Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
641
 

Dil Polisleri...

Dil Polisleri...
 


Türkçe'nin kirlendiğinden, dilimizi giderek kaybettiğimizden, Türkçe'nin gençler arasında İngilizceyle karıştırılmış yeni "tariflerle" kullanılmaya başlandığından dem vuruluyor. burada yazmaya başladığımdan beri zaman zaman "Türkçe'yi doğru kullan, yeni cümleye büyük harfle başla" gibi uyarılarla ikide bir karşılaşıyorum.


Etrafta bir Türkçe koruma duygusuyla birbirini ispiyonlayanlar, birbirini TDKya şikayet edenler, TDK'dan da kullandığı ifadeler yüzünden "anandan özür dile" demelerdir gidiyor.


Belediyeler giderek dükkanların levhalarında Türkçe isimler kullanma zorunluluğu getirmekte ve fakat nedense bu yasa yabancı markalar için geçerli olmadığından örneğin o esnafın dükkanında alabildiğine yabancı markalar satması kimseyi rahatsız etmemekte.


Hatta örneğin Türk bisküvi imalatçılarının da ürünlerine -Soho, kremole, şokella filan gibi isimler takıp, firmalarına yabancı markalar bulup bunları Sanayi bakanlığında tescil ettirmek için tonla para dökmeleri de kimseyi rahatsız etmezken, küçük esnafın dükkanının adının Türkçe olması çok önemli mesele haline gelmekte. Neresinden tutarsanız tutun elinizde kalır.


İnsan dil olmadan düşünemez. Bunu ben söylemiyorum. Modern dilbilim söylüyor. Dil, iletişim için bir araç değildir. Dil olmadan iletişim olamaz. Dil ile düşünüyoruz. ve hatta maymunluktan çıkmak için ellerimizi kullanmaya başlamış olan atalarımız aynı zamanda ses tellerini de iletişim için kullanma konusunda evrim geçirmeye başladılar.


Dil bir kültürel varlıktır ve kültürümüzü nasıl yaşıyorsak, dilimizi de öyle konuşuruz. Yani somutlarsak, Türk insanı nasıl düşünüyorsa dili de öyledir. Türk insanının yıllara göre kültürü nasıl ve nereye doğru gidiyorsa dili de oraya gidiyor. Nurullah Ataç zamanındaki yazı dili ile bugünkü yazı dili arasında dağlar kadar fark var.


Yazı dilini "doğru kullanmak" diye bir şey yoktur. bu tamamen kültürel iktidarın kurulmasına yönelik bir çabadır. Yani baskın olan kültürün "öteki" ya da "ikincil" olan diğer kültürlere kendi değerlerini dayatmasından başka bir şey değildir.


Bu nedenle Dil devrimi zamanında doğru olan ve o zaman için "doğru türkçe" olarak tanımlanan pek çok sözcük artık yok. Hepimizin bildiği "Düğün" sözcüğü, bundan 50 yıl önce öz ve daha doğru bir Türkçe için "dügün" yani ğ yerine g ile yazılmaktayken günümüz kullanımında g harfi ğ'ye dönüşmüştür.


Oysa eski ve öz türkçede söylenişi ve yazılışı Nurullah Ataç tarafından da doğru kabul edilmiş olan "büğün" sözcüğü, günümüzde "bugün" e dönüşmüştür. Bu nasıl oluyor? birbirinin tam tersi iki örnek. ve birbirinin tam tersi iki kural.


Dile dair polislik yapılamaz. Bu kabul edilemez. İstediğiniz kadar korumaya alın, on yıl sonra hepsi unutulur. Çünkü dil, zaman içinde insanlarla, insanların kültürel üretimleriyle ve etkileşimleriyle değişen bir olgudur.


Dili bir an içinde zamanda dondurup da kuralları budur diyemeyiz. Ama yazı dili bunu yapabildiğine inanır. bu yüzden baskın ve başat iktidar da "yazı dili" üzerinden kurulur. Ve "ötekilerin" değerleri yazı üzerinden yargılanır ve dışlanır, aşağılanabilir, ya da yoksayılır.


Ama tüm devrimler halkın günlük diliyle yani sözel iletişimleriyle başlar.


bu yüzden "yazı" , nedense onu " dil " denen o devasa okyanustan üstün zanneden dil polisleri için dilden önce gelen bir şeymiş gibi algılanır.


kaynaklar: Ferdinand de Saussure- Genel Dilbilim adlı temel eseri,


Emile Benveniste, yky yayınlarından çıkan Genel dilbilim sorunları

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Jülide Gülizar, "Dil bir toplumun bağımsızlık simgelerinden biridir.Tıpkı toprak gibi,ulusal para gibi, bayrak gibi ve tıpkı ulusal marş gibi." yazmış,'Where Are You Going Turkçe?' adlı kitabında..Ayni kitapta atıflar var: Suat Taşer; anadil için "ana sütüdür", Yahya Kemal; "Bu dil ağzımda annemin sütüdür", F.H.Dağlarca;"Türkçem, benim ses bayrağım" tanımı yapmışlar. Aynı kitaptan: ODTÜ lü prof. anlatıyor;"6 aylık bir süre için gittiğim ABD de bir akşam meslektaşlarım bana Türkiye'deki üniversiteleri sordular....ODTÜ de hangi yabancı dil ağırlıklı olarak okutulduğunu sordular. ..Kendilerine üniverstemizde ağırlıklı yabacı dil okutulmadığını eğitimin İngilizce yapıldığını anlattım..." ABD'li Prof'un ne dediğine bakın, "Nee? Siz sömürge misiniz? Eğitim her ülkede kendi anadiliyle yapılır. Bunun yanı sıra ağırlıklı bir yabancı dil okutulur."...Hepimiz yanlış yapıyoruz. Ama yanlışta direnmeyi anlamakta güçlük çektim. H.Hüseyin Dulun

Hasan Hüseyin Dulun 
 30.05.2007 19:53
Cevap :
Tüm bu saydıklarınız akıntıya karşı yüzmekten başka bir şey değil. kültür ve siyaset ekonomiden bağımsız bir yapı olamaz. aynı şekilde tersi de. böyle olunca hadi Türkçeyi koruyalım ama yabancı dilde markalaşmaya hiç bulaşmayalım çünkü ihracatta rekabet şansı olmaz dersek komik oluruz. Eğer bana söylediklerinizle, ürünlerine yabancı dilde marka adı veren bir büyük şirketin yönetim kurulunu da ikna edebilirseniz başarılı oldum diyebilirsiniz. teşekkürler ve selamlar.  30.05.2007 22:42
 

:)) zaten o dil konuşulmaya başlandı mı? sevgilerimle..

erol aslan 
 22.04.2007 14:06
Cevap :
evet tabii. ama bizim ülkemizde henüz abd de olduğu kadar değil belki de. ama bizde de olacak.  22.04.2007 19:06
 

4-5 gün önce bir ayakkabı fabrikasını gezerken dikkatimi çekmişti. Koca fabrika da imal edilen ve edilmiş kargoya verilmek üzere bekleyen ayakkabı markalarını görünce çok şaşırmıştım. Neredeyse üçte ikisi yabancı bir isim ile yapılmıştı. Acaba bir gün tüm dünya aynı dili mi konuşacak desiniz? Ve size katılıyorum. sevgilerimle..

erol aslan 
 22.04.2007 11:35
Cevap :
markalarla ve küreselleşmeyle dünyada bir babil kulesi inşa ediyoruz belki de dediğiniz gibi. hepimiz aynı dili konuşacağız. o da paranın dili olacak. teşekkürler ve selamlar benden de.  22.04.2007 11:48
 

Öğretmen arkadaşların 'CÜMLE' isimli çıkardıkları dergi için derginin isminden hareketle, dilin toplumsal, siyasal ve iktisadi alandaki rolu üzerine 'CÜMLENİN EDİMİ'başlıklı bir yazı döşedim.Yazı blogumda ve Milliyet Eğitim sayfasında yayınlandı. Allah inandırsın bir yorum almadı.sendeki yorum bolluğunu kıskandım. Allah aşkına olumsuzda olsa bir iki yurumcu yönlendirsen diyorum o yazıma.Hanidir senin bu alemde kanaat önderliğin mevzu.Şu fakire bir iki yorum falan,filan,feşmekan.......

Erol Kalaycı 
 24.03.2007 12:07
Cevap :
Erdoğan Bey "cümlenin edimi" başlıklı yazınızın gözümden kaçmasına üzüldüm hemen gidip okudum bi de yorum yazdım. ilginç ve "dar alanda kısa paslaşmalar " şeklinde bi yazı olmuş. selamlar.  25.03.2007 14:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 121
Toplam yorum
: 1956
Toplam mesaj
: 568
Ort. okunma sayısı
: 2661
Kayıt tarihi
: 09.07.06
 
 

Başkentte doğmuşum ve orada gidilecek tüm okullara gitmişim: ODTÜ-Psikoloji ve Ankara Üni. İletiş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster