Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '14

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
320
 

Dersimiz demokrasi

Dersimiz demokrasi
 

Seçim zaferinden sonra D66 Parti lideri Alexander Pechtold


http://palazview.wordpress.com

Dersimiz demokrasi ...

‘yerel seçimler ardından Hollanda’  

Ahmet Palaz

19 mart 2014 Hollanda yerel seçimleri süreç ve sonuçları bakımından önemli gelişmelerle dolu olarak tarihe geçecek.  

Bir anlamda genel seçimlerin ön provası diyebileceğimiz bu seçim sonuçlarından sonra artık yeni bir politik havanın eseceği kaçınılmaz görünüyor.

Zaten epeydir topun ağzında olan koalisyonun geleceği, artık Hükümet kanadının seçim sonuçlarından sonra koyacağı tavra bağlı olsa da genelde halk bu koalisyonun artık sonlamasından yana.

Seçim sonuçları bir önceki  yazımda belirttiğim tesbitlerimi genelde doğruladı.

Seçimler  %43 gibi düşük katılımla gerçekleşti. Yabancı kökenli (Türk) seçmen ise % 18 gibi bir katılım oranıyla seçime pek ilgi göstermemişti.

Seçimler akabinde hemen gündeme oturan konu, Hükümette ortakları İşci Partisi PvdA ve liberal Parti VVD’nin büyük hezimetiydi. 

Koalisyon hükümetinin bu iki büyük partisi sürdürdükleri plan ve uygulamalarıyla zaten epeydir tepki çekmekteydi. Ekonomik kriz ardından artan işsizlik, sağlık, eğitim ve kültür alanlarındaki başarısızlıkları toplumda giderek büyüyen tepkiye neden olmaktaydı.

Son seçimlere kadar Türklerin çok rağbet ettiği İşci Parti’sinin ülkenin hemem hemen heryerinde kaybetmesi ülkede büyük bir şok etkisi yarattı.

Özellikle de İşçi Partisi’nin uzun yıllar hakimiyetini sürdürdüğü, kendisiyle sembolleştirdiği Amsterdam’ı kaybetmesi Parti’de büyük bir şaşkınlık ardından hayalkırıklığına neden oldu.

Gerçi bir miktar oy kaybı bekleniyordu ancak bu kadar kayıb beklenenin çok çok üstündeydi.            

Seçim sonuçlarının partiye ağır bir tokat olduğu görüşü partililer tarafından da kabul ediliyor.

Seçim bölgelerinden sonuçlar verilirken gözler hep başkent Amsterdam’ı izliyordu oysa ülkenin  kuzeyin de ‘Groningen’ bölgesinde 60 yıla yakın bir hakimiyet  el değiştirmekteydi. Bu yıkımın boyutunu gösterirken parti için tehlike çanlarını çaldırıyordu. 

Ne olmuştu böyle aniden?  Yoksa işi boşlayıp ‘ buralar zaten hep bizim mekânımız’ diyerek rehavet içinde sırt üstü mü yatılmıştı?...

Seçim sonuçlarından sonra Amsterdam da liste başı parti sorumlusu hezimet karşısında havlu atıp istifa edecekdi.

İşci Parti Genel Başkanı ve Başbakan yardımcısı Diederik Samson’un ; -yenildik ama halâ ayaktayız, yılmak yok  daha çok çalışmalıyız ...’ tarzı kahraman çıkışları Partideki panik havasını değiştirmeye pek yetmeyecekti.

Seçimlerden en kazançlı çıkan (önceki yazımda da belirttiğim gibi)Demokratlar 66 (D66)oldu.

Demokratlar ülke çapında seçime girdikleri tüm belediyelerde  meclisteki sayılarını ikiye, üçe katladılar.  Bu inanılmaz bir çıkıştı.

İşci Partinin kalesi  Amsterdam’da 15 sandalye ile Demokratlar 66 birinci parti konumuna yükselidi. İşçi Partisinin alınmaz denen kalesini almışlardı.

Seçim sonuçları geldikçe kazanmakta oldukları oyların  büyüklüğüne kendileri de şaşıyorlardı.                

Sosyalist Parti (SP) Demokratlardan sonra en çok oy toplayan parti oldu ancak, Demokratların İşci Parti’sini neredeyse silip süpürmesi seçimlerin en dikkat çeken gelişmesiydi.

Geert Wilders’in ırkcı sözleri, son çırpınış

Seçimlere damgasını vuran bir başka olay ise, uyum politikaları, yabancılara ve islama karşı sert söylemleriyle tanınan Hollanda’nın sivri politikacısı ‘Geert Wilders’ in sözleri oldu.

Aşırı sağcı olarak bilinen Geert Wilders, seçim sonuçlarını izlediği küçük bir salonda seçmenlerini galeyana getiren bir konuşma yapıyordu.  Konuşmasında Hollanda’da yaşayan Faslı’ları hedef alan sözlerini salondaki seçmenlerine tekrarlatıyordu. Salon‘ Hollanda’da daha az Faslı, daha az Faslı’ diyerek tekrarla haykırıyordu. Bu ırkcı söylem anında dakikalarca ekranlara geldi.

Seçim sonuçlarının verildiği medyada tüm yayın kuruluşlarında izlenen bu görüntüler Hollanda genelinde bir tepkiye neden olunca Hükümet ve çeşitli parti yöneticileri hemen Geert Wilders’in sözlerini kınadılar.

Ardından, Hükümet adına yapılan açıklamada’ Geert Wilders’in sözlerinin mide bulandırdığı, politik yaşama leke getirdiği, kabul edilemez olduğu ve konuşmasındaki ırkcı söylemin tüm tahammül sınırlarını aştığını, olayın Hollanda politik yaşamında bir dönüm noktası olduğu vurgusu yapılarak meclisteki grubu ile de parlemento ilişkilerinin kesileceği, kendisine karşı tavır alınacağı belirtilen bir açıklama geldi.

Tüm TV ler ve diğer medya konuşmayı genişce tartışırken Geert Wilders’ in meclisteki grubundan ard arda iki parlamenter ‘Wilders’in Faslı’ları hedef alan sözlerinin kabul edilemez olduğunu söyleyerek’ Wilders grubundan ayrıldıklarını duyurdular.

Kısa bir süre sonra Den Haag Belediye mesclis üyesi biri daha ayrılanlara katıldı. İlerleyen saatlerde ve günlerde Geert Wilders gurubundan kopmaların süreceği bekleniyor.

Olayın ardından sosyal medya’da da tepkiler giderek büyüdü, çeşitli kuruluş ve halk tarafından savcılığa binlerce suç duyurusu yapıldı. Kimi gruplar Geert Wilders’e karşı tepki olarak imza kampanyası başlattılar. 

Önümüzdeki günlerde Amsterdam ve diğer kentlerde eylemler bekleniyor.  Konu medya yı ve tüm Hollanda kamuoyunu bir süre daha meşgul edecek görünüyor .

Geert Wilders kendisine yönelik tepkiler ardından susukunluğunu sürdürüyor.

Muhtemelen herzamanki taktik planlarıyla meşgul. Henüz sessizliğini bozmaya niyeti yok gibi.

Gündemde kalma uzmanı Wilders’in merak uyandıran konuşmasını beklemek belki onu gereğinden daha da önemli kılıyor ancak, çevresinde giderek artan kopmalar, halkdan gelen tepkiler, işinin bu defa hayli zor olduğunu gösteriyor. Yine de belli olmaz Wilders bu...

Wilders vakası, Faslı’lar ve tüm yabancı kökenli kesimin aşşağılanması, ırkcı söylemler, toplumda ayrımcılığın körüklenmesi gibi olaylarda hükümetin, parti liderlerinin, yöneticilerin ve toplumun önemli kesiminin, tüm bu gelişmeler karşısında şimdiye kadar pek de fazla ses çıkarmamış olması, Hollandanın bir ayıbı olarak tarihe not düşülecektir mutlaka.                      

Ancak, demokratik seçimlere gölge düşüren bu olumsuz havaya karşı, umut verici bir durumu gözardı edemeyiz. Seçimler bir anlamda  Hollanda toplumunun ezici çoğunluğunun, Geert Wilders’in ayrımcı, toplumu bölen hatta aşırı ırkcı tutumunun, artık tolere edilmeyeceğini göstermiş olmasıdır.  

Seçimlerde Demokratların ezici çoğunlukla kazanmasının nedenlerinden biri de bu.

Hollanda toplumu normalleşiyor mu?

Hollanda toplumu gerçekte ekonomik krizin verdiği sıkıntı yanısıra sosyal, toplumsal alanda da sıkıntılı bir dönemden geçmektedir. Halk genelde ekonomik sıkıntılara karşılık kemer sıkıp daha mütevazi yaşamayı kabul ediyor ancak toplumsal ahlâk konusunda daha fazla taviz vermek istemiyor.

Geçtiğimiz dönemden beri Meclis tartışmalarında Geert Wilders’in saldırgan, (özellikle de yabancı kökenlilere) düşmanca tavrı karşısında kanımca en iyi duruşu sergileyen kişi başta Demokratlar 66 lideri Alexander Pechthold ve ekibi olmuştur.

Pechthold’un meclisteki tavırları ve konulara olan hakimiyeti, onları dile getirmedeki üslubu, partisinden memnun olmayan epey  bir İşci Parti’liyi ve diğer kararsızları partisine çekebilmeyi başarmıştır.

İşci Partisi nin oylarının nereye kaçtığını soruyorsanız Demokratlara sorun derim.      

Bir kısmının muhtemelen Sosyalist partiye, bir miktarının da yerel partilere kaçtığını söyleyebiliriz.

...ve  Hollandalı Türkler

Hollanda Türk medyasında da seçimler oldukça yoğun bir şekilde işlendi.

 Seçime Hollandalı Türkler açısından bakarsak; % 18 civarındaki düşük katılım oranına rağmen 45 Türk kökenli adaydan 37 sinin seçilmiş olmasını büyük bir başarı olarak değerlendirebiliriz.             

Seçilen adayların bir çoğu da tercih oyları.

Seçimlerle ilgili Hollanda Türk medyasında da geniş yer bulan olaylardan biriydi İşci Partisinden Türk kökenli Soest bölgesi adayı O.S. in hikayesi.

Aday O.S İşci Partisinden gidiği seçimi kazandı ama parti ile ilişkisi  yaşanan olay nedeniyle sorunlu. Olay henüz tam açıklığa kavuşmadı. Seçim çalışmaları sırasında yasal olmayan yoldan oy topladığı iddasıyla suçlanan O.S. partisinden özür bekliyor.

Deneyimsiz yeni aday O.S. Yaptığı açıklamada oyuna getirildiğini, olayın abartılı olarak medya ya yansıdığını, gerçekte orada partisi için çalıştığını, oyların boşa gitmemesi için halkı bilgilendirmeye çalıştığını savunuyor.

Yapılan haksız yargılamana sonucu madur olduğunu, Partisinin de kendisine sahip çıkmadığını idda ediyor. Partisinden hala özür beklemekte olduğunu söyleyen O.S. ‘- Gerekirse mahkemeye gideceğim suçsuz olduğum isbatlanacak ve magduriyetime sebeb olan kişileri mahkemeye vereceğim’- diyor.

Hollanda Türk medyasında kendisini destekler haberlere de rastlıyoruz. O.S. nin Türklerin başarılarını çekemeyenler tarafından oyuna getirildiğini, ayrımcılığa uğradığını ima eden haber ve yazılar okuyoruz.

Hollanda da son yıllarda artan ayrımcılığın geldiği son noktayı göz önüne alırsak sanki olabilir demek de mümkün ancak O.S. savunması, hele o televizyonda yayınlanan görüntüdeki konuşmaları da dikkate alırsak, pek de inandırıcı gelmiyor.

Umarım bu konuda yanılıyorumdur zira olay toplum adına da utanç verici. 

Adayımız O.S. pek de kolay pes etmiyor tabi. Suçsuzluğunu kanıtlayıp gerekenlere cezasını vermek için tanınmış avukatlarımızdan Ejder Köse ile anlaşıyor. Avukat Köse açıklamalarında müvekkilinden aldığı bilgi doğrultusunda ve ilk araştırmaya göre hukuki açıdan hiçbir suçun işlenmediğini söylüyor. Yeni Belediye meclis üyemiz O.S. in hikayesi daha bir süre sürecek gibi.

Seçimlerle ilgili Hollanda Türk medyasında en dikkat çeken yazıyı sanırım Hollanda Türk medyasının en eski basın emektarlarından İlhan Karaçay yazdı.

Karaçay seçimlerin ardından yazısında O.S. ile görüştüğünü hatta kendisini avukat Ejder Kaya ile buluşturduğunu söylüyor. O.S. yi savunan yazısında Hollandanın son yıllarda çok değiştiğini anlatırken işi Hollanda’nın ne kadar antidemokratik uygulamalarla yabancı düşmanı bir ülke haline gelmiş olduğuna getiriyor.

Bundan tam 8 yıl önce bu kanıya vardığını söyleyen İlhan Karaçay  yazısında Hollanda’ya artık  inanmadığını, Türklerin başarılarının engellendiğinden bahsediyor.

Yazısının bir bölümünde seçimleri tahlil ederken İşçi Partisinin neden kaybettiğini de açıklıyor.

Karaçay’a göre İşci partisi Pvda antidemokratik girişimler karşısında sessiz kaldı, (buna örnek olarak daha önceleri gündeme gelen Türklerle ilgili olaylardan, meclisteki tartışmalardan örnekler veriyor, çifte vatandaşlık, ermeni soykırımı, AB, v.s) bazen de ayrımcı tutumlar içine girdi.                                                 

Hollanda Türkleri bu yüzden partiye sırt çeviridi...son seçimde gördük ki Türkler oy vermeyince, 26 yıldır Amsterdam’da kazanan İşçi Partisi  bu kez kaybetti...

Karaçay yazısının son aşamasında konuyu O.S. ile bağlayarak Türklere yapılan haksızlıklardan bahsederek seçim sonuçlarını da bunun bir bedeli gibi açıklıyor. Siz böyle yaparsanız biz de oy vermeyiz batarsınız anlamında.

Üzgünüm ama üstat bu konuda da yanılıyor.

İlk aşamada Hollanda toplumunun yabancı unsurlara karşı giderek sertleştiği, ayrımcılığın ırkçılığa varan boyutlarda eskiye nazaran  daha çok yaşadığı bir gerçek.

Bunu özelliklede yabancıların yoğun yaşadığı Rotterdam, Amsterdam, Utrecht gibi büyük kentlerde hissetmek çok kolay, hele bir yabancı kökenli için sıradan gündelik yaşanan bir durum.

Yapılan araştırmalar da bu yönde sinyaller veriyor. En son veri iş alanındaki ayrımcılıkla ilgili CBP adındaki kurumum raporu. İş sahasında önemli oranda ayrımcılık yapılmaktadır diyor rapor.

Özerk bir kurum olan bu birimin raporları hangi hükümet gelirse gelsin ciddiye alınır. CBS raporu da bu anlamda önemli tehlike sinyalleri veriyor. Ancak sayın Karaçay’ın yazısında Hollanda hakkındaki bence abartılı suçlaması bazı gerçekleri göz ardı ederek mağdur durumundaki savunucu rölünde.

Öncelikle Karaçayın idda ettiği Türklere yapılan haksız uygulamalar konusu biraz karmaşık. Suçlamalar ya da uygulamalar pek de yersiz değil. Savunma durumunun verdiği piskolojik yapı gereği, yabancı kökenli yurttaş (Türkler) genelde tedirgin bir halde her olaya aşırı şüpheyle yaklaşıyor.

Kimi şakalarda dile de gelen bu mağduruyet durumu piskolojisi, olayları tahlilde bazen bizleri yanlışlığa düşürebiliyor,tarafsız bakmamıza engel olabiliyor. Bir çeşit hastalık. 

Sanıyorum sayın Karaçay da böylesi bir ruh halinde kaleme aldığı bu yazısında Hollandaya verip veriştirmekte. Karaçay’a göre Hollanda’nın artık demokrasi ile uzaktan yakından hiç bir alakası yok.

Bu görüşünü destek için bizlere daha önce kaleme aldığı ‘Hollanda’da bir tek demokrat bile yok’ başlıklı eski bir yazısını okumamızı öneriyor. Hollanda hakkında kendi hayal kırıklıklarını anlattığı bu yazısından Hollanda’nın ne kadar kötü bir yer olduğunu öğreniyoruz...

Sayın Karaçay İşçi Partisinin çöküşünü Türk oylarına bağlarken de yanlışa düşüyor.

Kendisine yabancı kökenli (Türk) seçmenin seçimlere katılım oranının % 18 altı gibi az bir oranda olduğunu ve bu oyların artık eskisi gibi dağılmadığını ve giderek bölünmekte olduğu, seçimlerden önce de bilinen bir olay olduğunu vs. birilerinin hatırlatması gerekecek ya da benim bir önceki yazımı kendilerine öneririm.

Kısaca İşçi Partisi’nin bu kadar kaybetmesinin nedeni olarak sırf Türklerin oy vermemesini göstermek kanımca bir yanılgı. Zira İşci Partisi’nin oylarının büyük bölümü daha önce İşci partiye oy veren Hollandalı kitlenin yoğun olarak Demokratlar 66 ya kaymasından kaynaklanıyor.

Daha önceki yazımda da  belirttiğim gibi, İşci Partisinden kopuş yeni değildir ve Türk kökenli oylarda da yeni hareketlenmeler vardı. Tekrar edersek , İşci Parti den kopmalara asıl neden,  Hükümetin icraatlarından rahatsız olup D66 ya oy veren Hollandalı çoğunluktur.

Seçimlere katılım sayısı zaten az olan Türk toplumu bu seçimlerde iyi ce dağılmış ya da  oy kullanmamıştır.  Bu arada meclislere secilen adayları kutluyorum. 45 adaydan 37 sinin seçilmesi büyük başarı. Ancak seçimlere ilgisizlik oranı Hollandalı Türkler adına endişe verici boyutlarda.

Politikaya, politikacılara karşı artan güvensizlik sonucu oy kullanmamak da Türk toplumunun uyum ve toplumda katılımcı olması önünde engel olarak görülmelidir. 

Olaylara tarafsız, önyargısız bakarsak, aslında bu seçimlerle Hollanda bir defa daha bir demokrasi örneği sergilemiştir.

Her nekadar Geert Wilders olayı seçimlere gölge düşürmüş olsa da,  halk genelde sakin geçen bir atmosferde olayları rahatca konuşmuş, tartışmış, sandığa giderek demokratik haklarını özgürce kullanmışlardır.

Partilerin kampanyaları çeşitli medya da geniş yer bulmuş halk mümkün mertebe bilgilendirilmeye çalışılmıştır.

Televizyon kanallarında parti liderleri bölge adaylarına katkı amacıyla tartışma programlarına konuk olarak biribirleriyle saygılı bir şekilde tartışmış adeta yarış etmişlerdir. Sonra bisikletine atlayıp evine gidebilmişler ya da çarşı Pazar, istasyon gibi yerlerde halka çiçek, parti broşürü vs. dağıtmışlardır.

Hollanda medyasındaki partilerin tartışma programlarını izleyenlere, ahlak ve etik konusunda bir  kıyaslama yapabilmeleri için Türkiye deki seçim kampanyalarını ya da meclis toplantılarındaki yumruk, küfür, tekme tokat vs yi hatırlayınız derim.

Amacım körükörüne Hollandayı savunmak değildir. Amacım, bizdeki (Türkiye’deki utanılacak çağdışı görüntü veren o tablo karşısında ne kadar hayrete düşersem bir o kadar da Hollanda ki meclis toplantılarındaki tartışma düzeyini saygınlığı görünce tersi hayreti yaşadığımı vurgularken bunda biraz da kıskanma, hayıflanma vardır.

Tüm bunları izlerken, birçoğumuzun‘Medeniyet dedikleri şey böyle birşey olamlı’ diye, zaman zaman içgeçirdiğimiz olmuştur diye düşünüyorum...

Seçim sürecinde ve ardından kimse kimseyle kavga etmedi, meclislerde yumruklaşmalar olmadı.

Küçük çapta açık ve kapalı alanlarda seçim toplantıları düzenlendi,  sade dekorlarda bayraklar flamalar yerlerde sürüklenmedi. Ne gaz sıkıldı ne ortalıkta polis gördük.

Parti kampanyaları sürecince de ne bağırıp çağırma oldu ne de propoganda yapacağız diye halk olur olmaz rahasız edilmedi.

Seçim büroları itiş kakış değildi, görevliler saygılı davranışlarıyla dikkat çekiyordu.    

Herşey düşünülmüştü, yaşlılar ve sakatlar için kolaylıklar sağlanmıştı.

Halk yakın çevrelerdeki muntazam düzenli seçim yerlerinde rahat ve özgürce oy kullandılar.                    

Oylar hiçbir sorun yaşanmadan çabuk sayıldı.

Seçim verileri ve sonuçlar Televizyonlardan zaman zaman seçim merkezlerinden çanlı bağlantılarla verildi...

Parti Liderleri insanları çirkin meydanlara taşımadı, Burada Liderler halkın ayağına gitti bazen haberli bir pazarda bazen habersiz  bir istasyonda halkla sohbet etti.

Öyle kalabalık korumalar felan da yoktu herkes düşüncesini özgürce söyledi...

Sosyal medya da durum biraz farklıydı. Orada belkide anonim olmanın verdiği cesaretle biraz hakaret, küfür yaşandıysa da genelde sorunsuz demokratik bir ülkeye yakışan bir seçim süreci yaşandı...

Ne çeşitli yörelerden yandaş seçmen taşındı ne izdiham yaratılıldı ne halk garip çığlıklarla sloganlar attı, ne de birileri çok kızdığı için twiteri kapattı.  

Bu yazının yazıldığı dakikalarda seçim sonuçları ve özelliklede aşırı sağcı Geert Wilders’in sözlerine tepkiler yağıyor ve tüm Hollanda medyası da Wilders’in sözlerini kınama yarışında.

Kısaca Hollanda bu seçimler ile kin ve nefret söylemlerine artık prim vermeyeceğini seçerek güzel bir demokrasi dersi verdi.

Gözler şimdi 30 mart Türkiye yerel seçimlerine çevrildi.

Yeniden hayırlı seçimler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 341
Kayıt tarihi
: 31.01.14
 
 

1974 yılından beri Hollada'da yaşamaktayım. Utrecht Üniversitesinde 3 yıl Turkoloji eğitiminden s..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster