Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Kasım '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1922
 

Dikkat sağa bak! Kamyon çıkabilir. Sus...(ur) luk...???

Dikkat sağa bak! Kamyon çıkabilir. Sus...(ur) luk...???
 

Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık


"Susurluk Skandalı" veya "Susurluk Kazası", 3 Kasım 1996`da saat 19.25 sularında Balıkesir-Bursa karayolunda Susurluk ilçesi Çatalceviz. Bundan tam 13 yıl öncesiydi.

O gün Susurlukta neler yaşanmıştı. Gelin birlikte anımsayalım. O günden bu güne kadar karanlıta kalanlar aydınlatılabildi mi?

Sürekli Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık Eylemi.

1 Şubat 1997'de Avukat Ergin Cinmen ve Sürekli Aydınlık İçin Yurttaş Girişimi öncülüğünde başlatılan sivil itaatsizlik eylemidir.

Susurluk Kazası ile birlikte kimi devlet kurumlarının ve yasal görevli kişilerin yasadışı gruplarla ve aranmakta olan kimi isimlerle işbirliği yaptığının ortaya çıkması üzerine Sürekli Aydınlık İçin Yurttaş Girişimi, mafya ile ilişkisi olan milletvekilleri yargı önüne çıkana kadar tüm yurttaşları her akşam saat 21:00'da evlerindeki ışıkları bir dakikalığına kapatmaya çağırdı. Eylem kimi medya kuruluşlarının da desteğiyle zaman zaman kendiliğinden örgütlenen kitle gösterilerine dönüştü. Özellikle varoşlarda meşale eşliğinde yürüyüşler yapıldı. Adalet Bakanı Şevket Kazan'ın eylemle ilgili olarak "mum söndü oynuyorlar" şeklindeki açıklaması, toplumun geniş kesimlerinden ve siyasetçilerden büyük bir tepki gördü. 15 Şubat 1997'de eyleme Türkiye genelinde tahminen 30 milyon kişi katıldı. Şubat ayı sonuna kadar süren eylem, iktidarda bulunan Doğru Yol Partisi ve Refah Partisi koalisyon hükümetini hedef alıyordu. 28 Şubat'ta Milli Güvenlik Kurulu'nu toplantısını takip eden sürecin sonunda hükümetin düşmesinden sonra eylemler de sona erdi.

Eylemi hazırlayan platformun basın bildirisi şöyleydi:

Biz Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları, yıllardır sessiz çoğunluk, olarak tanımlanıyoruz. Kimileri de, bu sessizliğimizi, olan biten her şeyi onayladığımız biçimde yorumluyor. Bir yanda konuşmaya değer hiçbir haklı sözü olmadığı halde konuşanlar, öte yanda konuşacak çok şeyi olduğu halde susan, susturulan bir toplum! Toplum olarak, yaşamda bize sunulan sessiz çoğunluk rolünü bu kez reddediyoruz... Vatan sevgisinden, adalet duygusuna, demokrasiden hukuk devletine tüm değerleri zedeleyenlerin, hep bizim adımıza konuşması yerine, bir kez de biz konuşmak istiyoruz. Yaşamımıza karışan kirliliğin son bulmasını istiyoruz! Televizyonlarda, gazetelerde, radyolarda, acılarla çürümüşlüğün üst üste yığıldığı, görüntüler ve bilgiler yerine, keyifli, ışıklı, nitelikli haberler almak istiyoruz. Olaylardaki karmaşıklığa karşın, bizim isteklerimiz çok yalın. Suç örgütlerini kuranların ve onlara görev verenlerin, bir an önce yargı önüne çıkartılmasını istiyoruz. Olayları soruşturan kişi ve mercilere baskı yapılmamasını istiyoruz. Kirli işlerin ve ilişkilerin devlet sırrı, şemsiyesi altında gizlenmemesini istiyoruz. Devletin kendi yurttaşları aleyhinde çalışacak servisler kurmamasını istiyoruz. Ülkemizin, tüm uluslararası platformlarda, faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar ve dünya uyuşturucu trafiğindeki yüzde 80'lik payı ile anılmaktan çıkmasını istiyoruz. Ve tüm bunların, demokratik yaşam içinde, demokratik yöntemlerle bir an önce gerçekleşmesini istiyoruz. Bu ülkenin esnafı, emeklisi, işvereni, işçisi, memuru, öğrencisi, sanatçısı, yazarı, serbest meslek çalışanı olarak, imzalarımızla anlatmak istediğimiz şeyler, sadece bunlardır.

Susurluk Skandalı veya Susurluk Kazası, 3 Kasım 1996'da saat 19.25 sularında Balıkesir- Bursa karayolunda Susurluk ilçesi Çatalceviz mevkiinde meydana gelen trafik kazası sonucu, yasadışı polis- mafya- aşiret ilişkilerinin ortaya çıkması ile patlak veren skandal. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli skandallarındandır.

Kazanın ardından kamuoyu, "devlet, siyaset, mafya" üçgeninde yasadışı ilişkilerin ortaya çıkartılmasını talep etti. " Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık" ismi verilen sivil toplum eylemleriyle ve medyanın desteği ile üstü örtülen ilişkilerin ve faaliyetlerin açıklanmasını talep etti. Kaza DYP Şanlıurfa milletvekili Sedat Edip Bucak, İstanbul Kemalettin Eröge Polis Okulu Müdürü Hüseyin Kocadağ, Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatlı ile 1970 doğumlu Gonca Us, 1 Kasım 1996 günü akşam saatlerinde Kuşadası Onura Otel'e gelmişlerdir. Bucak'a ait 06 AC 600 plakalı Mercedes marka otomobille Hüseyin Kocadağ yönetiminde İstanbul'a gitmek üzere yola çıkan grup, 3 Kasım 1996 günü saat 19.25 sularında Susurluk ilçesi Çatalceviz mevkiinde benzin istasyonundan yola çıkan Hasan Gökçe yönetimindeki 20 RC 721 plakalı kamyona çarparak trafik kazası yapmıştır. Bu kaza, habercilik literatürüne "Susurluk Skandalı" veya "Susurluk Kazası" olarak geçmiştir.

Kazada, Mercedes'i kullanan Hüseyin Kocadağ, üzerinde Mehmet Özbay sahte kimliği bulunan, kırmızı bültenle aranan katliam sanığı Abdullah Çatlı ve Melahat Özbay sahte kimlikli, sevgilisi Gonca Us ölmüş, DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Bucak yaralı olarak kurtulmuştur. Olay sonrası DGM Sedat Edip Bucak hakkında soruşturma açmış ve hakkında 2 yıl hapis cezası istenmiştir. Kaza sonrası Bucak'a ait araçta bulunan silah ve dokümanlar;
930647 seri nolu 9 mm çapında Saddam marka tabanca ile bu tabancaya ait şarjör,
9 adet mermi
U544265 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka tabanca ve bu tabancaya ait 2 adet şarjör ile 10 adet mermi
L534618 seri nolu 9 mm çapında Baretta marka ve bu tabancaya ait bir adet şarjör ile 45 adet mermi
B178902 seri nolu 9 mm. çapında Baretta marka ve bu tabancaya ait bir adet şarjör ile 10 adet mermi
A925710 seri nolu 22 Calibre Baretta marka tabanca ve bu tabancaya ait 2 adet şarjör ile 12 adet mermi
22 Calibre tabancaya ait susturucu
21995 seri nolu 9 mm çapında MP 5 makinalı tabanca ve 2 adet şarjör
C42952 seri nolu 9 mm çapında MP 5 makinalı tabanca, iki adet şarjör ve 82 adet mermi
13 adet 7.62 mm çapında BKC (Biksi) mermi
100 adet 5.56 mm çapında mermi
8 adet 22 kalibre mermi
Çeşitli markalarda 3 adet cep telefonu
Bir adet ışıldak
2 adet şifreli kilitli çanta, içerisinden; 19 kalem temizlik eşyası, 2 adet İnternational Hospital üye kartı, cep bilgisayarı ve değişik kredi kartları
06 AC 600 plakalı araç adına düzenlenmiş, Sedat Edip Bucak adına onaylı 0514 seri nolu TBMM araç giriş kartı ve 46 kalem muhtelif eşya ve belge
06 EMR 15 plakalı araç adına düzenlenmiş Uluç Gürkan adına onaylı 1070 seri nolu TBMM giriş kartı
34 NUL 63 sayılı iki adet sac plaka kamaoyundan gizlı tutulmus 08.07.1987 bursa dogumlu veysel inan adına kayıtlıdır.

Kişiler Mehmet Ağar 1951 yılnda Ankara'da doğdu, baba adı Zülfü, ana adı Mualla. Aslen Elazığlı. Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olan Ağar, çeşitli il ve ilçelerde kaymakamlık yaptı.

Susurluk'taki kazada, firari Abdullah Çatlı'nın Sedat Bucak ve polis müdürü Hüseyin Kocadağ'la aynı Mercedes'te olduğunun ortaya çıkması üzerine İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın ilk açıklaması, ''Güvenlik güçlerine teslim etmek üzere götürüyorlardı oldu. Baskılar üzerine kazadan 5 gün sonra İçişleri Bakanlığı'ndan istifa etti.

Kayıp silah ve susturucular için Korkut Eken'e teslim ettiğini ve nerede olduklarının devlet sırrı olduğunu söyledi. Uyuşturucu kaçakçılığıyla suçlanan Yaşar Öz ve MİT muhbiri Tarık Ümit'e sahte yeşil pasaport vermekle suçlandı. 1997'de dokunulmazlığı kaldırıldı, 1999'da tekrar seçilerek tekrar dokunulmazlık aldı. Meclis soruşturma komisyonunda 6'ya karşı 8 oyla aklandı. Mesut Yılmaz, Erol Evcil'in uçağını kullandığını açıklayınca, bu iddiayı doğruladı.

Susurluk skandalı nedeniyle Mülkiyeliler Birliği üyeliğinden çıkarıldı. Yine Susurluk skandalı nedeniyle Tansu Çiller'le yolları ayrıldı. Parti, Ankara Belediye Başkan adayı yapmak isteyince DYP'den de istifa etti. Sedat Edip Bucak 19. ve 20. dönem Şanlıurfa DYP Milletvekili. Siverek 1960 doğumlu, baba adı İsmail Hakkı, ana adı Müzeyyen, Endüstri Meslek Lisesi mezunu, orta düzey İngilizce bilir, çiftçi, evli, ve 3 çocuk babası.

TBMM Genel Kurulu'nda 11 Aralık 1997'de dokunulmazlığı kaldırılan Sedat Edip Bucak hakkında Başsavcılık, gıyabi tutuklama kararıyla aranan Abdullah Çatlı'nın yerini bildiği halde yetkili mercilere haber vermeyerek saklamak, cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak ve vahim nitelikte silah bulundurmak suçlarından, 11 yıldan 20 yıla kadar ağır hapis istemiyle dava açılmıştı.

"Susurluk Davası" kapsamında cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak suçundan hakkında verilen beraat kararı Yargıtay tarafından bozulan DYP eski Milletvekili Sedat Edip Bucak 'devlet sırrı' gerekçesiyle açıklamadığı bazı bilgi ve resimleri mahkemeye sundu.

Milletvekili Sedat Bucak'ın Abdullah Çatlı'nın çantasından çıktığı iddiasıyla mahkeme sunduğu eşyaların eksik olduğu öne sürüldü; Abdullah Çatlı'yı 'Mehmet Özbay' olarak tanıdığını kanıtlamak için bazı fotoğraf ve belgeleri İstanbul 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'ne sekiz yıl sonra sunması, 'tutuklanma korkusu' olarak yorumlanmıştı. Akşam gazetesi, Sedat Bucak'ın mahkemeye teslim ettiği belgeler arasında, Abdullah Çatlı'nın günlüğünün bulunmadığını duyurmuştu. Hüseyin Kocadağ 3 Kasım 1996'da Susurluk yakınlarında meydana gelen ve hayatını kaybettiği kaza sırasında Bucak'ın arabasını Kocadağ kullanıyordu.

Bucak Aşireti ile tanışıklığı Siverek İlçe Emniyet Müdürü olduğu döneme dayanıyordu. Bucak'ın yakınlarından işadamı Ali Oto'nun iddiasına göre Kocadağ, Abdullah Çatlı'yı gerçek ismi ile tanıyor ve ona Reis diye hitap ediyordu. Abdullah Çatlı 1956 yılında Nevşehir'de doğdu. 1978'te de Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcılığı'na seçildi. 9 Ekim 1978'de de Ankara ili Bahçelievler semtindeki 7 TİP'li öğrencinin katledilmesi olayının planlayıcısı ve baş sorumlusu olduğuna ilişkin tutuklama kararı, olayın üzerinden 4 yıl, 4 ay geçmesinden sonra gerçekleştirilebildi.

1993'de Türkiye'ye gelen ve taşıdığı Şahin Ekli adına düzenlenmiş pasaport ile gözaltına alındığında Yeşilköy Havaalanı'nda alınan parmak izleri yıllar sonra kumarhane işleticisi Ömer Lütfü Topal'ı öldüren otomatik silahlardan birinin şarjöründe de bulundu. Çatlı'nın 26 Nisan 1996'da Ömer Lütfü Topalve manevi oğlum dediği Veysel İnan ile aynı uçakta Kıbrıs'a gittiği ve aynı otelde kaldıktan sonra 1 Mayıs 1996'da geri döndüğü de kayıtlardan ortaya çıktı.

Derin devletin dibine inilebildi mi? İçindekiler yargılandı mı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir kara mizah filmi gibi geçen yıllar... Ne şiş yandı ne kebap.....Ama biz umutlarımızı kaybetmedik, kaybetmeyeceğiz. Sevgimle.

Olgun Ekinci 
 04.11.2009 19:16
Cevap :
Nasıl bir ülke burası, nasıl bir insanlık. Susurlukla ilgili belleklerde bir iz kalmamış. Oysa pisliğin gökyüzüne fışkırdığı tarihtir. Nasıl da unutturuyorlar...  05.11.2009 9:56
 

Her ne olursa olsun, o zaman halkın sesi bütünlüğü harikaydı. Evet,hala yalanlarla kandırılmaya çalışılıyor. Ama Tüm Türkiyenin tek ses vermesi umut vericiydi.Hepimiz bir olduk ve tek ses çıktı. Şimdilerde ihtiyacımız olan ses.Şimdi de barış için ses versek ya...Hatırlatman için teşekkürler.Zaten o olayı ve altındakileri unutmak mümkün değil.Sevgilerimle.

SINIR 
 03.11.2009 22:41
Cevap :
derin devletin dibi ağartılmadan, demokrasi ya da açılımı olamaz. Yola çıkanlar derin devlet kuyusuna düşmeye mahkumlar.  04.11.2009 16:08
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 221
Toplam yorum
: 1772
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1772
Kayıt tarihi
: 27.09.06
 
 

Evli bir kız çocuğu babasıyım. Yüksekokul mezunuyum. Bir kamu kurumunda çalışıyorum.16.03.2017 ta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster