Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ağustos '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
549
 

Despotu biz alkışlıyoruz, diktatörü biz yaratıyoruz…

Despotu biz alkışlıyoruz, diktatörü biz yaratıyoruz…
 

Toplumsal mücadele, birçok öğe ve unsuru, oldukça yoğun ve nitelikli bilgi dağarcığı ve tecrübe birikimini gerektiren çok katmanlı bir kitlesel harekettir. 

Toplumsal eylemin sağlam bir tahlil sonucu oluşturulmuş bir stratejisi olmak zorundadır. 

Bu strateji temelinde, somut koşulların hareketliliğine koşut olarak oluşturulmuş taktik planları bulunmalıdır. 

Sözünü ettiğimiz strateji ve taktik uygulamalar Dünya’nın, Bölge’nin ve ülkenin nesnel koşulları ile tıpa/tıp özdeşleşmiş olmalı ve hayatın pratiği içinde sürekli olarak doğrulanmalıdır. 

İşte bu nokta çok önemlidir… 

Eğer benimsenen strateji ve taktik uygulamalar hayatın pratiği ile doğrulanmıyorsa, bu noktada “parti içi demokrasi” büyük bir önem kazanır. 

Çünkü ortaya çıkan uyumsuzluk ya da çelişkilerin parti içinde özgürce dillendirilerek tartışmaya açılması izlenen yolun aksaklıklarını onaracak biricik sağlıklı yöntemdir. 

Partinin karar organları, parti içindeki demokratik tartışma ortamını disiplin gerekçesi ile boğmaya kalkıştıkları zaman ortaya çıkan aksaklıkların onarılmasına da engel olmuş olurlar. 

Bu girişimden zarar görecek olan ise, doğal olarak mücadelenin kendisidir, halktır, millettir… 

Bir siyasi parti sadece motivasyonla yönetilemez!.. 

Bir örgütün psikolojik açıdan diri tutulması başka şeydir, siyasi mücadelenin esasını “Vatan/Millet/Sakarya” edebiyatına endekslemek çok çok başka… 

Halk, sözünü ettiğimiz bu deyişi boşuna yaratmamıştır. 

Bu halk deyişinde anlatılmak istenen şeyin özü, hamasi bir ruh hali yaratılmak istenen mehter marşı motivasyonunun ironik bir dille altı çizilen nafileliğidir… 

Fedai olunacaktır! 

Ancak insanlar, fedai olunacak hedef ve stratejiyi sorulama hakkından yoksun bırakılamaz… 

Parti disiplini kavramı, karar organlarında yer alan kişilerin, parti içi demokrasiyi iğdiş ederek, üyelerin düşüncelerini ifade etme özgürlüklerini ipotek altına alma sonucunu doğuracak şekilde anlaşılamaz, uygulanamaz… 

Anlaşılırsa ne olur? Uygulanırsa ne olur? 

O parti birilerinin çiftliği haline dönüşür ve hiçbir zaman gelişerek toplumsal harekete önderlik edecek bir kıvama ulaşamaz. Niceliksel olarak çoğalamaz, niteliksel olarak gelişemez… 

Tarih boyunca hiçbir lider ve hiçbir organ demokrasiyi kendi başına ortadan kaldırmamıştır. 

Küçük ölçekte parti üyeleri, makro alanda ise millet, liderin diktatörlük yürüyüşüne rıza göstermiyorsa, ona “dur” diyebilecek bir bilince erişmişse, liderin işi zordur, yolu çıkmazdır. 

Vardığımız bu sonuç çok önemlidir. 

Demek ki, Hitler’in Alman faşizmini yaratmasından ona karşı koyarak “dur” demeyen tüm Alman halkı sorumlu ise, Tayip Erdoğan’ın antidemokratik girişimlerinden ve migro planda parti içi despotluğa soyunanların eylemlerinden tüm millet, tüm siyasi parti üyeleri, yani hepimiz sorumluyuz… 

Sorumluluk [yakıcı nitelikte] bir yükseklik duygusudur. 

Aydın olmanın biricik şartıdır. 

İnsan olmanın en sıralarda yer alan yegâne değeridir… 

Aydın bireylerden oluşan toplumlarda diktatörlerin ortaya çıkması ve parti içi despotizimin yaşama şansı mevcut değildir. 

Demek ki gözlerimizi ve bilincimizi çevireceğimiz öncelikli nokta, dikta heveslilerin bireysel niteliklerinden önce, kendi sorumluluklarımızla ne ölçüde yüzleştiğimiz ve ne kadar hayata geçirdiğimiz gerçeğidir. 

farukhaksal@superonline.com 

LÜTFEN TIKLAYINIZ: 

www.soruyusormak.com 

www.kitlecizgisi.com 

www.dnm-ler.com 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

birçok kelime ve birçok satir var ama yazinin ana fikrini anlayamadim ... Eger amaciniz antinomik kelimelerin yanyana getirildigi o meshur "sivil dikta" uydurmasindan bahsetmekse bunu daha açik yazin. Irtica ve yolsuzluk iftiralarinin yalan oldugu ortaya çikinca, partizanlarin son siginagi bu uydurma kavram oldu. Savas delisi ve irkçi bir psikopatla, barissever ve tum halkini kucaklayan bir liderle kiyaslamaya çalismak etik degildir. Yazdiginiz yazi ve eklediginiz fotoraf herseyden once yasiniza basiniza yakismiyor, sizin yasinizdaki insanlarin gençlere ornek olmasi gerekir

Demokrasi Penceresinden 
 24.08.2011 10:59
 

Tayyip Erdoğan'ı diktatör ilan edip,diktaya karşı çıkanları AYDIN ilan etmekle aydın olunmuyor sayın yazar.Oy verenleri aptal olarak nitelemek sizi zeki kılmıyor efendim.Dikta olduğunu sandığınız ve kendinizi avuttuğunuz bu düzeni neden sadece Seçmenlerin %23 lük bir kesmi bu şekilde görüyor bunuda anlamış değilim. Evet ortada bir aptallık sözkonusu olduğunu biliyorum ve bunu kabul ediyorum. Ekonomik büyümeyi bir çöküş olarak gören, sosyal ve sağlıktaki gelişmeleri görmezden gelen, teknolojideki,bilimdeki,eğitimdeki çığır açan projeleri yok sayan bir kesim daha başka hangi isimle çağrılabilirdiki. Bizler sizlere herşeyi tekrar öğretemeyiz. başarısız insanın mazereti bitmez, cahilin itirazı bitmez. Artık AKP ve seçmenlerine karşı planladığınız o sinsi itiaatsizlik saçmalığından ne zaman vazgeçeceğinizi merakla bekliyoruz. Burası bir karışırsa LİBYA,MISIR SURİYE GİBİ DEĞİL. karışırsa fena karışır. Çünkü bu ülkeyi darbecilerin,Atatürkçü olarak geçinip her türlü bölücülük yapana bırakmayı

İbrahim Doğan 
 23.08.2011 16:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 911
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 473
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster