Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mart '08

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
580
 

Devlet, Millet ve Hukukun üstünlüğü...

Devlet, Millet ve Hukukun üstünlüğü...
 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı AKP hakkında partiyi kapatma davası açtığı günden bu yana dikkatle takip ediyorum, hemen herkes <ı>“Demokrasi aşığı” kesilerek, açtığı dava nedeniyle Yargıtay Başsavcısını adeta <ı>“Vatan haini” ilan eder oldu.

Ne garip değil mi?

Hatta ülkenin önde gelen (!) hukukçuları bile Yargıtay Başsavcısının <ı>“Yargılanmasını” istediler, o da yetmedi koro halinde yargının üzerine yürüdüler.

Siyaseten konuşanları bir ölçüde anlamak olası, ama hukuk eğitimi alanları ve hatta <ı>“Profesör” unvanı taşıyanların bu koroya katılmalarını anlamak mümkün değil.

Hani, bir laf vardır <ı>“Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” diye. İşte anlamayanlara, anlamak istemeyenlere bir kez daha anlatmak istedim.

Önce şunu ortaya koyalım.

<ı>“Millet” olmadan <ı>“Devlet” olmaz, devlet olmadan da millet olunmaz…

Millet, devletini kurar ve onu da korumaya alır. Biz de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni <ı>“Millet” olarak kurduk ve onu da korumaya aldık. Buna da kuşkusuz zorunluyuz.

Devletimizi kurarken şeklini <ı>“Cumhuriyet” olarak belirledik, nitelik olarak da <ı>“<ı>Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir” ilkesini benimsedik. Her iki kuralı da anayasamızın birinci ve ikinci maddesi olarak <ı>“Hukuki sonuç” olarak ortaya koyduk. Ayrıca, bunların asla değişmeyeceğini, değişmesinin dahi teklif edilemeyeceğini de yine <ı>“Hukuk kuralı” olarak ilan ettik.

Mademki kurduğumuz <ı>“Devlet”in niteliği <ı>“Cumhuriyet” ilkeleri de <ı>“…demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti…” ise, onu da düzenlememiz gerekiyordu, anayasamızda bu düzenlemeleri de yaptık.

Demokrasilerin üç temel ve vazgeçilmez ilkesi vardır. Egemenlik her ne kadar <ı>“Milletin” ise de, bu egemenliği de bir kullanma yolu olmalı. İşte o <ı>“Yol”da üç temel yapı elemanı vardır.

Bir; <ı>Yasama, iki; <ı>Yürütme ve son olarak da <ı>Yargı

Bu üç temel birim, birbirine üstünlük sayılamayacak şekilde ve birbirinden bağımsız çalışır. Tekrar ederek ve üstüne basarak söylemek gerekirse, biri diğerinin üstünde veya altında değildir.

Yasama yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisi, ulusundan aldığı yetkiye dayanarak kullanır. Yürütme yetkisini ise, TBMM içinde aldığı <ı>“Güven” ile hükümetler yerine getirir. Yargı görevini ise, bağımsız ve bütün yetkilerini Anayasa ve diğer yasalardan alarak denetleyen ve karar veren bağımsız yargı mensuplarınca yerine getirilir.

Bu üçayağın birbirine bağlı ve ancak bağımsız iş görmesi gerekir ki, demokrasi ve hukuk devleti sorunsuz işleyebilsin.

Üç unsurun, bir başka söylem ile yetkinin birbirine <ı>“Bağlılığı”, amaçlarının aynı düzlem üzerinde olmasındadır. Yani, her üç güç de halk için, devlet için ve demokrasi için, hukukun üstünlüğü için vardır ve amaç, onu sonsuza kadar yaşatmaktır.

Birbirlerinden de bağımsız çalışmaları esastır demiştim ya, işte burayı bir miktar açalım.

<ı>Yasama: Milletten aldığı yetkiyi, toplandığı salonun duvarında yazdığı gibi <ı>“Egemenlik Kayıtsız şartsız milletin” olduğunun bilinci ile uyulması gereken düzeni oluşturacak yasaları çıkartmakla yükümlüdür. Bu yasalara göre yürütmeyi yerine getirecek iktidarı da, yine Anayasanın kendine verdiği yetki ve yöntemler çerçevesinde de ayrıca denetlemekle görevlidir.

Bu görevi yaparken kuşkusuz “<ı>Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir” sözüne uygun olarak yapması gerektiğinin bir kez daha ve özellikle altını çizmek gerekir.

Gerçek demokrasilerde <ı>“Milletin meclisi” temsilde orantının en güzel şekilde yansıyacağı yer olmak zorundadır. Eğer <ı>“Temsilde oran” istikrarın da ön plana çıkartılacağı şekilde yansımamışsa, o meclisin <ı>“Milletin egemenliğini” temsil ettiğinden söz etmek mümkün değildir.

Bu nedenle de meclis, yasalarda kural olarak konulan <ı>“Temsilde adalet”i fiilen sağlayamasa da, en azından <ı>“İlke” olarak <ı>“Demokrasiye inanç” olarak uygulamada ön plana çıkarması gerekir.

<ı>Yürütme: Görev olarak milletten aldığı yetkiyi, ancak yasalar çerçevesinde yürütmekle görevlidir. Millet, iradesini <ı>“Oy” ile ortaya koyarken, seçtiği siyasi ekibin seçim meydanlarında ve seçim programında ortaya koyduğu vaatlere bakarak seçimini yapar. Ve de seçtiği siyesi ekibin vaatlerine de uymasını ister.

Yürütme, bu ilkeler doğrultusunda icraatını yaparken de <ı>“Tarafsızlık” , <ı>“Hukukun üstünlüğü”, <ı>“Anayasa’ya sadakat” ve <ı>“Eşit davranma” ilkesinden vazgeçemez.

<ı>Yargı: Anayasa ve yasaların kendisine verdiği yetkileri <ı>“Bağımsız” ve <ı>“Tarafsızlık” ilkeleri içinde yasalara göre yerine getirir.

Gerek yasama ve gerekse yürütme organları, yargının ortaya koyduğu <ı>“Son” kararlara itirazsız uymak zorundadır. Çünkü yargı, Anayasa ve yasaları uygulamak ve yine Anayasa ve yasalara uygun olarak karar vermek zorundadır.

Bu, <ı>“Sosyal hukuk devleti” olmanın gereğidir, vazgeçilemez, yok sayılamaz ve bu kararlara karşı gelinemez.

Kararlarının <ı>“Tartışılması” ile <ı>“Karşı durulması”nı ve bugün üzülerek gördüğümüz gibi <ı>“Hakarete kadar vardırılmasının” da kabul edilir bir durum olmadığını vurgulamak gerekir.

Gelin şimdi de Türkiye’de yaşadığımız son duruma bir göz atalım…

TBMM, seçim sisteminden kaynaklanan nedenlerle <ı>“Temsilde adalet”i tam yansıtmadığı için, bu gün aldığı ve gelecekte alacağı tüm kararlar <ı>“Gereksiz” şekilde tartışmaya açılmaktadır. TBMM de kendi içindeki bu durumu <ı>“Etik” açıdan temsilde adaleti yansıtma çabası içinde olmadığından, tartışmaları körüklemektedir.

Yürütme, hiç bir şekilde <ı>“Müşavere” yani <ı>“Tartışma” ve sonunda <ı>“Ortak nokta” bulunması çabasına katılmadan, kendi bildiğini <ı>“Azınlık ekseriyetine” dayanarak <ı>-azınlık ekseriyet işte böyle olur- yapmaya devam etmektedir.

Yargı organının bu duruma <ı>“Müdahil” olması ise, ne yazık ki bazı kişilerce <ı>“Milli egemenliğe saygısızlık” olarak vurgulanmaktadır.

Yargı, yürürlükte olan Anayasa ve yasaların kendine yüklediği görev ve sorumluluğu yerine getirirken suçlanmasını ve hatta <ı>“Vatan haini” sayılması anlaşılır bir şey değildir.

Kaldı ki <ı>“Yargı” görevini yerine getirirken yargıyı ilgilendiren konuların dışında kalması gerekir. Onun içindir ki ne ekonomiyi ne de siyasetin geleceğini düşünür. Yargının düşünmesi gereken tek şey vardır <ı>“Hukuka uygun” işlem yapmak ve <ı>“karar” vermektir.

Hiçbir kişi veya kurumun <ı>“Devleti koruma” refleksi göstermesinden dolayı yargıyı suçlama hakkı yoktur, ayrıca <ı>“Haddi” de değildir.

Ne zamana kadar?

Mevcut Anayasa hükümleri ortada olduğu sürece…

Ve tüm kişi ve kurumların ilk görevi de bu Anayasa kurallarına sonuna kadar sadık kalmak ve uymaktır. Aksi davranış içinde olanların kafalarının arkasındaki düşüncelerinden kuşku duyarım.

<ı>18 MART 2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1104
Toplam yorum
: 2655
Toplam mesaj
: 212
Ort. okunma sayısı
: 911
Kayıt tarihi
: 28.01.07
 
 

Emekliyim ama “Tekaüt” değilim. 1961 yılından beri değişik “Anadolu” gazetelerinde yazdım. 1984-8..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster