Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mart '08

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1062
 

Devlet ana tehlikeli virajda


Devlet Ana, 1960’lı yıllarda bazı aydınlarımızın, toplumsal gerçeğimizi anlamaya çalıştığı ve bunu başarabilmek için de yoğun düşünsel çalışmalara yöneldiği bir dönemde, Kemal Tahir tarafından yazılan ve 1967 yılında yayınlanan, toplumsal içerikli bir romandır. Kemal Tahir, “Devlet Ana” romanında, Osmanlı Devleti’nin kuruluşu sırasında Anadolu insanının özlemlerini, onların; güçlü, güvenli, adaletli bir devlete duyduğu ihtiyacı anlatmaya çalışmıştır.

Kemal Tahir’in, bu romanda insanımızın manevi dünyasını, davranışlarını ve yaşantılarını tutarlı bir şekilde yorumlayarak dile getirmesi, dönemin aydınlarını da etkilemiştir. Yalnız bunun uzun süreli olmayacağı zamanla görülecektir. Kemal Tahir’in bu romanı, 1968 yılında Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü kazanmıştır. Ancak bugün siyasi, ekonomik ve sosyal alanda yaşadıklarımız, hem “Devlet Ana” romanını hem de insanlarımızın güçlü, güvenli ve adaletli bir devlet özlemini çoktan unutturmuştur.

Bugün yaşamakta olduğumuz gerçekler, devletimizin yine “Ana” olduğunu ama güçlü, güvenli ve adaletli ana olma özelliğini kaybettiğini göstermektedir. Belki de bu durumu, Anadolu insanının anlatımıyla şu şekilde somutlaştırabiliriz: Şöyle ki on çocuğu olan bir ana, bir gün çocuklarının her birine yufkadan birer dürüm yapmış. Çocuklar, elbette bu duruma sevinmekle beraber analarını sevdikleri için, “Ana sen bize var olan yufkayla birer dürüm yaptın ama sen ne yiyeceksin?” diye sormuşlar. Ana’nın verdiği cevap ilginçtir: “Ananız taş yesin, yarım yarım beş yesin!”

Anlaşıldığı üzere Ana, çocukları için yaptığı her dürümün yarısını bölüp alacak ve toplam beş dürüm yiyecek; çocukların her birine ise yarımşar dürüm kalacaktır. Doğrusu “Devlet Ana’nın” beş dürümü yiyecek cismani bir özelliği yok. O sadece çocuklarına hizmet vermesi gereken bir siyasal kurumdur. Ancak bu siyasal kurum, kurumun eylem ve işlemleriyle görevli siyasetçi ve bürokrasinin yanlışları sebebiyle, insanımızın onu güçlü, güvenli ve adaletli bir devlet olarak görme arzusuna rağmen, işlevlerini yerine getiremeyen bir “Devlet Ana” konumuna sürüklenmiştir.

Devlet Ana’nın, yasal zemine oturması gereken kurumları, yıllardır yasal çerçevelerini aşmışlar ve işlevlerini yerine getiremeyecekleri bir açmaz içerisine girmişlerdir. Dış güvenlikten sorumlu olması gereken bir kurum, siyasi parti gibi çalışır hale gelmiş. Siyasal iktidar kendini, “uysal koyun” zannetmeye başlamış. Muhalefet ise neye uğradığını şaşırmıştır. Sonuçta; “Devlet Ana” Türk tarihinin hiçbir döneminde görülmeyen sorunlu bir yapıya dönüşmüştür.

Türk milleti’nin içine düştüğü bu siyasal açmaz, 13. Yüzyılda Moğolların Anadolu istilası ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında, Anadolu’nun emperyalist devletlerce işgal edildiği dönemlerdeki siyasal kargaşalara benzerlik göstermektedir. Ancak Türk milleti’ne ve onun üzerinde yaşadığı Anadolu’ya yönelik olan söz konusu tehditler, bugünkü kadar tehlikeli değildi. Bugünkü tehdit, küresel bir tehdittir. Bu küresel tehdidin siyasi, ekonomik ve sosyal boyutları vardır. Böyle tehlikeli bir zamanda, “Devlet Ana’nın” kurumlarına, sağduyu çağrısında bulunmak istiyorum.

Belki bu çağrım, TOBB, TİSK, TESK, TÜSİAD gibi sözde sivil toplum örgütlerinin çağrısı kadar etkili olamayacaktır. Çünkü onlar, şu an “Devlet Ana’nın” has evlatlarıdırlar. Sağduyu çağrısı ile tehlikeye girdiğini düşündükleri, has evlat olma özelliklerini sürdürebilme telaşı içerisindedirler. Ama benim bu çağrım, kişisel maddi bir talep ya da bencilce bir duygunun ifadesi değildir. Bir Türk vatandaşı olarak, en az iki bin yıllık yazılı Türk tarihinin göz bebeği olan “Devlet Ana’nın” Kemal Tahir’in romanında anlatıldığı şekliyle, yeniden asli görevini yerine getirmesi amacına yöneliktir.

Soyutlaştırılan ve mitolojik bir anlam yüklenen laiklik, irtica, başörtüsü gibi çatışma alanlarından… Ne anlama geldiğini kavrayamadığımız, “en az üç çocuk yapın!” isteklerinden. Özgürlük alanı oluşturması gereken laikliği, bir baskı aracı olarak kullanma yanlışlığından vazgeçmenin zamanı hala gelmedi mi?

Eğer eline yemesi için verdiğimiz dürümün, yarısını koparıp alacaksak, dış dünyada siyasal gücümüzü artırıp, anlamsız terörü sona erdirmek varken; “terörle yaşamaya alışmalıyız” diyerek, yarım dürümlü gençlerimizi bu yolda kullanmak gibi bir niyetimiz varsa; bütün kadınlarımız başını açsa da, laiklik adına yine de çatışma alanı oluşturmak gibi niyetlerimizin var olabileceği anlaşılıyorsa; bu hal neyin nesi, bu kavga kim ve ne adına yapılıyor?

Eteğimizdeki taşı dökelim! Tehlikenin, komplo teorisi olmaktan çıktığı, görünür hale geldiği bir sırada, Bizanslıların yaptığı “meleğin cinsiyetinin ne olduğu" türünden tartışmaları bırakıp, ülkeyi düzlüğe çıkarmak adına, “Devlet Ana’nın” kurumları ile Türk milleti olarak el ele verip, görünürdeki tehlikeyi ortadan kaldırmanın çabası içerisine girelim. Bu çabamız, şehitlerimize karşı bir borcun iadesi olduğu kadar, gelecek kuşaklarımıza da ödevimizdir.

Saygılarımla.

Rıza Üsküdar

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bizler hep bu kavram ile büyütüldük. Ama bugün baktığımızda sizin de yazdığınız gibi kendimiz anasız babasız hissetmemek mümkün değil. Ya da üvey evlat gibi.Babamız anamız esas ihtiyaçlarımız unutmuş kendi yolunda gidiyor. Ve unutulan şu ki sahipsiz kalan toplumlar ve de insanlar aidiyet duygusunu yanlış yerde arayabilirler.. Daha doğru ; daha oratk Anadolu'ya layık aidiyet ve amaçlarda buluşmak dileği ile...

Mezopotamya Prensesi 
 11.04.2008 17:07
Cevap :
Değerli Kardeşim, öncelikle katkılarınıza teşekkür etmek isterim. Doğrusu yaşadıklarımızın ne anlama geldiğini daha iyi anlamak için Sosyolog Coser’in iki kavramını sizinle paylaşmak isterim. Coser’e göre çatışma ikiye ayrılıyor. 1-Gerçekçi Çatışma: Gerçekte var olan bir engele yönelik eylemdir. 2- Gerçekçi Olmayan Çatışma: Gerçekte var olan engele yönelik değil de, sembolleştirilmiş başka bir hedefe yöneltilen eylemdir. Bu kavramlar ve tanımlarından çıkaracağımız sonuç: Ülkemizde semboller üzerinden yapılan çatışmanın, “Devlet Ana'yı” gerçek işlevinden uzaklaştırdığıdır. Galiba bu çağda mitoloji üretiyoruz. Ne gariptir ki geçmişin mitolojisine, saçma diye inanmıyoruz ama bugün kendi ürettiğimiz mitolojinin arkasına sığınarak çatışıyoruz. Yaşamda doğallık, üretimde yardımlaşma, paylaşımda hakkaniyetin gerçekleşeceği, bir Türkiye ve dünyada yaşamak dileklerimle… Selam ve saygılar.  11.04.2008 20:11
 

Merhaba,Rıza kardeşim... İster "devlet ana" densin,istenirse "devlet baba"... Yazdıklarınıza katılıyorum.Yalnız,"devlet" ile "hükümet" arasındaki ince çizgiyi doğru gözetmemiz gerekiyor.Cumhuriyet'in kurulduğundan beri,bu ince çizgiyi göremediğimiz ya da devlet ile hükümet icraatlarını birbirine karıştırdığımız ya da ayıramadığımız için başımıza gelmedik kalmadı(darbeler).Devletimiz,hiçbir zaman demokrat bir kişiliğe bürünemedi.Devlete yüklenen "laik" misyon,hükümetlerin demokratik açılımlarını hep engelledi.Biz devleti hep kutsal saydık,ona "baba" dedik.Kutsal olanın "devlet" değil,"insan" olduğunu bir türlü kavrayamadık.Devlet kurumlarında çalışan bürokratlara bir bakın,hepsinin yüzü asık,yürürlerken "dünyayı ben yarattım" havasındalar.Devletin bürokratları,devletin aynadaki görüntüsüdür.Özal'ın dışında,pantolan üzerine kısa kollu bir gömlekle görüntülenen bir devlet başkanı gördünüz mü hiç? Bizim devletimiz,sevgiden yoksun otoriter bir babadır.Bundan sonra da zor değişir.Selamlar.

cdenizkent 
 31.03.2008 13:56
Cevap :
Denizkent Bey, öncelikle katkılarınıza teşekkür ederim. Ancak zor da olsa ümidimizi korumak zorundayız. Belki de birey olmanın farkına vararak, her birimiz daha güvenilir, adaletli, demokratik bir devlet düzenimizin kurulmasına katkı sağlayabiliriz. Bunun yolu, her şeye rağmen geleceğe ilişkin kararlı ve ümitli olmamızdan geçer. Umarım bu paylaşımımız, böyle bir oluşuma katkı sağlar. Görüşmek üzere sevgi ve saygılarımla.  31.03.2008 17:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3429
Toplam yorum
: 2174
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 574
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster