Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Haziran '16

 
Kategori
Hukuk
Okunma Sayısı
92
 

Devlet ve doğal haklar üzerine

Devlet ve doğal haklar üzerine
 

Eleanor Roosevelt ve İnsan Hakları Evrensel Bildirisi


Çağlar boyunca düşünürleri meşgul eden bir mefhumdur devlet. Devlet nedir ve nasıl ortaya çıkmıştır? Yazılı kaynakların geç oluşturulması sebebiyle tarihsel olarak bu soruya cevap verebilmemiz zor. Antikler devletin doğal ve zorunlu bir kurum olduğunu, modernler ise insan aklı ve iradesi sonucu ortaya çıkmış yapay bir oluşum olduğunu savunmuştur.
 
Platon ve Aristo devletin, kenttaşların mutluluğu için zorunlu ve doğal olduğunu öne sürmüştür. Örneğin Aristo sitede yaşamayan bir insanın ya canavar ya da Tanrı olabileceğini söyler. Ortaçağ düşüncesine geldiğimizde ise St. Augustine ve St. Thomas devletin doğal ve tanrısal kökenli olduğunu söylerken, İbn-i Haldun devletin kuruluşunu soybağı dayanışması ( asabiyyet ) ile açıklar. Modern siyasal düşünüşün temellerini atan Machiavelli “iktidar”, Bodin ise “egemenlik” kavramı üzerinden devleti anlatır. Modern siyasal düşünürlerden Hobbes, Locke ve Rousseau devlet düşüncelerini sözleşme teorisi üzerinden şekillendirirler. Unutulmamalıdır ki her filozof çağının çocuğudur ve kendi toplumlarının sorunları hakkında arayış içerisindedir. Saydığımız düşünürler de kendi dönemleri, toplumları ve zihniyeti içerisinde “devlet” i anlamış ve yorumlamışlardır.
 
Devletin kökeni hakkında fikir birliği olmamakla beraber burjuvazinin yönlendirdiği modern düşünce sözleşme teorisine ağırlık vermiştir. Zira sözleşme teorilerinde, devletin insan aklı ve iradesiyle kurulduğu dolayısıyla insandan sonra ortaya çıkmış yapay bir kurum olduğu dile getirilir. Bu düşünce “bireycilik” üzerine kurulu burjuvazik düşünce ile tam bir uyum içerisindedir. Bu doğrultuda insanın devletten önce de var olmasının bir sonucu olarak birtakım “doğal haklar” a sahip olduğu ve bu hakların devlet tarafından aşılamayacağı öngörülür. Nihayetinde modern siyasal düşünceye göre insan devlet için değil, devlet insan için vardır.
 
20. yüzyılın başlarında, teknolojik gelişmelere bağlı olarak bir takım otoriter ve totaliter devlet rejimleri ortaya çıkmıştır. Devleti amaç, insanı araç olarak gören bu rejimlerin siyasal düşüncesinin Antik Yunan düşüncesine, özellikle de Platon’ a benzemesi dikkat çekicidir. Bu sebeple kimi yazarlar Platon’ u tarihteki ilk totaliter filozof olarak kabul ederler.
 
Totaliter rejimlerin insanı hiçe sayan yaklaşımları, hak ve özgürlüklere aşırı müdahalesi “doğal haklar” ı bir kez daha gündeme getirmiş, bu doğrultuda II. Dünya Savaşı sonucunda insan hak ve özgürlüklerini koruma altına alan İnsan Hakları Evrensel Bildirisi yayınlanmıştır. Eleanor Roosevelt bu bildiriyi " Bütün insanlık için bir Magna Carta " olarak tanımlamıştır.
 
Sonuç olarak devletin kökeni ve anlaşılması hakkındaki düşünceler, siyasal paradigmayı ve insan hakları sürecini derinden etkilemiştir. Bu doğrultuda kabul edilen teori temel alınarak adımlar atılmış, insanın siyasal tarihteki serüveni şekillenmiştir.
 
 
 
Kaynakça
 
Alaeddin Şenel, Siyasal Düşünceler Tarihi, 2008
 
Yasemin Işıktaç, Hukuk Felsefesi, 2010
 
Yasemin Işıktaç, Hukuk Başlangıcı, 2015
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 380
Kayıt tarihi
: 17.06.16
 
 

Hukukçu. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster