 

Yeni bir “Ertuğrul Günay Olayı” yaşanmadan, gereğini yapmalı Kılıçdaroğlu. Sanırım kuş yuvadan uçacak. Nereye konacağını bilemem. 

Uçması çok daha iyi olur aslında. Benim uyarım, uçarken yuvayı dağıtmaması içindir. İlk uçuşlar biraz şapşalca olur da!..

 

Haydar Bibinoğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Sayın Bibinoğlu. Hem yazınızı, hem de hakkımda bölümündeki tanıtımınızı okudum. Sol siyasete ilişkin yazılarınızın olduğundan bahsetmişsiniz ve Sosyal Demokrasiyi desteklediğinizi belirtmişsiniz. Sayın Bibinoğlu, "Şark Islahat Planı", "Takriri Sükun Kanunu" "Güneş Dil Teorisi" ve "Türk Tarih Tezi" gibi Cumhuriyetin asimilasyon ve baskıya ilişkin yasaları ve teorileri hakkında ne düşündüğünüzü merak etmekteyim. Zira Sosyal Demokrasiyi deteklediğini iddia eden kimselerin, Kemalizm ve Cumhuriyetin kuruluş sürecine ilişkin de söylemesi gereken bir şeyler vardır herhalde. Selamlar Saygılar

Yıldız Nihat 
 06.12.2011 16:28
Cevap :
Sorularınızı yanıtlamam için en az iki sayfaya gereksinim var Sayın Yıldız. Bilmeliyiz ki sosyalist devrimlerde de sert önlemler alınmıştır. Devrimciler de hata yapar. Bugünün penceresinden bakarak, 80 yıl öncesini değerlendirmek de hatadır. Son olarak şunu söyleyeyim: Mustafa Kemal de hata yapmıştır.   06.12.2011 18:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 90
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 739
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Emekli Öğretmenim. Anadolu Üniversitesi, AÖF, Eğitim Önlisans Programı mezunuyum. İlgi Alanım: Si..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster