Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ağustos '06

 
Kategori
Dilbilim
Okunma Sayısı
5806
 

Dil kirlenmesi

DİL SUÇLARINA HANGİ MAHKEME BAKIYOR?

Cumhuriyet’in en önemli projesi “ulus-devlet”in temelini oluşturan Türk dili temelli kültürel aydınlanma hamlesi, can çekişme noktasına geldi.

Bilindiği gibi, Atatürk’ün en önemli hassasiyet ve ilgi noktalarının başında Türk dili ve Türk tarihinin araştırılması, öğretilmesi vardı. Hatta, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun ruhunda da dil birliği amacı yatmaktaydı. Daha sonraki yıllarda bu projeler, Atatürk tarafından Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu kurularak hayata geçirildi. Mirasının bir kısmını bu Kurumların yaşaması için bırakan Atatürk, böylece, en önemli vasiyetinin de Türk dili ve tarihinin araştırılması olduğunu belirtmiş oluyordu.

Yıllar içinde Atatürk’ün temellendirdiği bu Türk dili ve Türk tarihi tezli aydınlanma hamlesi yazık ki adamakıllı aşındırıldı.

Türk dili, 12 Eylül 1980 askerî harekatına kadar siyasî tartışmaların odağında kaldı. Kelimelere siyasî hüviyetler yüklenerek dil üzerinden politika yapıldı. 80’li yıllardan sonra ortaya çıkan II. Cumhuriyet sevdalıları, “ulus-devlet”i, başımıza gelen bütün belaların en önemli sebebi olarak gördüler; kalkınma ve gelişme için “Türk” ve “Türklük” unsurlarını çağrıştıran her türlü değerin yok edilmesini gerektiğini gizli yahut açık olarak dillendirdiler. Bunlar işlerine gelen siyasî iktidarlara sırtlarını dayayarak Cumhuriyet’in bütün kazanımlarını hedef almaya başladılar.

Demokratikleşme ve küreselleşme” gibi herkese, her kesime hitap eden, içi istenildiği gibi doldurulabilecek çerçeve kavramlar ve sloganlar sayesinde uluslar arası, hatta kıtalar arası güçlerden istedikleri desteği görmekte gecikmediler. Artık bunlar “in”di. “Türk”, “Türk dili”, “Türk tarihi” kavramları, bu, küresel aydınlar tarafından (!) geri kalmışlığımızın, demokratikleşemememizin sebepleri olarak görülüyordu. Uzun lafın kısası, Türk dili bir kez daha aydın ihanetine uğramıştı… Tıpkı I. Göktürk Kağanlığında olduğu gibi, tıpkı 12. yüzyıl Anadolusunda olduğu gibi…

Günümüzde Türk dilinin karşısında küreselleşme ve yerel aşındırmalar dağ gibi dikilmiş durmakta. Bunlardan önce küreleşme heyulası üzerinde durmak istiyorum. Kavram, tam olarak tanımlanmamış olsa da, dünyanın, bilgi ve iletişim teknolojisi sayesinde ticarî, siyasî ve kültürel olarak yakınlaşması, daha sonra da “birleşmesi” anlamına geliyor. Tabii, bu projeyi ortaya koyan, izleyen ve gerçekleşmesine “emek” harcayanlar, dünyanın büyük siyasî ve ekonomik güçleri. Diğer bir deyimle dünyanın “sahipleri”. Küreselleşen dünyada, orkestra şefinin ortaya koyduğu notanın dışında çıkmamak, onun el hareketlerini iyi takip etmek ve onun şefliğindeki (yahut şerifliğindeki!) besteleri çalmak mecbur. Bu anlamda onun dili belirleyici, ve dahi her şeyi betimleyici bir dil. Bilim ve sanat ancak onunla yapılır. Diğer diller “yerel” ihtiyaçları karşılar, günlük hayatta kullanılırlar. O ülkelerin bilim kurumlarında bile bu diller “tezyif ve tahfif” edilir. Buna karşı çıkanlar “dil bilmeme kompleksiyle” suçlanırlar, çağdaşlık adına. İşte bu ülkelerden biri de Türkiye’dir yazık ki. Atatürk’ün bir çağdaşlık projesi olarak ortaya koyduğu Türk dilli toplumsal dönüşüm, bugünün “çağdaş mandacıları” tarafından küreselleşmenin önünde bir engel olarak görülmektedir.

Aşındırmanın ikinci merhalesinde yazı ve konuşma dilimiz tahrip edilmekte ve işin daha acısı bunu hiçbir kurum, kuruluş denetleyememesi bulunuyor. Kültürün en önemli unsuruna karşı işlenen alenî suçlara hiçbir toplumsal ya da yasal hiçbir yaptırım yapılamamaktadır. Sanki 15. yüzyılın Anadolusunu yaşıyor gibiyiz:

Türk diline kimesne bakmaz ıdı

Türklere hergiz gönül akmaz ıdı.

diye inleyen inleyen Âşık Paşa’nın Anadolu’sundan farklı mıyız?

Günümüz Türkiye’sinde durum 12. yüzyıldan daha da vahim. Çünkü önceleri, kitle iletişim vasıtaları yaygın olmadığı için yabancı dillerin etkisi kendini kısa sürede gösteremiyordu. Oysa şimdi en ücra köşelere bile ulaşabilen kitle iletişim araçları ile bir toplumun bütün kültürel temellerini kısa sürede değiştirebilmek mümkün.

Dildeki kirlenmenin boyutlarını yabancı dil kullanımı ile kendi dilini kullanamama çelişkisinde trajik biçimde gözlemlemekteyiz: yabancı dillerden alınan kelimeler, deyimler, cümleler büyük bir özenle, dikkatle yazılıyor; anlamlandırılıyor. Hatta bu dillere ait kelimelerin “etimolojileri” bile yapılıyor. Yabancı dil konusunda üstat kesilenler, kendi dillerinde bir satır yazıda en az birkaç imlâ ve dil hatası işliyorlar. Örneğin check-up sözcüğünü yanlış yazan kimseyi görmedim. Ama, yanlış ile yalnızı doğru yazabilenlere “aferin” diyorum. Kültür değerlerini baş tacı ettiğini zaman zaman dillenlendiren bir gazetenin başlığının yanında şöyle bir reklam ilanı var: “Kyryşler Ayranı”. Önce anlamakta güçlük çektim, hatta dizgicilerin alışılagelen hatalarından biridir diye düşündüm. Nihayet bu firmamızın Eyropa standartlarıyla yarışmak için harfleri değiştirdiğini fark edebildim. İşte size bir başlık hediye edeyim: Eyropa’yı Bu Kez Ayranımızla Fethettik…

Bir başka mesele de yerel dillerin yazı dili haline getirilmesi ödevimiz. Bütün matbuat el birliği yapmış, Türkçe dışındaki dillerle yapılan yayınlar, açılan dershaneler, dershanelerde kaç kişinin eğitim gördüğü; dershane müdürlerinin eğitsel geçmişleri, kursiyerlerin anadillerine ne denli susamışlıkları… Çaycı Davut’un adını Dawut olarak yazma iştiyakı… uzayıp giden mühim söyleşiler.

Geçen günlerde anlı şanlı gazete, yerel dillerdeki seslerin alfabeye dahil edilmesini isteyen bir başlık atmış: w’ye özgürlük! Yerel dillerin harfleri alfabemize girerse Türkiye’nin önü açılacakmış, özgürlükler ve insan hakları bakımından Eyropa ölçüsüne gelecekmişiz. Bunlara dilin fonetik ve sosyolojik yasalarından söz edecek değilim. Ancak, bu yayın organları, sayesinde hayatlarını idame ettirdikleri Türkçe ile ilgili herhangi bir duyarlılık noktası oluşturmuşlar mıdır, bunun gereğini düşünmüşler müdür? Yoksa bazılarının dediği gibi Mütareke yılları İstanbul’undan daha beter hale mi geldi Babıali (düzeltiyorum: İkitelli)?

Her şeyimizi Eyropa standartlarına getiriyoruz. Peki, bu sistemin içinde dil suçlarına bakan bir mahkeme yok mudur? Dilimi, her gün dilim dilim dilimleyen yazar, çizer, gazeteci, altyazı operatörü, DJ’ler, VJ’ler ve paket SMS hazırlayıcılarını şikayet edeceğim de!!!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 5742
Kayıt tarihi
: 19.08.06
 
 

Akademisyenim.. Türk dili üzerinde çalışmaktayım. Dilin, Türk kültürünün en önemli taşıyıcısı olduğu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster