Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Haziran '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
467
 

Derwall’den sonra bir hayalin gerçekleşmesi: Frank Rijkaard

Derwall’den sonra bir hayalin gerçekleşmesi: Frank Rijkaard
 

Başka alanlara kıyasla burada zenginliğe ulaşma sayıyla çok da kısıtlı değil.


Sporda son yılların en önemli ve ince operasyonu zaman zaman sarsıntı geçirse de bir dünya markası olduğu artık herkesçe kabul gören Cimbom'dan geldi. Anlaşılan bu yıl Cimbom ve onun hocası konuşulacak. Rijkaard, tarihi bir kişiliktir çünkü sahip olduğu değerleri ile "dönüşüm" onun için en önemli yaşam ilkesi. Barça ile benzer kulüp anlayışları olan Cimbom sporda bu coğrafyanın öncüsü ve lideri olmaya devam edecek.

Toplumsal yaşamın en görkemli alanı spor ve onun vitrini futbol. Kendisi için ayrılan muazzam bütçeler karşılığında topluma kazandırdıklarını, geri verdiklerini düşünmek, analiz etmek niyetindeyim. On yıllardır pırıltı, ihtişam ve zenginliğin yeteneğe bağlı, ulaşılması kolay yolarından birisi.

Zenginlik ama ne tür bir zenginlik? Futbolcu, yaşamı süresince başka yapabileceği hiçbir işte elde edemeyeceği bir zenginliği, toplumsal konum ve geleceği futboldan elde edebiliyor. Başka alanlara kıyasla burada zenginliğe ulaşma sayıyla çok da kısıtlı değil. Futbolun içindeyseniz, ortalamanın hayli üzerinde bir yaşam lüksü elde etmeniz her zaman mümkün.

İşin ilginç yanı futboldan elde edilen zenginliğin toplumsal yaşamda sorgulamaya, soru işaretlerine açık olmaması. Çok para haramsız olmaz atasözünün geçersiz olduğu tek alan belki futbol. Futbol endüstrisinden kazanılan servet toplum tarafından sorgusuz kabul görme gibi bir lükse de sahip. Hem kulüpsel düzeyde –en azından ülkemizde- hem de futbol dünyasının vergilendirilmesi bile ayrıcalıklı ve kendine özel. Bunun toplum tarafından hiç sorgulanmadan kabul görmesi yaşamını üretimle geçiren, yaşamı boyunca yüksek vergi oranları ile boğuşan işadamlarına haksız rekabet ama bu dikkate alınan bir şey değil. Ayrıcalık bu alandan kurumlaşmış vaziyette.

Futbol toplumdan aldığını geri vermekte başka endüstrilere göre oldukça geride. Futbolun içinde olan kurum ve kişiler kendilerine akan serveti bir kara delik gibi içlerine çekmekte son derece ustalaşmış durumdalar. Kulüpler –en azından ülkemizde- aynı zamanda büyük vergi borçları ile göze batıyorlar. Batı gibi yerleşmiş ekonomilerde bu göze batmayabilir, ülkemizde bu durum kolay yoldan kazanç, köşe dönem algıları içinde kendine yer bulabiliyor.

Kendisini ekonomik problemlerden kurtarmış bir futbolcu, endüstri ve toplumsal yaşam içinde kendine nasıl yer buluyor dersiniz? Elde ettiği zenginliği kişisel yaşam araçlarına ve muhtemelen de ikna edildiği yatırım araçlarına yönelik olarak kullanarak. Yaşamı boyunca hep alan taraf olmanın alışkanlığı içerisinde bir duruş sergiliyor. Almak, hatta olabildiğince en yüksek rakamları almak onun için çok normal bir şey belki de toplumsal bir görev.

Bu alan ayrılmış muazzam yatırım topluma bir dönüşüm olarak geri dönüyor mu? Bu konuda çok emin olamıyorum. Dönüşümden kastım toplumu daha iyi yaşamaya, bilince ve gelecek hedeflerine ulaşmada bir rol oynayabilme gücü. Futbol ve futbolcu, edindiği konumdan sonra bir şekilde geldiği yer hazzıyla kendisini uyuşmuş buluyor. Eskiler futbolun toplumda uyuşturucu etkisi yaptığından söz ederlerdi ben futbolun başta futbolcunun kendisi olmak üzere kendi endüstrisini uyuttuğunu söylüyorum.

Futbolun kendi felsefesini yaratamadığı, kendini dönüştüremediği, toplumsal bir katkıda bulunmadığı gibi yaklaşımların ana kaynağının kulüplerin yapılarından dolayı oluştuğunu söyleyebiliriz. Toplumu önemli ölçüde etkileyerek kendine hayran bırakan bir kulüp karşısında yapabileceğiniz şeyler sınırlı olabiliyor. Kulüpler bu nedenle uslanmaz şımarık çocuk rolüyle şımarıklıklarına devam etme hakkı elde ediyorlar. Kulüplerin organizasyonunda başkanın etkinliği, kurumlaşma kavramının işte dönen paralar karşısında eriyip gitmesine neden oluyor. Dünyada bunu çok iyi yönetebilen kulüpler mevcut. Kendisi endüstrinin bir parçası olarak artık toplumun her kesimine girerek oradan kendi geleceği açısından da önemli seçimler gerçekleştirerek toplumsal yaşama katkıda bulunuyor.

Ajax örneği ile başlayan bu gelişimin kulüpler düzeyinde daha ileri gidememesi, futbolcunun takıma bir şekilde girdikten sonra sportif alanda ilerlemesi ama kişisel yaşam felsefesini yaratma anlamında bir gelişim göstermemesi bu alanın aynı zamanda zaaflarını oluşturuyor.

Frank Rijkaard, Barça’daki beş yıllık serüveninde futbol kimliği ile kişisel felsefesi arasında tutarlı bir duruş göstermiş önemli futbol adamlarından birisi. Bu felsefesini uygulayıp geliştirebileceği önemli ve verimli bir futbol tarlasına gelmiş durumda. Şimdi kulübün yapması gereken, Derwall’in gelişiyle hızlanan kurumsallaşma, dünya markası olma ile ilgili faaliyetlerine hız kazandırması. Galatasaray’ı başka özellikleri ile de öne çıkan bir dünya takımına dönüştürmesi.

Bugün görünen mali problem yıllardır alıp ta geri döndürmeyenlerin kulübü emmesi ile oluşmuş. Kulübü düzenli gelir kaynaklarına kavuşturmada adım atmayanların tamamı bu konuda vicdani sorumluluk içerisinde. Aylık 50 milyon dolar garanti gelir bile elde edemeyecek bir dünya takımını yaratanları geriye dönüp kafa sayarak bulabilirsiniz.

Böyle önemli bir kulübün başkanı olarak onurlandırılanlar, kendi varlıklarını ve ünlerini artıranların bu önemli takımın para sorunu olmayan hale getirecek projelere el atmamış olmaları en azından hazin bir tablo oluşturuyor. Bugün önemli günlerde onları yan yana görebilirsiniz ve ne yaptıklarını sorabilirsiniz. Cevap alabilir misiniz bilmiyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 202
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 61
Ort. okunma sayısı
: 986
Kayıt tarihi
: 29.06.07
 
 

Sosyal medya danışmanı, grafik tasarımcı.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster