Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Aysegül Akbay Yarpuzlu

http://blog.milliyet.com.tr/yarpuzlu

11 Mayıs '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
338
 

Devlet otoritesi, özel adalet ve anarko-kapitalizm

Malik’in bir sorunu var. Kötü durumdaki yeğenlerine yardımcı olabilmek için bir yardım kuruluşu ile çalışıyor, ancak örgütün daha fazla fona ihtiyacı var. Malik, yardım taleplerine olumlu yanıt vermek istemeyenlereyse öfkeleniyor.  

Hayır kurumlarına bağışın kişisel ahlaki bir yükümlülük olduğuna inanan insanlar, toplumda zenginliğin mevcut dağıtımının haksız olduğunu söylerken "yeniden dağıtıcı adalet" teorisine sahip insanlar bile toplumumuzda da mevcut.

Yoksullara yardımı zorunlu hale getiren devlet hakkında ne düşünmemiz gerekli?

Bu zorunlu bağışlar çoğu zaman hükümetlerin başlıca faaliyet alanlarından biri olagelmiştir. Tıpkı hükümet gücünü hissettirmek için çalışan silahlı kuvvetlerin kahraman olarak övgüye değer olmakla ödüllendirilmesi gibi.

Ve neden bu devlet elitinin dışında kalan diğerlerine düşen sadece hükümete itaat gerekliliğidir?

Halkın hükümete tanıdığı bu özel yetkileri verdiğiniz sürece ", sosyal sözleşme" kuralı ile gelen güçler bizi ezmeyi sürdürecek. Peki vergi ödediğimiz hükümet için yasalara uyma zorunluluğu olmayacak mı?

Gerçeklere bakılırsa; ‘’Bir devlet istemiyorsanız, şimdiden Antarktika’ya taşınmalısınız!" Kısaca yargı, kimi zaman öylesine hükümet lehine çalışmaya başlıyor ki; o bölgede yaşayan insanları dışlama hakkına sahip olma noktasına bile gelebiliyor. Bu nedenle devletin otorite kurmak için tasarlanmış bir argüman olarak öngörüldüğü inkar edilemez. Böylece, devletçi iddianın kurbanları gönüllü olarak sadece kendi evlerinde yaşayabilmek için, devletin otoritesini korumak için para ödemeyi kabul etmiş olurlar. Tabii toplumsal sözleşme meraklılarının politikalarını tatmin etmek adına vergiye bağlanma kavramına da aynı derecede ciddi itirazlar var.

Sorun devletin başkalarının hak ihlallerini durdurmak adına, kişilere karşı güç kullanımını meşrulaştırma konumuna gelebilmesi riski ve gerçeğidir ki, bu durumda hakları yönünden devlet olarak tanınan çoğunluk hükümetlerince ezilen azınlıkların hakları demokratik problemin ta kendisidir.  

Ancak hükümet  kanun ve düzeni sağlayabilmek adına, varlığını kendini korumak için yaptığı vatandaşa karşı zorlamalara dayattığında sorun başlar. Peki ya hükümet olmasa, toplumda herkes herkese karşı sürekli bir savaşa mı sürüklenir? Hobbes’e göre; savaşı önlemek için, şiddet ve hırsızlığa karşı yasalar yapmak ve anlaşmazlıkları karara bağlamak için bir mahkeme sistemi sağlanmalıdır. Ama devlet kontrolündeki hükümet programlarına destek vermek istemeyenlerin fikirlerine ne demeli? Bu, bir anlamda sözde anarşi ve iç savaş tehdidine karşı hükümetin güç kullanmasına gerekçe oluşturabilir mi?  

Verilen vergilerle kurulan silahlı otorite bazı felaketleri önlemek için baskı kullanmak adına belki kısmen gereklidir. Ama felaketi önlemek için zorlama kullanmaya devam etmek hükümet için bile yasak olmalıdır.

Siyasi otoritenin toplumsal disiplini sağlamada başarısız olduğu durumsa, hemen devletin kaldırılması gerektiği anlamına gelmez. Ancak bu durum, siyasi otorite için, vatandaşa geçerli aynı ahlaki standartları uygulamak gerektiği anlamına gelir. Ve devletin yetkisiyle görevini vatandaş üzerinde baskı olarak kötüye kullanan kamu görevlilerinin de adalet sisteminde cezalanması sisteme dahil edilmelidir.

Otoritenin reddi genellikle özgürlükçü siyasi görüşlerden kaynaklanır. Devlete düşen ise; herkes için geçerli aynı etik kısıtlamalar uygulandığı takdirde, herkes için bir özgürlükçü gelecek olacağını fark etmektir.

Siyasal İktidar sorununa "anarko-kapitalist" toplum açısından bakılırsa, toplumda, toplum polisi tarafından sağlanan hizmetlerin yerine otorite, bireyler tarafından ya da mülk sahipleri birlikleri tarafından ya da rekabet koruma kuruluşları tarafından sağlanacaktır. Yasalar yasama organı tarafından değil, pazar hakemleri tarafından yapılmış olacaktır.

Özellikle, özgürlükçü anarşistler hukukun olmadığı bir dünyada teklif de olamayacağını ve ne polis ne de mahkemelerin fonksiyonlarını ortadan kaldırmak için de teklif oluşamayacağını söylerler. Hukuku sağlamak için anarko-kapitalist mekanizma gönüllülük karşısında zora başvurmaya da edebi sözleşme imzalayarak, koruma kurumları ve hakem kiralama tercihlerinden birine yönelir. Hükümet sistemiyse, bireyleri sadece devletin hizmetini satın almak zorunda bırakıyor. Bu durumda, anarko-kapitalist sistemde, koruyucular aynı adalet hizmetinin alternatif sağlayıcıları ile rekabet etmek zorunda. Hükümet sisteminde ise tek hizmet sağlayıcı adalet tekelidir. Anarko-kapitalizmin devletle başlıca pratik çekişmesi güvenlik için gönüllü rekabetçi bir sistemde bir zorlayıcı tekelin vatandaşa üstün olmasıdır.

Burada yeniden düşünülmesi gereken; biz muhalif azınlıkların kendi çıkarlarını düşünmeden hizmet etmek için bir ulusal hükümete güvenip güvenmememiz gereği ve toplumun geri kalanını korumak adına azınlık guruplara silahlı otorite uygulayan devletin aleyhine tavır aldığı insanlardan topladığı zorunlu vergilerle gerçekten de kişileri bir bakıma zorla çalıştırmış olup olmadığıdır. Otoriter devletin alternatifi çok farklı hükümet sistemi midir yoksa anarko-kapitalizm mi?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu çağda artık "devletsiz devlet kavramı" konuşulmaya başlanmalıdır.

Kerim Korkut 
 12.05.2013 10:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 367
Kayıt tarihi
: 21.03.12
 
 

Halk Sağlığı Profesörü, Kamu Yönetimi ve Avrupa Birliği Uzmanı   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster