Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Haziran '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
513
 

Devrim, darbe ve yitip giden çocukluğum!

Devrim, darbe ve yitip giden çocukluğum!
 

Yoksul bir Kürt kasabasında geçti çocukluğum, toprak damlı evlerin serinliğinde tandır ekmeğinin katıksızlığının tadını hayal meyal damağımda his eder gibiyim şimdi. 

Son ihtilale takıldı ilk gençlik yıllarım; aslında o zamanlar daha çocuk muydum, yoksa çocukluktan sıkılıp yeşil parkalı ağabeylerimize özenip kendimizi delikanlı gibi his etmenin bir özentimsimiydi içimizdeki o tuhaf duygu henüz o zamanlar bilmiyordum. 

İhtilale karşı bir ütopik “devrim” sevdası gizliden gizliye tüm kasabaya yayılmıştı, yeşil parka ve yeşil parkanın cebine sıkıştırılmış gazete veya dergiler ve o dönemler yaşamın bir rutini gibi algılanan silahı da belimize taktık mı devrimci olunuyordu işte. 

Oysa ne devrim yakındı, ne ihtilalin vaat ettiği “asayiş(!!!)” 

Sonu gelmez sorgu odalarında kaç gece kaldı büyüklerimiz, kaç kahvehane tarandı o dönemler, kaç anne ağladı, kaç kadın dul, kaç çocuk yetim kaldı rakamları mevcudumda yok, olması da gerekmiyor aslında; bize reva görülen sadece “acı” idi, sadece “acı” kısacık, minicik bir kelimeye dünyaların elemini sığdırabileceğiniz bir sınırsızlık vardı. 

Bir nostalji yaşıyoruz o kuşağın insanları olarak, darbecilerin hala yaşıyor olanları bir bir ekranlara, gazete sayfalarına bir kötü hatıranın anımsatıcısı olarak düşmeye başladılar. 

“Hesap sorma” argümanı ile savcıların karşısına çıkarılan dönemin kadim ihtilalcileri onca yitip giden hayatı hiçe sayıp “bugünde olsa darbe yapardık” deme pervasızlığını çekinmeden söyleyebiliyorlar en yüksek perdelerden, “hesap sorma” bir meydan okumaya dönmüş durumda. 

Yitip gitti küçük hayallerim, ne öykülerdeki kırmızı bisikletim oldu hiçbir zaman, ne de sevgiliye serenat yapacak kudretim. 

Eski radyolardan kulağıma çalınan kederli şarkıların melankolisindeyim hala, bir yoksul Kürt kasabasında unutulmuş çocukluğumun mahzun bakışlarını bir bir resimlere nakş etmek isterdim mesela, yeşil parkalı ağabeylerimizin bitmez coşkusunu, bir sorgu odasından özgürlüğe salını verilen biçare bir babanın ürkekliğini düş kırıklıklarından uzak sevdaların kulaklara çalınan muştusunu yazmak, çizmek isterdim mesela. 

Çocukluğum bitti, devrim ironik bir ütopya oldu, memlekete hiçbir zaman sükûnet gelmedi; çünkü hala oralarda çocukların hayalleri çalınıyor, hala kendi dilinden konuşmak, yaşamak isteyenlere birileri alay edercesine “dil karın doyurmaz “ diyor, oysa bize kimse onursuzca bir yaşamı dayatamamıştı tüm kırımlara, tüm yıkımlara rağmen! 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Diyordu Ozan.Yüreğimin kırıklıklarıyla geçti gözlerimden bir sürec.Emeğinizi selamlıyorum.Sevgiler...

GÜNEŞİNSULARI 
 08.06.2011 14:15
 

kaç bireyin daha çocukluğu çalınıyor ve çalınmakta. Hesabını verecek kimse olmadığı gibi o zamanlarda yapılanların doğruluğu savunulmakta. Dil karın doyurmaz belki ama milleti millet yapan kavramdır.Dil din ırk millet olmanın şartlarıdır. Tebrik ederim gerçekten çok güzel bir yazıydı...

Merve Ballı Acar 
 08.06.2011 8:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 166
Toplam yorum
: 82
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 526
Kayıt tarihi
: 02.09.09
 
 

Batmanın Beşiri ilçesinde doğdum, Mersinde yaşıyorum, edebiyata ilgi duyuyorum, yerel ve ulusal d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster