Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ekim '06

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
1795
 

Devasa bir kalbin ağırlığı ile...

Devasa bir kalbin ağırlığı ile...
 

Akademi binasına adım attığınız ilk gün çabucak farklı bir havaya bürünür, sanki tüm ressamları, sanat akımlarını ve teknikleri biliyor oluverirsiniz. Artık siz sanatçı adayı değil, sanatçının ta kendisi olmuşsunuzdur çünkü artık kendinizi sanata adamaya ve bu yolda tüm yeniliklere açık olmaya, yaratmaya cesaretiniz vardır. İster yolun başında olun, ister sonuna gelmiş olduğunuzu düşünün...

Tarihte 'ressam' diye tabir edilen, isimlerini beyinlerimize kazıyan insanlar bu sıfatları, emin olun ki yaptıkları ne olursa olsun asla yılmadıkları için almışlar. Kendi yaptığı şeyin gerçekte ne olduğunu bilmek bence her 'sanatçı' ya ait bir meziyet değil. Benim hikayesini okuduğum en güzel örneklerden birisi Henri de Toulouse-Lautrec'dir.

Aristokrat bir ailenin çocuğu olarak hayatının ilk yıllarında resim ile tanışmış ve çok küçük yaşlarda resim yapmaya başlamış. 14 ve 15 yaşlarında kırılan iki bacağının iyileşmemesi sonucunda gelişen vücuduna oranla kısa kalan bacakları, tüm hayatı boyunca onu rahatsız etmiş ama kendisi de sanatının gerçek amacının bunun üstesinden gelmek olduğunu daha sonraları anlamış. Ünvanını, ailesini ve tüm varlığını geride bırakarak, Paris'in bohem hayatına gömülüp kendisini resmine adamış. Hayatındaki her kadına kalbinin tamamını vermiş, o büyük kalbin ağırlı altında ezilen kadınlar tarafından üzüntülere boğulmuş. Ama her kalp kırıklığının ardından, hızla alkole boğulan ve sanatını daha açığa çıkaran bir adam haline gelmiş. O tarihlerde kimse tarafıdan ciddiye alınmayan poster ve baskı sanatını zirveye taşımış ve resme getirdiği yeniliklerle herkesin beğenisini kazanmış.

1901 senesinde 37 yaşında öldüğünde ardında, en güzel zamanlarını geçirdiği ve cesaretlendirdiği dostları ve sanat eserlerini bırakmış. Fikrimce onu ezip geçen hayatı değil, sanatının büyüklüğü olmuştur. Tahta bir baston, devasa bir kalbi taşıyabilir mi?

Eğer gerçekten sanatına sarılmış, herşeye rağmen son nefesine kadar resim yapmış birisinin hayatını okumak isterseniz, Lautrec'i öneririm.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Lautrec'in hikayesi bana Frida Kahlo'yu anımsattı. Hayata tutunmak, ne olursa olsun küsmeden tam aksine delice bir coşkuyla yaşamak bu olsa gerek...Ellerinize yüreğinize sağlık... Sevgiler...

Fulya 
 07.10.2006 16:47
Cevap :
Çok teşekkür ederim. Evet, bu insanın yerinde olmak başka olurdu sanırım. Belki ben daha çabuk pes ederdim. Ya da belki daha güçlü olurdum. Bilemem.  07.10.2006 17:04
 

Neden böyle birçok büyük insan "alkol" ile barışık hayat ile kavgalı oluyor anlamıyorum. Ben ""Moulin Rouge" da Lautrec ile tanışmışmıştım. Sonra araştırdığımda ölen ağabeyi, kısa bacağı, mükemmel eserleri, alkoliklik ve senatoryum ile gelen erken ölümü beni çok etkilemişti. elinize sağlık. (Hatta Pembe Panter-Peter Sellers ile de bir ilkgisi vardı ama hatırlayamadım şimdi.)

Savaş ŞAKAR 
 07.10.2006 16:33
Cevap :
Katılıyorum. Esasında bence alkol bir kaçış yolu olarak seçildiği için, onlar da aynı şeyi yapmışlar. Dikkat ettiyseniz büyük sanatçıların yaşamları genelde acılar ile doludur. Acı onların sanatını tetikler. Ben Moulin Rouge'dan çok etkilenmiştim. Kitabı bitirdiğimde ise haftalarca kendime gelemedim. Bence insanın içinde barındırdıklarına dair oldukça iyi bir eser, aynı zamanda güzel bir biyografi. Yorumunuz için çok teşekkürler =)  07.10.2006 17:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 14
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 3063
Kayıt tarihi
: 08.05.06
 
 

Hayatını her türlü çizgi roman, çizgi film ve birçok insanın 'çocukça' olarak nitelendireceği şeyler..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster