Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '12

 
Kategori
Su Sporları
Okunma Sayısı
120
 

Derya kuzuları - deniz kazal

" Başlıkla ne alaka?" olan birinci bölümü belki ikincisiyle alakalandırabilirim diyerek pür sürat hız alıyorum. Deniz dalgalandıkça, kağıttan düşüncelerimi kayık yapıp salıvermeye korkarak ha bire şimdilik katlamaya çalışıyorum.

 "Bil bakalım" oyunuma devam ediyorum yine. Neden balıkçılar ve balıklar sabahın köründe daha çok avlanırlar?

-" Nasibin hikmeti mi bu?

- Bence hikmet her saatte bulunur ama sabahın bir gün doğumu bir uyanış olması ona ayrıcalık veriyor.

Deniz de katılıyor bana hafifçe kıpraşarak,

- Bak bakalım birazdan  bize ne misafirler gelecekler, çoğu da davetsiz. Ama onları en iyi şekilde ağırlamaktır görevimiz. Bir de mazotla bulanmasa midemiz, daha çok hizmet edeceğiz.

 Denize bakıyorum durarak. Öyle berrak bir ayna gibi duruyor ki karşımda aksimi sanki içinde gibi sudan seyrediyorum. Fiziki bedenim bir sevgiliyle kavuşmuş gibi memnun. İkimizin de içinde dörtte üç de olsa aynı kimya yok mu? Belki de  içimizdeki su eşleşmesi yüzünden suyu severiz. Gördüğümüz yerde arınmak isteriz. Arınmamız onunla kavuşmanın özünü bilince daha fazla oluyor. Boşuna değil günde beş kez ona koşma arzuları.

-Hey yine savurdun sudan saçmaları, sen anlat bakalım şu sudaki  sporları.

 Spor denildiğinde tıbbi eğilimimden mi nedir hep aklıma bakteri, virüs gelir. Ya da allerjik nesneler. Ama her iki "spor"da ortak özellik olduğuna göre ayrı gayrı yok diyorum. Ortak özellik hareket elbet.

 Berrak suda bir minik balık görüyorum. Ayağımı suya soktuğumda kaçacak yerde gelip minicik bir öpücük konduruyor. Ayağımda çıkan minik bir sivilce görmüş olmalı diyorum. Bakıyorum bir şey yok. Hareket edince kaçmayan cesur bir balık.Birden kavramlara karışıyorum.

- Ne yani bu balık cesur mu?

 "Bil bakalım" iyi yanıtlamalıyım. yoksa yanılgı puanlarım beni bu hayat fakültesinde zihin sporları dalında bütünlemeye bırakacak.

-"Hayır!" diyorum. Bu balık cesur ama ahmak. Eğer ahmak olmasaydı olurdu korkak. Bir şeyden korkmak demek ondan gelecek tehlikeyi sezmek ya da bilmektir. Bu nedenle cesur savaşçıların çoğu bana göre ahmaktır.

 Avcılıkta bir edep vardır. bir avı kalleşçe katletmek sadece vahşettir. Ancak seçme ilkelerine uyarlanarak, bir tür ayıklama türü olarak akılsız ve gözü dönmüş nefse düşkün türlerde avlanma biraz daha cazip hale geliyor. Elbette insana nimet olarak sunulan mahlukatın tüm isteği bir işe yaramak üzere hammade olarak insan bedenindeki fabrikada işlenmek ve dönülen yerin vehameti ya atık ya yaratıklara hizmet gübresel dönüşüm.

- Eyvah ki ne eyvah yine döndük taklitten tahkike.

 -Gel güncel hayat. Yemler bayat olunca akıllı balıklar da canlısını arıyor. Bazı görseller insanı elli cilt kitap okusa da anlayamacağı düşünceyi anında veriyor. Usta karikatüristlerimizin hazinelerinden. Bir adam elinde olta, atıyor volta sahilde. Oltanın ucunda canlı mı canlı bir solucan belli ki can derdinde . Ve aç gözlü bir balık ağzı açık gözleri üzerinde.

-Söyle bakalım hangisi tehlikede? "Kim bilir" oyunumun bu sorusuna yanıt vermek çok zor. Solucan zaten zokaya geçirilmiş, Balık ise bu çırpınışta iki şansa sahip en azından. Bence tehlikenin en büyüğü henüz başa gelmeyendedir. Burada danışılacak iki şey var akıl ve nefis. Uy bakalım. Ya solucanla iş birliği yapacak onu zokadan kurtaracak, ya atlayıp o da zokayı yutacak.

 Uzun süredir hem su hem de zihin sporu olarak algıladığım balıkçılığı farklı kullanımlarla felsefi malzeme yaptım. Bir süredir elime olta almadım. Kıyı balıkçılığı denilen bir alanda önce bayan olmanın zorluğunu maalesef tattım. Meraklılarla farklı avcıların odak noktası olmak tedirgin ediyordu. En tenha yere çekilip ne zaman bir olta atsam balık yerine insanlar üşüşüyordu oltamın ucuna. Çoğu kez balık tuttuğum anlaşılmasın diye "rat" ı bırakıp tahta düzenekle kuma gömerek dip oltacılığına başladım.denizi epey kuşunladım bu şekilde. Taşlar kurşunlarımı demir eksikliği olan hemoglobin gibi yuttular. Sarma denilen bir usulle mantara bastım. Yüzerek götürüp açığa bıraktığım mantar üzerine sarılı ekmekler ben kulaç attıkça peşimden geliyordu. Gelen ekmekler olsa yine iyi,ekmeği gören balıklar ekmekte bir iğne vardır önce şunun tadına bir bakalım diye beni kovalamaya başlayınca, Kuzu da denilen Akdeniz'in avcı balıklarının dişlerinden zor kurtuldum. Olmadı yüzmek yerine ilk seyyar gemim olan bir cankurtaran simidini kullandım.. Simidi belime geçirmek yerine üzerine oturup denize açılınca hele bir de cazip kokulu sardalyeleri, karidesleri oltanın ucunda sallayınca neticeyi söylememe gerek var mı? Akıllı balıklar yem yerine kaynağını aramaya başlayınca bana da elimdeki fileyi suya atıp simidin üzerinden atlamak düştü. Atlarken de oltamın iğnelerini bir güzel simide dizmeyi başaran koruyucu tim tarafından tarandım.

 Deniz ve su sporu aşkı yüzmeyle bir müddet idare etti. Bu kez kendi kurduğum tuzaklara düştüm. Ne zaman açık denizlere kulaç atmaya kalksam, ya bir sarmaya dolandım, ya bir jet ski denilen nesneye binip kıyıya hava atmak için yaklaşan acemi sürücülerin taaruz korkusuyla doldum. Bir motor sesi geliyormu diye kulaklarımı sudan çıkarmadan su altı istihbaratı yapayım derken bir de orta kulak iltihabı oldum. Bazen bir deniz anasının ya da deniz üzümünün beni bulup dalaması ya da bir turnanın kovalamasıyla kıyıya kaçmakla son buldu. En acısı da açıklarda aralıksız patlayan arıtma bombardımanlarına maruz kalıp bir den etrafımı sapsarı bir çamur sarmasıyla allerjik reaksiyonlartla kıyıya kaçmam oldu.

-Kıyıda nasıl yüzülebilir ki? Kıyıya paralel attığım her kulaçta bir kayayla burun buruna gelerek her tarafım yara bere içinde kalarak, kurbağa gibi olduğum yerde zıplayarak da yüzülmez ki.Yüzmek ne kelime hele bir dalmaya kalk. Ya bir mürenle gözgöze gelerek savurduğu tehditi dinlemek ya da miskin bir ahtapotun ya da kalamarın saldığı mürekkeple simsiyah boyanıp karaya çıkmak nasibim oldu. Bu kadar olumsuzluk da olmaz huysuz biri oldum .Oysa ben her şeyin olumlu yanını görmek ve göstermek isteyen biriyim. Evet işte bu yüzden önce olumsuzluklardan başladım ki her kötüden nasıl iyiye ulaşılır anlayabileyim. Bu kötü yazılarım belki iyi birşeylere neden olur kimbilir. Yine kıyıya kaçmam gerekiyor. III. Bölümde sudan karaya çıkmak dileğiyle devam edeceğim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bugün ilk sizin yazıyı okumaya başladım. denizi deniz çekmiş anlaşılan. Balıklar güzeller, sevecenler. ayağınıza kadar gelip öpücük verecek kadar:)) ama insanlar yok mu. aklıma İbrahim edhem geldi. padişahken evliya olan. Bir gün bir deniz kenarında söküğünü yama yapıyordur. Elinde iğne iplik. Ordan geçen biri tanır. Koskoca sultan yama yapıyor, içinden öyle geçirir. ibrahim edhemse iğnesini denize atar. ve balıklar iğnesini getirir. Gördünmü der hangisi sultanlık... İyi günler.

İbrahim ARSLAN 
 03.10.2012 8:18
Cevap :
Selamlar sevgi dolu yüreğiyle yorumuyla yorduran arkadaşım. Pratik hayatın renkleriyle düşüncelerimizi dinlendirmek arzusuyla bir şeyler de yazmak sizin gibi yüksek düşünceli kişilerin düşünceleriyle güzel katkılarına ulaştırıyorsa, biz buralarda ne olursa olsun sırf siz gibilere ulaşmak için yazarız. Buralarda bu nedenle varız. Elleriniz ve yüreğinize sağlık.  03.10.2012 13:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 409
Toplam mesaj
: 136
Ort. okunma sayısı
: 841
Kayıt tarihi
: 17.10.07
 
 

Edebiyet fakültesi  mezunuyum. Öğrenmenin yaşı yoktur diyerek çeşitli kurslardan da el sanatları ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster